Herşey İstanbul’a. Tünel, köprü, yol, metrobüs, gökdelenler ve en son hava alanı. Biz de yani Ankara’da ne var? Hiçbir şey.
Birkaç tane fizik kurallarına aykırı alt geçit, önce hastane yapıp sonra buraya nasıl gideriz diye akıl başa gelince zoraki yapılan köprüler. Başka? Yok.

Yokların başında da futbol oynanacak bir stadyum geliyor. Yıllardır bir stadyum yapılacak diye bekliyoruz. İstanbul’un dünya standartlarında en az dört stadyum var. Bırakın lig maçlarını, milli takımın Ankara’daki en son maçını hatırlayan var mı?
Kültür merkezi dersen İstanbul’daki muhteşem bir mimari ile yenileniyor. Ankara’da halen yok projesi hazırlanıyor, yok parası aranıyor, bahane üzerine bahane üretiliyor. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve ATO’nun salonları olmasa şöyle bin kişilik bir toplantı yapacağın yer yok.
Hava alanına bakalım. İstanbul, dünyanın merkezi, gökyüzü yolculuğunun kesişme noktası oluyor. Onlarca yurt dışı bağlantısı var. Eskiden de öyle idi, şimdi daha iddialı. İstanbul’un üç devası hava alanı oldu.
Ya bizim garip Ankara? Sadece yedi doğrudan dış bağlantılı uçak seferi var. Eskiden gece yarısı oldu mu ne gelen, ne giden vardı Esenboğa’ya. Daha yeni yeni, gece yarısından sonra o da yine İstanbul’dan gelen bir iki uçak var da havaalanı işliyor. Bugünlerde üç doğrudan yurt dışı uçuş koyulacak diye neredeyse bayram yapacağız.

KARANLIK BAŞKENT

Ya geceleri? Efendim memur, öğrenci kenti. İyi de sen bir şeyler sunmazsan, eğlence yerlerini sigara içiliyor diye her gece basarsan, arabanı park edecek yer bırakmazsan tabii ki vatandaş dokuzda yatağa girer.
Hele bu kendini aydınlatmaktan aciz sokak lambaları? Hangi aklı evvel yaptıysa zaten yılın üç ayını gri bulutlar altında geçiren şehri daha da karanlığa boğdu, yolumuzu fenerle bulacak hale getirdi.
Ankaralının yaşama sevincini, enerjisini aldı. Geceleri insanın içi daha da kararıyor, hüznü katlanıyor. İstanbul ise ışıl ışıl parlıyor. Yolları, kaldırımları pırıl pırıl.
Sadece Çankaya’ya bakın. Yeni Belediye Başkanı geldi de 20 yıllık delik deşik çukur dolu yollardan gitme, taşları oynayan kaldırımlarda yürüme cezası bitti.
Altındağ, Yenimahalle, Keçiören… Yaşam biçimi, sosyal dokusu hepsi bir birinden farklı. Çankaya’dan Ulus’a gidin, kültür şokuna giriyorsunuz. Sanki iki farklı Ankara’da yaşıyorsunuz.
Uzaktaki ilçeler? Bildiğiniz Anadolu. Yıllardır bir çivi çakılmamış. Köyleri deseniz Doğu Anadolu’dakilerden daha da yoksul, toprak damlı evleri olanlar var. İstanbul’daki köylere neredeyse gökdelen dikiliyor.
İstanbul’un, o deprem tehlikesi altında şehrin altını köstebek yuvasına çevirip yüzlerce kilometrelik metro hattı döşendi. Her iki ayda bir yeni bir metro istasyonu açılıyor. Ankara’da ise işler tındır mıngır gidiyor. Eğer devlet bu işleri üstlenmeseydi, ayda bir metre ray bile koyamayacaktı belediye.

Güya başkentimiz, en fazla Ankara’nın güzelleşmesi lazım ama nerede.? En son sıra bize geliyor.
Tamam, kabul edelim her konuda, sanayiden alt yapısına, kültüründen ticaretine kadar her alanda kapatılmayacak fark yedik İstanbul’dan.
Kıskanıyoruz ama tek tesellimiz, Atamız, Anıtkabir. O da olmasaydı ne yapardık, kime gider, kime derdimizi anlatırdık?

FACEBOOK YORUMLARI

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin