Galaktik Uygarlık

0
92

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın açıkladığı Milli Uzay Programı’nın ardından İktidara yakınlığı ile bilinen bir medya kuruluşunda yayınlanan uzay madenciliği ve uzaydaki madenlerin ekonomiye kazandırılması konusunu ele alan program haberleri, fütürist bir ekonomi yorumcusu olan beni de tetikledi ve şu “Galaktik Uygarlık” meselesini bir ele alayım, gündeme taşıyayım dedim.

Emin olun bu makale kesinlikle dalga geçme amacı taşımamaktadır, ülkemizi yönetenlerin ufkunu açmak ve uzay araştırmalarına yönelik niyetlerini teşvik etmekten başka bir amacım da yoktur.

Sovyet gökbilimci Nikolai Kardashev’in 1964’te geliştirdiği Kardasvhev ölçeğine göre evrende üç tip süper gelişmiş uygarlık olabilir:

Tip I uygarlıklar yaşadıkları gezegenin tüm enerjisini,

Tip II uygarlıklar gezegenlerinin bulunduğu yıldız sisteminin tüm enerjisini,

Tip III uygarlıklar ise bulundukları galaksinin tüm enerjisini kullanır.

Ünlü bilim insanı ve astronom Carl Sagan 1980’lerde Kardashev ölçeğini güncelledi ve dedi ki yılda 1 megawatt (1 milyon watt) güç üreten uygarlıklar endüstri devrimi öncesi Tip 0 uygarlıklardır. Tip I uygarlıklar yılda 10 üssü 16 watt (10 katrilyon watt) ve Tip II uygarlıklar da 10 üssü 26 watt (100 katrilyon kere katrilyon watt) güç üretir. Tip III uygarlıklar, “galaktik uygarlıklar” olarak tanımlanır ve bunlar ise 10 üssü 36 (katrilyon kere katrilyon kere katrilyon watt) güç üretir, diye yeni bir tasnifleme yaptı.

Bugün insanlık yaklaşık yılda 12 terawatt, yani 10 üssü 13 watt enerji tüketiyor. Bu da Sagan ölçeğine göre bizim “insan uygarlığı” olarak ancak Tip 0,7 uygarlık seviyesinde bulunduğumuzu gösteriyor…

Diğer bir yandan ünlü fizikçi Stephen Hawking’e göre insanlığı Dünya’dan silecek olaylardan kaçmak mümkün değil. Bu olaylar arasında göktaşı çarpması gibi kozmik olayların yanı sıra yapay zeka, iklim değişikliği, genetiği değiştirilmiş virüsler veya nükleer savaş gibi olaylar da olabilir. Stephen Hawking tüm yumurtaları aynı sepete koymayı doğru bulmayan bir bilim insanı, bu örnekteki sepet elbette ki Dünyamız oluyor ve Hawking türümüzün devamını garanti altına alabilmek açısından uzaya açılmayı, insan uygarlığını başka gezegenlere taşımayı mutlak bir gereklilik olarak değerlendiriyor.

2016’da BBC’ye konuşan Hawking, “Dünyada bir yıl içinde bir felaketin gerçekleşme ihtimali çok düşüktür. Ama bu ihtimal geniş bir zaman diliminde artar ve bin, 10 bin yıl gibi zaman dilimlerinde neredeyse kesin bir hale gelir.” demişti.

Uzay ile ilgilenmek, uzayı araştırarak keşfetmek insan uygarlığı için bir fantezi uğraş değildir tam aksine son derecede yaşamsal bir önem taşır ve her ulus bu keşif çabasına muhakkak ki destek vermelidir.

Evrenin sonsuz olduğu, sonsuz miktarda madde ve enerji içerdiği konusunda hemen herkes hemfikir bulunmaktadır, işin açığı evrendeki tek kıt kaynak insandır ve insanın tek eksiği de evrende bulunan kaynaklara ulaşmak için gereksinim duyduğu bilgidir.

İnsanlığın bilgi seviyesi arttıkça muhakkak bu kaynaklara erişimi de geometrik şekilde artacak ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bu kaynaklardan yararlanabilecektir.

Burada önemli olan parametre de işte bu “BİLGİ” seviyesidir…

İnsan bilgiye ancak ve ancak bilimsel yöntemi ve rasyonel aklı kullanarak ulaşabilir.

Uzaya gitmek, uzayı araştırıp keşfetmek isteyen kişi önce bilgiye ulaşmaya çalışmalıdır.

Gözümüzü uzaya dikip bilgiye ulaşmanın önündeki engelleri ya da takozları atlarsak bol bol bilim kurgu hikayesi yazar ve lakin uzaya bir türlü ulaşamayız…

Bilgi edinmenin önündeki en büyük engel ya da takoz ise insanların bilgiye ulaşmasını kendi egemenlik ve düzenleri için bir tehdit olarak gören egemen güç odaklarıdır.

Bu güç odakları bilgili insanları egemenlikleri altında tutamayacaklarını düşünerek onların bilgi sahibi olmasının önünü kesecek girişimlerde bulunurlar, tabiri caizse takozlar koyarlar.

Çağımızda bilgiye ulaşım çok ama çok kolaylaşmıştır, bu yüzden insanların bilgili olmalarını önlemek isteyenler onların kafalarını lüzumsuz ve yalan yanlış bilgiler ile doldurarak faydalı ve gerçek bilgiye ulaşmalarını engellemeye çalışmaktadırlar.

Şöyle düşünün boş bir kovayı balkonunuza koysanız yağmur ve kar suyu ile zaman içinde dolabilir ama bu kovayı ağzına kadar çamur, çirkef hatta beton ile doldurursanız balkonda ne kadar kalırsa kalsın o kova temiz su ile dolmaz, değil mi?

Ülkemizde iktidar uzaya erişmek, uzayda bulunan madde ve enerji kaynaklarına ulaşmak istiyorsa önce insanlarımızın önündeki bilgiye ulaşım engellerini kaldırmalı, insanımızın kafasını boş beleş, lüzumsuz bilgi ile dolduran eğitim politikalarından vaz geçmelidir.

Bunun için de evvel emir özgür ve bilimsel eğitimin önü açılmalıdır.

Eğitimin her aşamasından dini ve ideolojik dogmalar çıkarılmalı, tamamen bilimsel bir eğitim verilmeye odaklanılmalıdır.

Demedi demeyin, Tip 0 uygarlık seviyesinin kafa yapısı, dünyayı algılama biçimi ve paradigmaları ile uzay çağı işleri yapılamaz…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz