Ana Sayfa Öne Çıkan Geleneksel El Zanaatlarımız Yok Oluyor; Dört Kalaycı Ustası Kaldı

Geleneksel El Zanaatlarımız Yok Oluyor; Dört Kalaycı Ustası Kaldı

-

Geleneksel el zanaatlarımızdan olan kalaycılık tarih olmayla karşı karşıya. Ulus ve çevresinde sadece 4 tane ustası kalan kalaycılığın yok olmasının en büyük nedenlerinin başında ise ustaların çırak bulamaması geliyor.

Anadolu toprakları farklı medeniyetlerin yaşadığı, kültür açısından oldukça zengin topraklardır. Oldukça verimli olan bu toprakların üzerinde yaşayan insanlar tarım ve hayvancılıkla uğraşmış ve ihtiyaçları doğrultusunda birçok alet edevatı icat etmiştir.

Türkler, Anadolu’ya geldikten sonra kendi kültürleriyle birlikte, Anadolu’nun kültürünü harmanlayarak ortaya oldukça zengin bir kültür ortaya çıkarmıştır. Kalaycılık, sepetçilik, marangozluk gibi birçok dalda seri üretime geçilmeden önce el emeği göz nuruyla yapılan işlere kendinden bir şeyler de katan ustalar bugün geleneksel el zanaatları denilen işleri ortaya koymuştur.

Ancak seri üretime geçilmesiyle birlikte sayıları hızla azalan bu meslek dalları bugün yok olmayla karşı karşıya geldi. Seri üretimle birlikte her ne kadar el işine nazaran kalitesi daha az ve sağlıksız ürünler ortaya çıksa da maliyetinin de az olması bu mesleklerin yok olmasının temel nedeni olarak görülebilir.

İşçiliğin zahmetli ve pahalı olması gençlerin de bu meslekleri tercih etmemesinde önemli bir rol oynuyor. Öyle ki geleneksel el zanaatkarları en büyük sıkıntıları olarak çırak bulamamalarına dem vuruyor.

Bu meslek gruplarından kalaycıları araştırdık. Tarihi çok eskilere dayanan kalay bugün mutfakta yerini çelik, alüminyum gibi materyallere bırakmış durumda. Eskiden 100’lerce ustası bulunan kalaycılığın bugün Ulus ve çevresinde sadece 4- 5 ustası kalmış durumda. Bu ustalardan biride 52 yıldır kalaycılık yapan Hüseyin Kaya. Kaya yarım asırdır severek yaptığı zanaatın bitme noktasına gelmesinden dolayı oldukça üzgün. Gençlere bu mesleğe ilgi göstermemelerinden dolayı sitem ediyor.

Yarım asırdır zanaatine sahip çıkan Kaya kalaycılığı ve mesleğinin zorluklarını anlattı.

– Sizi tanıyabilir miyiz?

Hüseyin Kaya: 1952 Yozgat doğumluyum. 52 yıldır bu işi yapıyorum. Yaklaşık 52 yıl önce üvey annem tarafından bir kalay ustasına çırak olarak verildim. 7 yıl boyunca çırak olarak çalıştım, 4 farklı ustadan eğitim aldım. O günden bu yana mesleğimi sürdürüyorum. Bizim çalıştığımız zamanda Türk mutfağının tamamı bakırdı. Bakırın rakibi yoktu ama şimdi  mutfağa başka malzemeler girdi. Bakırın mutfağa girme oranı da düştü. Onu da kalaylı kaptan yemenin daha sağlıklı olduğunu bilenler kullanıyor. Yeni nesil pek anlamıyor tabi eskiler bunun kıymetini daha iyi biliyor.

Meslek artık yok olan meslekler arasına girdi. Gençlerin bırakın mesleğe ilgili duymayı bu meslekten haberleri yok. Son zamanlarda bir geri dönüş var. Kalaycı azaldı. Ankara’da dört beş kişi kaldı. Gençler bu mesleği bilmiyor, bilenlerde böyle bir zahmete katlanmayı istemiyorlar. Yeni gençlik bizim gibi ateş üzerinde el işçiliği yaparak para kazanmayı istemiyor.

– Bu işi yapan az kişi kaldığını söylediniz çırak yetişmiyor mu?

Kaya: Ankara Kalesi’nde kalay yapan 4 tane usta bulunuyor. Bizler kalaycılık mesleğini devam ettiren son ustalarız. Kalaycılık bir zanaattır. Bu geleneksel zanaatımız maalesef yok olan meslekler arasına giriyor. Kalaycılık ölmek üzere. Biz de son zamanlarını yaşatıyoruz. Bir tarih siliniyor. Ankara’da kalaycılık yapan sadece 4 kişi kaldı. O, 4 ustanın içerisinde yer alan en yaşlı usta da benim.

Çırak konusuna gelecek olursak; En büyük sorunlarımızın başında çırak bulamamak geliyor.  Gençler maalesef tembel. Çırak olmak istemiyorlar, bunun gibi zahmetli bir işi yapmak istemiyorlar. Bu nedenle bu zanaatı temsil edecek kimse kalmadı. Bizden sonra kimse işi öğrenmediği için kalaycılık tarih olacak. Maalesef gençlerimiz bu tarz mesleklere yönelmiyorlar. Eskiden 100 tane bakırcı ve kalaycı vardı. Vefat edenler ve bu işi bırakanlar oldu. Eski zamanlarda şu çarşıya girdiğiniz zaman çekiç sesinden girilmezdi. Çünkü hep yeni bakır yapılıyordu. Elde yapılıyordu.

– Makine bakırı ve el yapımı bakır arasında fark var mıdır?

Kaya: El yapımı bakırlar diğer kalaylara göre el işlemesinden dolayı farklıdır. Makine bakırı ile el yapımı bakır arasında çok fark vardır. El yapımı bakır diğer kalaylara göre daha kalındır. İşçilik olarak farklıdır. Çünkü o yediği çekici bilir. Binlerce çekiç vuruluyor. Mesela el yapımı ürün 2 günde çıkar. Devamlı çekiçle vurulur. Ocakta kızgın ateşte yumuşaması için tavlanır. Tekrar yine çekiçle dövülerek yapılır. Emek isteyen zor bir iştir. Bizim işimiz biraz daha ağır ama işimi seviyorum ve memnunum. 

– İşleriniz nasıl, ekonomik kriz sizi de vurdu mu?

Kaya: Öncelikle şunu söylemek isterim biz toplumun zehrine karşı, panzehir imal ettik. Çünkü en sağlıklı yemek kalaylı kaptan yenen yemektir. Kalaylama işlemi kişinin sağlığını korur.

İşlerimiz yoğunluk olarak iyi ancak malzemelerin pahalanmasıyla kazandığımız para ancak dükkanı çeviriyor. Son dönemlerde yaşanan döviz kuru hareketlenmeleri malzemelerimizin zamlandırdı. Örneğin 6- 7 ay önce 70 liraya aldığım malzemeyi şu an 100 liraya zor alabiliyorum. Bir diğer problemde, ithal edilen ürünlerin fiyat farkının uçuk olması bizi oldukça zor durumda bıraktı.

– Peki neler yapılmalı, çözüm önerileriniz neler olur?

Kaya: Öncelikle kalay işlemini pahalıya yapmamamız için ithal olarak satın alınan kalay maddesinde indirim yapılmadır. Müşterileri kaçırmamak için zamdan önceki fiyat tarifesini uyguluyoruz. Oda dükkanın masraflarına anca yetiyor.

