“FOTOĞRAF SİNEMANIN BABASI, RESMİN ÇOCUĞUDUR”

0
53

Baba mesleği olarak devam ettirdikleri ve 40 yıldır Ankara’da aynı yerde hizmet veren İlkay Fotoğraf Stüdyosu’ndan Fotoğrafçı Tan Karakoç, fotoğrafın felsefesi ve derinliği hakkında gazetemize konuk oldu.

ESMA ALTIN– 40 yıldır Kızılay’da Ankaralılara hizmet veren ve hizmet vermeye devam eden, büyük bir saygı ve zevkle fotoğrafı yaşatan İlkay Fotoğraf Stüdyosu’ndan Fotoğrafçı Tan Karakoç, fotoğraf sanatının felsefesi, derinliği ve boyutları hakkında gazetemize konuk oldu. Fotoğrafın göründüğünden daha yoğun anlamlar barındırdığını ve neredeyse her yere dokunduğunu belirten Karakoç, çekilen bir fotoğrafın değerlendirilmesi sürecine dikkat çekti. Bir fotoğrafı yorumlayabilmek için kişinin o değerlendirme yetisine sahip olması gerektiğini savunan Karakoç; “Fotoğrafın değerlendirilmesi aslında çekilmesi kadar zor bir husustur. Çünkü iyi fotoğraf, güzel fotoğraf nedir, fotoğrafta vurucu nokta nedir, bunlar önemli.. İyi bir fotoğraf vurucu bir fotoğraftır. Karşı tarafı vuruyorsa, çok mutlu ediyorsa çok hüzünlendiriyorsa, çok öfkelendiriyorsa o fotoğraf iyi bir fotoğraftır, iyi bir eserdir. Fotoğrafın vurucu olup karşı tarafı etkilemesinin yanında karşı tarafın, fotoğrafı izleyen kişinin de fotoğraf ve hayat hakkında biraz fikir sahibi olması gerekiyor.” dedi.
‘FOTOĞRAF HİÇ BİTMEYEN EBEDİ BİR ŞEYDİR’


Fotoğrafın kalıcılığını ve somut bir belge olarak tarihe tanıklık ettiğini anlatan Karakoç; sözlerine şöyle devam etti; “Fotoğrafın değerlendirilmesi aslında çekilmesi kadar zor bir husustur. Çünkü iyi fotoğraf, güzel fotoğraf nedir, fotoğrafta vurucu nokta nedir, bunlar önemli. Türkiye’de bunları değerlendirebilen az kişi var bana göre. Yoksa fotoğraf çeken çok değerli fotoğrafçılar tabi ki var. Makinasıyla bütün gününü geçirip, iyi karelere imza atan, fotoğrafın peşinde bir ömrünü harcayan iyi fotoğrafçılar var. Fakat fotoğrafı hayatın içinde belli bir manaya sokmak, yorumlayabilmek fotoğraf çekmek kadar önemli. Etkili fotoğrafın etkisiz fotoğraflardan ayırabilen insanlar az. Samim Rıfat diye bir fotoğraf eleştirmenimiz, fotoğraf hakkında fikir sahibi bir insan. Fotoğrafları iyi değerlendirebilen biri kendisi. Hangi fotoğrafın ne kadar vurucu olduğunu, hangi fotoğrafın altına neler yazılması gerektiğini bilen bir şahsiyet. Samim Rıfat aynı zamanda meşhur bir şair, Birinci Yeniciler şairlerinden Oktay Rıfat’ın oğlu. Bunun yanında bir de çok iyi bir fotoğrafçıdır. Samim Rıfat’ın fotoğraf ile ilgili çok güzel bir söz vardır. Der ki; ‘Fotoğraf duvara asılmak için değil, kitaba basılmak içindir.’ Kitapta sergilenen fotoğraflar, duvarda sergilenen fotoğraflardan çok daha etkileyicidir demek istemiştir. Bunun sebebi, resim duvarda daha iyi durur. Fotoğrafın kitaplarda basılı halde gösterilmesi izleyiciyi daha çok etkiliyor. Kitaplarda bir ardışıklık var. Duvarlardaki resimlerde de var ama bu durum kitaplarda daha özel, daha kişiye dair ve daha uzun, daha kalıcı. Aslında bu durum fotoğrafın kendi yolculuğuyla da birebir örtüşüyor. Kitap daha kalıcıdır. Duvardaki resim ya da fotoğraf örneğin; bir sergide, sergiye dair basılı kataloğu her zaman daha kalıcı ve daha çok insanları etkileyebiliyor. Çünkü sergi bitiminde sergilenen fotoğraflar toplanıyor. 1950’den sonraki toplumcu fotoğrafçı kuşağından, Ara Güler’in döneminden ünlü fotoğrafçı Sabit Kalfagil var. Sabit Kalfagil de der ki; ‘Segiler açılır, fotoğrafın önemi serginin açılışının ilk günündedir. Daha sonra sergi sineklerle, meleklere kalır.’ Ama sergiye dair o yayın kataloğu daha kalıcı oluyor. Bu durum fotoğrafın kendi tanımıyla da örtüşüyor. Çünkü fotoğraf hiç bitmeyen, ebedi bir şeydir. Eskiden fotoğrafın yerini bellek tutarmış. Belleğe işlenen hatıraları, sözcükleri gibi hafızaya kaydedilenlerin yerini şimdi fotoğraf aldı. Bu nedenle fotoğraf ile bellek birbiriyle çok örtüşen iki unsur.
‘İYİ BİR FOTOĞRAF, VURUCU BİR FOTOĞRAFTIR’
Fotoğrafın değerlendirilmesi ve yorumlanmasının sanıldığı kadar kolay olmadığını ve bu aşamada daha derin düşünmek, o fotoğrafta daha derin anlamlar aramak gerektiğini belirten Karakoç, şunları ifade etti; “Fotoğraf çekene kadar senindir. Çektikten sonra bu fotoğrafı paylaşırsan artık onun izleyicisiyle birlikte bölüşmüş oluyorsunuz. Yani o fotoğraf sadece senin olmuyor. O fotoğrafı izleyicisinin de yorum yapma hakkı doğuyor. İyi bir fotoğrafın öncelikle çok kalıcı olması lazım. Dünyayı değiştiren fotoğraflar var. Dünyadaki kitleleri harekete geçiren, sistemi alt üst eden fotoğraflar var. Örneğin; Aylan bebeğin ölümü. Aylan bebek üç yaşında, botun batması sonucu karaya vuruyor. Bir tane yerel foto muhabiri de gidip fotoğrafını çekiyor. O fotoğrafta teknik anlamda pek çok kusur bulabiliriz. Ancak o fotoğrafa teknik anlamda bakılmamalıdır. İyi bir fotoğraf vurucu bir fotoğraftır. Karşı tarafı vuruyorsa, çok mutlu ediyorsa çok hüzünlendiriyorsa, çok öfkelendiriyorsa o fotoğraf iyi bir fotoğraftır, iyi bir eserdir. Bu aslında sadece fotoğraf için değil, her eser için geçerlidir. Bir fotoğrafın iyi olması için çok net olması, teknik anlamda çok yüksek olması, kusursuz olmasına gerek yok. Öyle olsaydı bütün rötuşlu fotoğraflar en güzel fotoğraflar olurdu. Fotoğrafın vurucu olup karşı tarafı etkilemesinin yanında karşı tarafın, fotoğrafı izleyen kişinin de fotoğraf ve hayat hakkında biraz fikir sahibi olması gerekiyor. Her insan her fotoğrafı değerlendirebilecek diye bir kural yok. O değerlendirebilme yetisine sahip olmak gerekir.”
‘DÜNYA, FOTOĞRAFI DOĞURUYOR’
Fotoğrafın tarihsel anlamda köklü bir geçmişe sahip olduğunun ve dünya tarihi açısından önemli bir buluş olduğunun altını çizen Karakoç şunları dile getirdi; “Fotoğraf çok önemli bir buluş. Bunun nedeni, fotoğrafın bulunduğu dönemde çok büyük bir devrimlerin olmasıdır. Örneğin; Sanayi Devrimi. Fotoğrafın bulunmasıyla daha gerçekçi, daha pozitivist dönemlere geçiliyor. Artık çok masallarla, efsanelerle, resimlerle, minyatürlerle ifade edilen olgular, savaşlar, barışlar, güzellikleri, doğa, tabiat fotoğraf ile vücut buluyor. Aslında dünya fotoğrafın buluşuna gebe ve fotoğrafı doğuruyor. Belli dönemler bu şekilde doğan buluşlar var. Fotoğraf da o döneme denk geliyor. Fotoğraf ile dünyanın tamamen görselliğe bakışı ve insanları dünyaya bakışı değişiyor. Fotoğraf ile insanlar artık daha fazla insana, duyguya erişebiliyorlar. Örneğin; arkeoloji dalında fotoğraf önemli bir yer tutar. Fotoğrafın bulunmasıyla birlikte arkeoloji ilmi ve bilimi bir anda ivme kazanıyor. Eskiden bulunan tarihi eserler resmediliyormuş. Ama çok kısıtlı ve iptidai bir şekilde gerçekleşiyormuş. Bunun yanında çok da zaman alıyormuş. Ama fotoğraf ile hemen o eserleri kaydedebiliyorsunuz.”
Fotoğrafın stüdyolardan çıkıp sokaklara taşınmasıyla şu anki foto muhabirliğinin de temellerinin atıldığını kaydeden Karakoç, şunları söyledi; “Fotoğrafın ilk bulunuşu sanat olarak gerçekleşiyor. İlk 15 sene sanat olarak adlandırılıyor. Daha sonra gerçekçi bir yapıya bürünüyor. Almanya’da Henry Zill, Fransa’da Eugene Atget fotoğrafı stüdyodan çıkarıyorlar ve biraz gerçek hayatın içinden fotoğraf almaya başlıyorlar. Bundan sonra da foto muhabirliği gelişiyor. Almanya’da Eric Salomon var. İlk defa flaşsız ve daha doğal, belgesel tarzda, gittiği röportajları, toplantıları fotoğraflamaya başlıyor. Aslında kendisi bu yaptığı ile belgesel fotoğrafçılığın atası oluyor. Foto muhabirlerinin babası diyebiliriz.”
‘FOTOĞRAF SİNEMANIN BABASI, RESMİN ÇOCUĞUDUR’
Fotoğrafın, yazıları daha güçlü kılmak ve yazılanın yanında bir canlandırma sunmak gibi önemli bir işlevinin de bulunduğunu belirten Karakoç, şunlara vurgu yaptı; “Yazarlar aslında ilk fotoğrafçılardır. Örneğin; Amerikalı Mark Twain. Kendisi yazardır. Amerika’daki çocuk işçilerin karşılaştığı sorunları, yaşadığı sefaleti yazılarında daha güçlü gösterebilmek için fotoğraflarını da çekiyorlar. İlk belgesel fotoğrafçıları da bunlar. Tabii ondan önce Kırım Savaşı’nda 1855’te Fenton gidip çekiyor. Ama bu savaş ile ilgili bir fotoğraf. Belgesel fotoğrafçılığının bir devamının olması lazım. Kırım Savaşı’nda da bir devamlılık alabilirsiniz. Ama belgesel fotoğrafçılığında örneğin; bir insanın bir gününü çekeceksiniz. Sabah kalkmasından başlayıp bir insanın bir gününü fotoğraflıyorsunuz. Belgeselin böyle bir sürekliliği olacak ve ardışık fotoğraf kareleriyle bir anlatım olacak. Basın fotoğrafçılığından farkı da budur.”
Fotoğrafın geçmişten bugüne pek çok değişiklik gösterdiğini ve göstermeye devam edeceğini, bu nedenle hiçbir zaman bitmeyecek bir alan olduğunu ifade eden Karakoç; “Fotoğrafın sürekli bir gelişim hali var. Fotoğraf hiçbir zaman durağan bir şey değildir. Artık bir sürü yan ürünü var. Harici ışıklar, doğal ışıklar var. Ama yine sinema gibi olamaz. Fotoğraf yine bencildir, tek kişiliktir. Sinema gibi büyük bir prodüksiyon olamaz. Fotoğraf sinemanın babası, resmin çocuğudur. Ama sinema gibi olamaz. Çünkü sinemada çok daha fazla bileşen var, çok daha karmaşıktır. Fotoğraf elit bir meslek de değildir. Yağmurun altında saatlerce beklersiniz, bir kare çekersiniz. O kare dünyanın en iyi fotoğraf karesi olur. Yine savaşlarda fotoğraf çekersiniz. Ama tehlikenin içindesinizdir. O yüzden çok elitist bir meslek de değildir. Bu nedenle fotoğraf plastik sanatlar içinde en yorucu, sıkıntılı dallardan biridir.” diyerek fotoğrafın zor, meşakkatli ama güzel bir yolculuk olduğunu dile getirdi.

- Reklam -
- Reklam -