Odamda sesizce çıkmak istediğim kısa yolculuğun ilk adımını fotoğraf albümünü açarken atmıştım…


Günün ışıkları yerini geceye devretmişken dışarıda çakan korkutucu şimşeğin içeriye yansıyan ışıklarıyla bir yandan da açık televizyondan koronavirüs vaka ve ölüm sayılarına dair haberler evin içerisini kasvetli bir havayı gitikçe artırıyordu.

Televizyonda ki bütün kanallardan tutunda internete ki sayısız mecralara kadar küresel kaos ve bunun toplum ve dünyaya olan etkilerinden bahsediliyor.

Geçecek elbet bu illet ama geçerken ardından neler bırakacak, bıraktıklarıyla günlük hayatımızın neye doğru evirilecek oda zaman içerisinde belli olacaktır.

Zihnin Vitaminleri

Hepimizde olduğu gibi bende virüslü günlerde daha çok zaman geçirdiğim odama kendimle baş başa kaldım.

Kitap okuma, film izleme bir yere kadar insanı hayatı günlük sıkıntılarından kurtarıyor. Kitaplar ve filmlerde ki kahramanlar dan biri olmak isteye bilir yada hayatın içinden rastlamak istediğin kahraman arayışına gire bilirsin.

Unutulmamalıdır ki hiç bir kitap yada film bizi hayatın sıkıntılarından büsbütün koparamaz. Kitapların son sayfalarına yada filmlerin son dakikalarına geldiğimizde hayatımızda ki gerçeklerle yada sorunlarla tekrar baş başa kalırız.

Yanlış anlaşılmasın kitlesel anlamda ki bu tür sanat ürünlerinin insan için çok faydalı tarafları da vardır.

Bunların en önemlilerinin başında bilgi gelir, ufuk açma, düşüne bilmek, yorumlamak ve bakış açımıza kattığı zenginlikler. ‘zihnin vitaminidir’ bunlar.

Küçük bir çanta

Kendine ait küçük bir oda‘ da sesiz bir yolculuğa çıkarmak isterken kitaplığın üzerinde üzeri tozlanmış siyah küçük çantaya takılıyor gözlerim çoğu defa gözüme çarpan bu çanta ilk defa bu kadar dikkatimi çekmişti.

Olduğum yerden doğrulup bir hamlede aldığım çantayı, öksürmeme neden olsa da elimle üzerin deki tozu temizlemekten vazgeçmemiştim.

Bir an çok kıymetliymiş gibi gelmiş üzerimde ki tozları alırken o an ilgisizliğin vermiş olduğu pişmanlık ile kendi kendime söylendim durdum.

Kısa bir çizgi uzunluğunda ki fermuarını açarken içerisinde önemsiz faturaların yada oturduğumuz eve ait tabu evraklarının olabileceğini düşünsem de iki elimle çantanın üsten kenarlarını birbirinden ayırdığımda çanta içerisine sığa bilecek şekilde yatay konmuş, çıkarmak için tutuğumda dış yüzeyi sert bir kitap kapaklarını andıran sade beyazımsı bir renk ve üzeri güllerle süslenmiş kitaba benzer bir şey vardı.

Anılar

Her bir sayfasında en güzel elbiselerimizi giydiğimiz, en mutlu, en özel zamanlarımızı sığdırdığımız unutulan bir geçmişe ait küçük kartpostal şeklinde ki aile fotoğraflarının olduğu bir albüm.

Odamda sessizce çıkamak istediğim kısa yolculuğun ilk adımını fotoğraf albümünü açarken atmıştım.

Üzerinde bağdaş kurarak oturduğum yatağımda ilk sayfasına uzun uzun bakarken aslında fotoğrafla ilgili hikayeyi hatırlamaya çalışmak hem de bir sonra ki fotoğrafın ne olduğu merakını artırmak.

Fotoğraflar kesin ve sadece bir kez yaşanmış olan o anın dondurulmuş hali.

Fotoğraf ve zaman

İlk fotoğraf babam ve amcalarımın dışarıda bahçede bir kavak ağacının dalları altında omuz omuza dayayıp her birinin üstünde o zamanın modasına uygun takım elbiseler.

Yerde ise önünde bayram şekeri konularak oturtulan küçük bir çocuk görünce giymiş oldukları güzel elbiselerin bir bayram havasının esintisinden kaynaklandığını anlıyorum.

Ben doğmadan önce ki zamana ait bir fotoğraf karesinin arkasına tarihi tespit etmem için bir not düşülmemişti.

Albüm sayfalarını bir biri ardına çevirirken aile bireylerinin hep bir arada gülerken çekilen fotoğraflar, tanımadığım birini görünce kim bu deyip mırıldandığım karelerin hiç birinde tarihe dair not yoktu.

Ne zaman

Kim çekti bu fotoğrafları demekten de tutamıyorum kendimi.

Çekilen bütün bu fotoğraflar; düğün, bayram yada hayatın yakalanan başka mutlu bir anı. Fotoğraf çekmek için böylesi özel anları beklermiş insanlar fotoğraf çektirmenin anlamını henüz kaybetmediği zamanlarda sınırlı imkanlar olsa bile.

Şimdi ne kadar yoksuluz fotoğraf çekeceğimiz özel bir zamanımız bile yok. Gittiğimiz her mekanda fotoğraf çekerek içinde bulunduğumuz anın keyfini çıkarmaya engel olabiliyoruz.

Tek çektiğimiz çoğu fotoğraflarda ise yanımızda olması gereken aile, akraba, arkadaş yerini lüks yaşamın simgeleri olan nesnelerle bırakmış.

Evin merdivenlerinin bittiği yerde elleri omuzlarımda arkamda duran annemle bir fotoğraf karesi albümün son yaprağıydı.

Üzerimde ki kahve renkli elle örülmüş olan kazak ve aynı renkte bol duran Şarlo duruşunu olmasına sebep olan aynı renkte ki pantolon ve siyah kara lastik bir ayakkabı arka planda taşan evin ahşap kapısı, sıvasız duvarlarıyla da manzara geçmiş günlerin yoksulluğunu da hatırlatıyordu.

Dondurulmuş zaman

Fotoğraflarla aile hayatımızın önemli, mutlu ve özel ‘ dondurulmuş’ geçmiş zamları arasında kısa yolculuğum bitmiş kendimi; sosyal, biyolojik, psikolojik, fiziksel olarak geçmiş ve bugün arasında sıkışmış halde bulmuştum.

Saat denilen mekanizma içerisinde eşit aralıklarla tekrar eden belli dakikalar, bir anda anlamını geçmişin duygusal boşluğuna bırakmıştı.

Sürekli akıp giderken bizi de kendisiyle sürükleyip tüneline geçiren zaman bana Roland Barthes’ in fotoğraf üzerinde düşünceler kitabında ki şu sözü hatırlatıyordu ‘ Ucunda ölüm olan geçmiş bir geleceği dehşetle gözlüyorum. Gelecekte ki ölümü’.

Duvarda asılı saatte akrebin yelkovanı kovalarken çıkan tık tık sesleri ile zaman ilerliyordu. Yeni çekilecek bir fotoğraf karesine doğru.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz