GENÇ ŞAİR KARABULUT: ŞAİR, KARANLIĞIN VE AYDINLIĞIN ORTASINDA BULUNMALI

0
11

Duygularının tercümanı, kaçışlarının bir yolu olarak daha 18 yaşında kendi şiirlerini kaleme alan ve bir şiir kitabı da olan şair Onat Karabulut, edebiyatın hem kendisi hem de toplum için neleri ifade ettiği hakkında gazetemize konuştu.

Esma ALTIN/ANKARA

İçinde hissettiklerini dile getirmek için edebiyatı kendine bir kaçış yolu bir tercüme olarak benimseyen 18 yaşında kendi şiir kitabını çıkarmış genç şair Onat Karabulut, gazetemize konuk oldu. Edebiyatın kendisinde yeni bir dönemi başlattığını dile getiren Karabulut; “Aslında edebiyata olan ilgim benden ayrı büyümedi. Ama edebiyatın bende yeni bir çağ açması, Oruç Arouba’nın aforizmalarıyla başladı. ‘Yürüme’ kitabını ilk okuduğumda, hali hazırda sahip olduğum düşüncelerin kıymetini öğrendim. Hemen ardına Ulus Baker’i okumam ise bende yeni bir çağ açmış, olaylarla evrensel bakabilmeyi öğretmişti. Bu yazarları takiben gelen Nietzsche ve Bukowski ise bende bir şeyler yazma isteği uyandırdı. Öğrenmek, öğrenmeyi; okumak, okumayı getiriyordu. Ama her şey bir kenara, olayların özüne inersek, edebiyat benim için bir seçimden çok zorunluluk olmuştur diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

- Reklam -

‘ÖĞRENMEK ÖĞRENMEYİ; OKUMAK, OKUMAYI GETİRDİ’

18 yaşında genç bir şair olarak edebiyata olan ilgisinin nasıl başladığını anlatan Karabulut şunları dile getirdi; “26 Şubat 2002 doğumluyum; Ankara’nın Altındağ ilçesinde dünyaya geldim. İlkokuldan lise 2’ye kadar Ankara’da öğrenim gördüm. Belli sebepler neticesinde, Antalya’ya, abimin yanına taşındım ve lise öğretimimi orada tamamladım. Şu anda Ankara’da bulunuyor ve yaşamımı burada sürdürüyorum. Aslında edebiyata olan ilgim benden ayrı büyümedi. Ama edebiyatın bende yeni bir çağ açması, Oruç Arouba’nın aforizmalarıyla başladı. ‘Yürüme’ kitabını ilk okuduğumda, hali hazırda sahip olduğum düşüncelerin kıymetini öğrendim. Hemen ardına Ulus Baker’i okumam ise bende yeni bir çağ açmış, olaylarla evrensel bakabilmeyi öğretmişti. Bu yazarları takiben gelen Nietzsche ve Bukowski ise bende bir şeyler yazma isteği uyandırdı. Öğrenmek, öğrenmeyi; okumak, okumayı getiriyordu. Ama her şey bir kenara, olayların özüne inersek, edebiyat benim için bir seçimden çok zorunluluk olmuştur diyebiliriz. Hakeza beni Oruç ve Ulus’u okumaya iten, yaşadığım dünyadan ve gündelik hayatın bunalımlarından uzaklaşma isteğiydi.”

Edebiyata yönelmenin kendisi için bir kaçış yolu olduğunu belirten Karabulut şunlara dikkat çekti; “Belki doğru, belki yanlış fakat fikrimce bahsettiğimiz çoğunluğu teknoloji dünyasına itekleyen şey, benim edebiyata yönelmiş olmamla aynı sebepten doğuyor; ‘kaçmak’. Yaşadığımız çağ, yaşadığımız dünya, gerçeklerin kullanıldığı bu dönem, bizlerin etrafını sarmış durumda. Kafamızı pencereden uzattığımızda, gerçeklerin bir maşa olarak, yaşadığımız ‘yalan’ için kullanıldığını görmemek ne mümkün. Duyguların bile makineleşmiş olduğu, kalplerin bile fabrikalaşmış olduğu bir çağdan, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde kaçmak, bir eyleme geçmek, bizlere yaşadığımızı hissettiren tek gerçek. Dolayısıyla bir fark görememekteyim. Orta halli, vakit ve nakit sahibi olanlar için ikisi de kaçmaktır, ikisi de yalnızca seçimdi yahut zorunluluktur.”

‘ŞAİR, TOPLUMUN HER DÜZEYİNDE YER ALMALI’

Belli bir konu veya temaya bağlı ya da sıkışıp kalmanın doğru olmadığını savunan Karabulut, şu ifadelere yer verdi; “Şiirlerimde özellikle işlediğim bir konu veya tema bulunmuyor. O an da oluşan duygu ve düşünceler beni, kaleme ve kağıda, anlatmaya itiyor. Ama buna bir tema ve konu yüklemek gerekirse, karamsarlık diyebilirim. Karanlık bir çağda yaşıyoruz. Görmek, anlatmak için karanlığın içinde bulunmak gerekiyor. Hal böyleyken, karamsar olmamak, karamsar yazmamak benim için zor. Ama yaptığımı doğru bulmuyorum. Şaire bir ideal yüklenmemesi taraftarıyım; bu onu yazdıklarına tutsak etmekten, kendi etrafını çitlerle çevirmesinden fazlası değil. Fakat yine de sorumluluğu olan misyon, bir elinde karanlığı, öbür elinde aydınlığı bulundurmasından geçiyor. İki tarafa da ait olmadan, iki tarafa da hakim olabilmeli diye düşünüyorum. Şair, okuyucularını içinde bulunduğu karanlığa çekmemeli, içinde bulunduğu karanlığı da hakeza aydınlatmamalı. Şair, insanlara, görmek için aydınlığın bir şart olmadığını gösterebilmeli. Toplumun her kesiminde ve düzeyinde yer almalı. Şiir de toplumsal olayların ve toplumun sahip olduğu kültürün etkisi, gözden kaçmayacak kadar büyüktür. Fakat dediğim gibi; şair, karanlığın ve aydınlığın ortasında bulunmalı. Toplumun üstünde veya altında olmak yerine tam içinde bulunmalı ve gözlemlerini halka aktarmalı. Bunu da elimden geldiğince yapmaya uğraşıyorum, çabalıyorum.”

Genç yaşta edebiyata dair ürünler ortaya çıkarmasının ilerleyen süreçlerde bunu bir meslek haline getirebilir mi sorusunu yanıtlayan Karabulut, şu açıklamalarda bulundu; “Gelecekle ilgili planlarım elbette var. Fakat bu konuda bir beklentiye girmekten, özellikle yazarlık konusunda bir beklentiye girmekten elimden geldiğince uzak durmaya çalışıyorum. Ayrıca şairliğin de bir meslek kefesine konmasına karşıyım. Bu bir meslekten daha çok bir uğraş olarak görülmeli. Evet, bu çağda kim istemez yazarak para kazanmayı? Ama maalesef böyle bir şey, sanatın hak ettiğinden az ilgi gördüğü toplumlarda pek mümkün görünmüyor. Yazarak para kazanmanın da artıları var mı? Elbette var. Her şeyden önce bir kafa dinginliğine ve ferah bir gelire sahip olmanın yazılanlar üzerinde yadsınamayacak kadar bir artısı, yararı olabilir. Ama demem o ki, zamanın ne getireceğini bilemeyiz. Hala yazıp yazmayacağımı, hatta hâlâ bu düşüncelere sahip olabileceğimi, olabileceğimizi söylemek ne kadar mümkün?”

‘ŞİİR YAZMAK, EMPATİ GÜCÜMÜ GELİŞTİRİYOR’

Şiir yazmanın kendisi için neler hissettirdiği ve şiirin kendisine ne ifade ettiğinden bahseden Karabulut; “Şiir yazmak, bulunduğum iyi veya kötü bir ortamdan uzaklaşmamı, ona farklı bir pencereden bakmamı sağlıyor. Sadece şiir için değil, sanatın birçok dalı için geçerli bence bu; düşüncenin evrenselleşmesine katkıda bulunuyor. Şiir yazmak empati gücümü geliştirmekle beraber bulduğumuz plastik çağda, maneviyatımı da ayakta tutma yardımcı oluyor.” dedi.

Genç bir şair olarak çevresinden aldığı şaşırtıcı tepkilerden söz eden Karabulut sözlerine şöyle devam etti; “Başta dernek başkanımız değerli yazar, şair Arzu Kök olmak üzere, Özgür Sanatçılar Derneği bana hem kendi bünyesinde hem de dergisinde, imkan, olanak ve yer tanıyor. İnsanlardan aldığım tepkiler genellikle şaşkınlık üzerine oluyor. Şiirlerim hakkında genellikle söylenen şey ise ‘Nasıl bu kadar yoğun hissedebiliyorsun?’ demeleri oluyor. Fakat ben de buna şaşırıyorum ve üzülüyorum. Duygularımızdan, kendimizden ne zaman bu kadar uzaklaştık biz?”

‘EDEBİYATA İLGİ HER GEÇEN GÜN AZALIYOR’

Edebiyat çevresinden güzel destekler aldığını ancak edebiyata olan ilginin her geçen gün biraz daha azaldığını üzülerek söyleyen Karabulut şunları dile getirdi; “Edebiyat ile ilgilenenlerin sayısı her geçen gün biraz daha azalıyor. Kaldı ki destekleyenlerinin sayısı da bir hayli azalıyor. Ben sadece şanslıydım. Başta ağabeyim Ozan Karabulut ve değerli şair/ yazar Arzu Kök olmak üzere, çevremde bana destek olan insanlar oldu. İzan ailesi ve yayınevinin sahibi, şair Ahmet İzan ilk kitabımın basım süreciyle yakından ilgilenip bana bu yolda destek oldu. Bu beni mutlu ediyor fakat üzen tarafı ise aynı şansı bulamamış, kıymetli yazarların bulunması.”   

Son olarak edebiyatın toplumumuzdaki yeri ve önemini değerlendiren Karabulut; “Dil, iletişimin bir maşası; edebiyat ise dilin bir maşası. İletişim her şeyin temelidir. Alınan kıyafetler, harcanan paralar, bulunmak istenilen mevkiler ve aklımıza gelebilecek her türlü dünyevi şeyler iletişim ile dolaylı yollardan bağlantılı kapılara çıkmaktadır. Dil, insanı var eden, başkalaştıran, gerekirse evrimleştiren temel ögedir. Edebiyat ise dili anlamamıza, hazmetmemize olanak tanır, yardımcı olur. Edebiyat bir seçim; dil ise bir zorunluluktur. Dil bizi aynı apartmanda geçen bir yaşama koyuyorsa, bizim komşuluk ilişkilerimizi güçlendiren edebiyattır. Edebiyatın bulunduğumuz coğrafyada maalesef kıymeti bilinmemektedir. Son olarak şunu da eklemek isterim; edebiyatsız bir toplum, yalnızca bireylerden oluşmaktadır. Fakat edebiyata hakim bir toplum, toplumları oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.

- Reklam -