Yerel ve hatta küresel ekonomi ile ilgili haberlerden sıkıldıysanız, bizleri yerkürenin dışına çıkaran, son derecede dikkat çekici bir haberi siz okuyucularımla da paylaşmak ve ufuk açıcı bu haber üzerine biraz düşünmek, biraz düşündürmek ve yorum yapmak istiyorum.


NASA uzay madenciliğini başlatacak çok önemli bir hamle yaptı, 10 kentrilyon dolarlık proje için ilk adımı attı ve asteroidlerde araştırma yapması için AR-Ge aşamasında olan uzay aracının yapımına başladığını duyurdu. NASA’dan konu ile ilgili yapılan açıklamada söz konusu uzay aracının 2022 yılının Ağustos ayında fırlatılmasının planlandığı bilgisi paylaşıldı.
Güneş Sistemi’nde yer alan asteroidlerde bulunan kıymetli madenler işletilebilirse dünya ekonomisinin bütün dengelerini çok derinden etkilenecektir, NASA’nın uzay aracı göndererek üzerindeki değerli madenleri çıkarmak istediği asteroidde bulunan kıymetli madenlerin ekonomik değerinin 10 kentilyon (10 bin katrilyon) dolar civarında olduğu hesaplanıyor.
10 kentilyon (10 bin katrilyon) dolar değerindeki 200 kilometre genişliğindeki asteroid dünya ekonomisinin tamamında daha değerli, söz konusu göktaşına gömülü demir, nikel, altın, platin, bakır, kobalt, iridyum, rodyum ve benzeri değerli madenler bulunuyor.
Gelecek bilimciler tarafından uzay madenciliği bu yüzyılın en büyük iş kolu olarak görülüyor, Jüpiter ve Mars’ın arasında yer alan asteroidlerde yer alan ham maddelerin gezegenimize getirilmesi elbette şu an için oldukça maliyetli. Ancak gelişen teknoloji ile uzay seyahatlerinin maliyetinin düşmesi ve uzay madenciliğinin de yaygınlaşması bekleniyor.
Aslında pek bilinmez lakin insanoğlunun uzay madenciliği çok eskidir, eski çağlarda hükümdarlar için yapılan özel kılıçların büyük çoğunluğu göktaşlarından imal edilmiş ve göklerden hükümdar için gönderilen bir egemenlik sembolü sayılmıştır. Göktaşlarında bulunan nadir elementlerin çok üst kalitede çelik elde edilmesini kolaylaştırdığı bilinmektedir. Demirin zor elde edildiği ve nadir metaller ile güçlendirilme yöntemlerinin bilinmediği çağlarda gökten düşen meteorlardan elde edilen demir ile hükümdarlar için çok özel kılıçlar dövülmesinin tanrılar tarafından göklerden gönderilmiş bir hükümdarlık ve iktidar alameti sayılmasına şaşmamak lazım. İngiliz mitlerinde yeralan taşa saplı kılıç Ekskalibur hakkındaki efsane Robert de Boron’un Merlin adlı şiirinde “Sword in the Stone” (Taştaki Kılıç) olarak geçer. Kral Arthur, kılıcı saplandığı taştan çekip çıkarır ve bu sayede gücünü ve hâkimiyetini ispatlar. Ekskalibur’un hükümranlık alameti sayılması efsanesinin altında yatan bilimsel gerçek ise büyücü olarak da kabul edilen demircilerin göktaşlarından elde ettiği özel çelikdir.
Ayrıca eski çağlarda inşa edilmiş tapınaklarda tanrıların simgesi olarak kullanılan bir çok heykelde göktaşlarından yapılmıştır bunlardan en çok bilinenlerinden biri de Kabe duvarında yer alan Hacerü’l-Esved’dir .
Neyse, konumuz eskiler ve geçmiş, büyü yada sihir değil gelecek ve geleceği tahmin etmeye çalışıyoruz.
Göktaşlarından elde edilerek, uzayda inşa edilecek ve sonsuz miktardaki güneş enerjisi ile çalışan, robotik fabrikalarda yerçekimsiz koşullarda saflaştırılacak metaller bir kere dünyadaki çevre kirliliğini ve doğa tahribatını tamamen ortadan kaldıracaktır. Yerçekimsiz ortamda yapılacak alaşımların çok daha yüksek bir performans göstereceği biliniyor. Bu teknoloji bir kere geliştimi insanlığın demir başta olmak üzere madenlere çok kolay ulaşması, madenlerin çok ucuz ve bol bulunur nesneler olması kaçınılmaz olacaktır.
Örneğin demir bol ve çok ucuz olsa insanlar rahatlıkla en şiddetli depremlerden, en korkunç fırtınalardan bile etkilenmeyen çok güçlü binaları, çok ucuza yapabilir değil mi?
Belki okurlarıma uzay madenciliği çok fantastik bir uzak gelecek olarak geliyor olabilir lakin inanın bana hiç de öyle değil. Daha 1990 yılında her evde ve hatta her insanın cebinde birbiri ile iletişim kurabilen birer bilgisayar olacak, bu bilgisayarlar ile insanlar birbirleri ile görüntülü konuşup bilgi, belge, müzik, fotoğraf ve film paylaşacak deseydiniz bilgisayarcılar bile akıl sağlığınızdan şüphe ederlerdi. Oysa bugün hepi topu 30-40 yıl içinde hepimizin günlük hayatında kullandığı bir teknolojik gerçek oldu, hatta vazgeçilmezimize dönüştü.
Bizim toplumumuz bilimsel icatlar ve coğrafi keşifler çağını kaçırdı, güç ve zenginlik kaybetti sonuçta geri kaldı, şimdi ise önümüzde yepyeni bir keşifler çağı açılıyor bu seferki keşif seyahatleri dünyamızın dışında olacak ve eğer bizlerde ne yapıp edip bu seferlere katılacak bilgi, beceri, teknoloji ve ekonomik güce sahip olamazsak daha da fazla geri kalacağız. Odağımızı bu tip gelişmeler yerine arkaik davaların kavgasını vermeye hizalarsak emin olun geleceğe yönelik hiç bir şansımız kalmayacaktır.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz