Gerçekten Kaçış: Sinema

131

Sinema sanatı; savaş, ekonomik kriz gibi olağan dışı durumlarda eğlence işlevine farklı eklemelerde bulunur.

İkinci Dünya Savaşı’nın ekonomik ve manevi yıkımında da sinemanın popüler kanadı yıkımdan etkilenen insanlar üzerinde bu işlevlerini göstermiştir. Peki nedir bu işlevler?İstanbul’un kilitlenen trafiğinde kendinizi bir alışveriş merkezine attığınızı düşünün. Sinema’da güzel bir komedi filmi var ve ailenizle o filme girdiniz, film boyunca tüm stresten uzaklaştınız. Ya da bir korku filmine girdiniz, sinemanın verdiği o güvenli ortamda korku duygunuzu ortaya çıkardınız ve ailece güzel bir zaman geçirdiniz.

Evet işlev tam olarak da bu!

Sizi bulunduğunuz gerçeklerden uzaklaştırıp yepyeni toz pembe gerçeklere kavuşturmak. Peki bu toz pembe gerçeklerin ardında neler var?

Tarihe baktığımızda korku ve komedi filmlerinin çeşitli bunalım dönemlerinde ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Tabii korku ve komedi türünün insanlar üzerinde salt toz pembe düşünceler oluşturması ekonomik krizle anlamlı bir bütün oluşturmaz.

Mannoni’ye göre insanın sahip olduğu yaratıcı yetenekleri onu korkunun yaratıcısı ve diğer insanlar üzerindeki korkunun propagandacısı haline getirir. Otorite sahibi erk tahakkümünü sürdürmesi için söz konusu korkuyu üretmekte ve diğer insanlar üzerinde bu korkuyu bir propaganda aracı olarak kullanmaktadır.

“Özellikle dinsel ideolojinin belirleyiciliğinde politika üreten muhafazakâr iktidarların kendilerine yönelik tehlike olarak gördükleri gelişmelerin yaşandığı süreçlerde, doğaüstü güçlerin kullanıldığı korku türündeki filmleri devreye soktuğu görülmektedir.”*

Komedi filmlerine gelecek olursak, işin o kısmı da gayet açık.

Eleştiri ve düşünceden uzak komedi filmleri çıktıkları, dönem itibariyle seyirciyi düşünmekten alıkoyarak, filmleri otoritenin propagandası konumuna getirirler. Böylece Recep İvedik tarzındaki filmlerin yakaladığı gişe başarısını anlamlandırmak mümkün hale gelmektedir. Hollywood ve diğer ülkelerin istatistiklerine baktığımızda da ekonomik buhran zamanlarında kaçış filmleri olarak nitelendirdiğimiz korku ve komedi filmleri gişede yüksek başarı sağlamaktadırlar.

Korku filmleri açısından da durumu kendi ülkemizdeki tabloya uyarlayacak olursak 2000’li yıllara kadar Türk korku sineması belirgin oranda düşükken 2000’li yıllarda iktidarın değişmesiyle birlikte korku filmlerin sayısında da birkaç kat artış meydana gelmiştir.

2000 öncesindeki teknik yetersizlik de korku türünün eksikliğinde etkilidir muhakkak -ki usta sinema düşünürü Scognamillo kitaplarında sebebi teknik yetersizlikle açıklamıştır- ancak bu etkilere dönemin ideolojik ve politik havasını eklemezsek büyük bir eksiklik olacaktır.*

Sonuç olarak enflasyonun tavan yaptığı, doların rekor kırdığı bu günlerde kaçış filmlerinin etkisi devam etmektedir. Bu etki ekonominin düzelmesiyle değişir mi bilinmez ama seyirci-yani halk-  o toz pembe dünyayı bir süre daha gerçekte yaşayamayacak sanırım.

*Halis Ş.A. (2017).Tarihsel bir karşıtlığın tezahürü: 2002 sonrası Türk korku filmlerinde bilim-din çatışması. Selçuk İletişim 9 (4) 221-237.