Malzemelerimiz pahalı, en temel ihtiyaçlarımızdan olan kömür yüzde 50 zamlandı. En büyük sıkıntı bunlar, fiyatları mutlaka düşmeli. Örneğin; müşteri menemen tavası getirmiş. Tavanın maliyeti 15 TL. Müşteriden kalay için 15 TL isteyemiyorsunuz. Benim zamanımda bir usta ailesini geçindirebiliyordu. Üstelik geleceğine zemin hazırlıyordu. Birikim yapıyordu. Şimdi bırakın birikim yapmayı geçinemiyoruz.

– Ağır bir işte çalışıyorsunuz neden işi bırakmıyorsunuz?

Kaya: Ben emekli oldum, çocuklarım tahsil gördü ve evlendi. Şu an bu işi ihtiyacım yok ancak mesleğimi seviyorum. Zanaatımı yapamayacak duruma gelene kadarda çalışmaya devam edeceğim. 68 yaşındayım evde oturup sadece tüketmek istemiyorum. Bir şeyler üretmek, ülkeme katkıda bulunmak, faydalı olmak gerektiğini düşünüyorum. 

Ayrıca zanaat hayatı olmayan bir ülkenin, geleceği olmaz. Zanaat hayatı olmayan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur. Ben Ankara’da bir tarih yaşatıyorum. 
Haftanın 6 günü çalışıyorum, Pazar günüde tatil günüm.  

– Kalaycılığı herkes yapabilir mi?

Kaya: Kalaycılık mesleği el becerisi gerektiren işlerden biridir. Kalaycılık mesleği aynı zamanda cesaret işidir. Çünkü ateşin içine elinizi sokuyorsunuz. Her mesleğin zorlukları var ama önemli olan mesleğinizi sevmek ve zorluklarına katlanabilmektir.

Elmas taşına kıymet biçilmez, kendinden olmayınca. Zanaat mesleklerini ustanın yanında öğrenirsin. 7 sene çıraklık yaptım. 4 ustadan eğitim aldım. Ahilik eğitiminden geliyorum. Zanaatkâr olmak kolay değil. Bu iş için harcadığım zamanı okumak için harcasaydım profesör olurdum ama söylediğim gibi yaptığım işi seviyorum.

Peki kalaycılık mesleği nedir?

Kalaycılık bakır gereç üretiminin zorunlu kıldığı, onun ayrılmaz bir parçası olan başka bir zanaattır. Bakır araç ve gereçlerin korunması için, onların belirli aralıklarla kalaylanması gerekir. Kalay, sürekli kullanım ve ısıtma nedeniyle ortaya çıkan bakır korozyonu ya da bakırın saklanan yiyeceklerle etkileşime geçmesi sonucunda meydana gelebilecek zehirlenmelere karşı, açığa çıkacak bakır oksiti ve bakır sülfatı gibi bakır tuzlarını bloke ederek korunma sağlayan madenî bir malzemedir. O nedenle nerede bakırcılık gelişmişse, aynı zamanda orada kalaycılık da gelişmiştir.

Kalay işi, bakırdan yapılmış bir gerecin yüzeyine, ak kurşun olarak adlandırılan, parlak kül rengindeki gümüşe benzeyen bir maden olan kalayın eritilerek dökülmesi biçiminde uygulanan bir tür kaplamacılıktır. Çinko, alüminyum, çelik ve plastik mutfak ve hamam gereçlerinin yaygınlaşmasıyla bakırcılığın gerilemesine koşut olarak, kalaycılık da gerilemiş ve yok olmaya yüz tutmuştur. 

1960’lara kadar her kent ve kasabanın hemen hemen her semtinde, pazar yerlerine yakın sokaklarda bir kalaycı dükkânı bulunurdu. Kalaycı dükkânları genellikle bakırcıların yanıbaşında ya da bizatihi bakırcı dükkânının içinde ayrı bir bölümde yer alırdı.1950’li yıllarda ve 1960’ların başında bu dükkânların çoğu kapandı. Bunun yerine gezici kalaycılar işlev görmeyi sürdürdüler. Gezici kalaycılık işlerini ise genellikle Çingeneler ve Abdallar üstlenmişlerdir. Bu anlamda kalaycılığın etnik bir meslek haline geldiğinden söz edilebilir.

Bugün gezici kalaycılık da yok olmak üzeredir. Kalaycı dükkânlarına ise İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır ve Trabzon gibi bazı büyük kentlerde ve Beypazarı, Ayaş, Tire gibi geleneksel zanaatların hâlâ ayakta kalabildiği bazı büyük ilçe merkezlerinde tek tük rastlamak mümkündür. Kalaycı ustaları, kalaylayacakları kabı kalaycı dükkânının bir köşesinde yer alan ocaktaki ateşin üstüne bir maşayla tutarak ısıtırlar. Sonra usta bir başka kapta hazır tutulan kalay tozu ısıtılan kabın içine serper ve elindeki bir bezle kabın çeperine sıvarlar.

Kalaycılığın Türk kültürünün bir parçası olduğu kaynaklarda anlatılmaktadır. Eski Türkler, bütün ihtiyaçlarını el becerileri ile karşılayarak hayatlarını devam ettirmekte idi. Kalaycılık da bu becerilerden biriydi. Türkler aşlarını kalaylı kaplarda pişirmeye özen göstermişler, yoğurtlarını kalaylı kaplarda mayalamışlar, düğün yemeklerini kalaylı leğenlerde ve kazanlarda pişirmişlerdir. 

Kalaycılar loncalar halinde örgütlenirdi. Bu loncalar, her parçanın ustasını belirlemek amacıyla ayar damgasının kullanımını düzenlerlerdi. Loncaların ortadan kalkmasıyla beraber kalaycılık örgütlü bir meslek olmaktan çıkarak usta-çırak ilişkisiyle gelişip öğrenilen bir meslek oldu. Ancak görüştüğümüz ustalar da buna dikkat çekerek, ihtiyaçların değişmesiyle beraber çırak bulmakta sıkıntı yaşadıklarını ve kalaycı ustalarının artık yetişmediğini belirtiler.

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Mehmet Akgün
Mehmet Akgünhttps://sonsoz.com.tr
2016 yılında Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik bölümünden mezun olup, Sonsöz Gazetesi'nde 2017 Mart ayından beri aktif gazetecilik yapmakta...

Bu Haberler Kaçmaz!

Çorum’da karın ağrısı şikayetiyle hastaneye giden 3 çocuk annesi Zübeyde Altunay'ın (47) karnından ameliyatla 45 santimetre boyunda 35 santimetre eninde 13 kilogram ağırlığında kitle çıkarıldı.

Karnından 13 kiloluk kitle çıkarıldı

Çorum’da karın ağrısı şikayetiyle hastaneye giden 3 çocuk annesi Zübeyde Altunay'ın (47) karnından ameliyatla 45 santimetre boyunda 35 santimetre eninde 13 kilogram ağırlığında kitle çıkarıldı.

SONSÖZ ÖZEL HABER VE RÖPÖRTAJLAR

Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği(AŞDER) üyelerinden Ezgi Soğukpınar'ın şizofreni hastalarına ön yargıyla yaklaşanlara bir mesajı var.

Korkmayın Gelin Bize Destek Olun

Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği(AŞDER) üyelerinden Ezgi Soğukpınar'ın şizofreni hastalarına ön yargıyla yaklaşanlara bir mesajı var.
“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”
PTT AŞ Genel Müdür Yardımcısı Osman Çetinkaya “Ptt Çalışanları Ptt’nin Her Faaliyetini Destekliyor”

PTT BÜYÜK BİR AİLEDİR

PTT AŞ Genel Müdür Yardımcısı Osman Çetinkaya “Ptt Çalışanları Ptt’nin Her Faaliyetini Destekliyor”