FAKİR BAYKURT ÖYKÜ ÖDÜLÜ, “GECE ON İKİ SANCILARI”NA VERİLDİ

0
13

“Gece On İki Sancıları” adlı eseri ile Fakir Baykurt Ödülü’ne layık görülen ve edebiyat ile kendine yeni bir dünya kuran Yazar Ayşegül Bayar Kaya, yazmaya ve sanata olan sevgisini gazetemiz ile paylaştı.

Esma ALTIN/ANKARA

“Gece On İki Sancıları” adlı öykü kitabı ile Fakir Baykurt Ödülü’ne layık görülen Yazar Ayşegül Bayar Kaya, edebiyata olan ilgisi ve eserleri hakkında gazetemize konuştu. Kaya: “Uzun yıllar bankacılık sektöründe çalıştım ancak yaratıcılığa izin vermeyen işlerin bana uygun olmadığını fark ettiğimde kendime farklı bir yol çizdim. Şu an edebiyat üzerine inşa ettiğim dünyamda, kahramanlarımla birlikte olmak istediğim yerdeyim.” dedi.

- Reklam -

‘OLMAK İSTEDİĞİM YERDEYİM’

Kendini edebiyat ile ait olduğu yerde hissettiğini belirten Kaya, sözlerine şöyle devam etti; “Yazmayı, okumayı, hayal kurmayı seven; sanatın pek çok dalıyla yakından ilgili biriyim. Uzun yıllar bankacılık sektöründe çalıştım ancak yaratıcılığa izin vermeyen işlerin bana uygun olmadığını fark ettiğimde kendime farklı bir yol çizdim. Şu an edebiyat üzerine inşa ettiğim dünyamda, kahramanlarımla birlikte olmak istediğim yerdeyim.”

Yazmaya daha küçük yaşta masallar yazmak ile başladığını ifade eden Kaya şunları anlattı; “Beni edebiyata yönlendiren en büyük etken evimizin kütüphanesindeki kitaplardı. Yazmaya ilkokul yıllarında, masallar yazarak başladım. Sanırım bu bir dürtüydü. Bir gün kalemi elinize alıyorsunuz ve yazmak istiyorsunuz. Hem de edebiyatın ve yazma eyleminin ne ifade ettiğini bilemeyeceğiniz bir yaşta. Bu masalları ortaokul ve lise yıllarında şiirler takip etti. Beni etkileyen, üzen olaylarla ilgili bir şeyler karalarken defterler dolmaya başlamış, yazmanın benim için ne anlama geldiğini keşfetmiştim ve okumanın. Yaptığım okumalar doğrultusunda şiirleri öyküler ve romanlar takip etti. Henüz bilgisayarımın olmadığı zamanlarda öykülerimi çizgili dosya kâğıtlarına elle yazar, onları dosyalayıp kapak resimleri çizerdim. Bilgisayara kavuştuğumdaysa roman yazmaya heveslendim, yazdım da. Ancak bu, uzun süre bilgisayarda kayıtlı kaldıktan sonra silinmiş başarısız bir girişim olarak kaldı. Üniversite yılları, iş hayatı, kızımın doğumu derken uzun süre yazmaktan uzaklaştım. O yılları edebiyat açısından kayıp yıllarım olarak nitelendiriyorum. Ama daha önce de ifade ettiğim gibi bankacılık sektöründen uzaklaştığımda yazmaya dört elle yeniden sarıldım.”

‘TÜM ÖYKÜLERİMDE TOPLUMCU BİR ANLAYIŞI BENİMSEDİM’

Kitabı hakkında bilgi veren Kaya, öykülerini kaleme alırken nasıl bir yol izlediği hakkında bilgi verdi. Kaya: “İlk ve şimdilik tek kitabım olan Gece On İki Sancıları 2020’nin Nisan ayında yayımlandı. Birbiriyle bağlantılı sekiz öyküden oluşuyor. İçinde yaşadığımız topluma ve onun sorunlarına duyarlı biri olarak Gece On İki Sancıları’ndaki öykülerim de dahil bugüne dek yazdığım tüm öykülerimde toplumcu bir anlayışı benimsedim. Kalemimin bireysel acılardan ziyade toplumsal acılara yöneldiğini söyleyebilirim.” dedi.

 Konu seçimlerinde genellikle kendisini etkileyen ve iz bırakan olayların ön planda olduğunu dile getiren Kaya şunları aktardı; “Gece On İki sancıları 12 Eylül dönemi ve o karanlık günlerin acılarını çerçeve yaparak basın özgürlüğü, kadın sorunsalı, işkence, baba kız ilişkisi, anne kız ilişkisi, aşk gibi çeşitli konulara değiniyor. O yıllara bugünden bakıyor aslında. Dolayısıyla geçmişle bugün arasında bir hesaplaşma, yaşananları sorgulama çabası doğuyor. Tema da bu iki olgu üzerine kuruluyor. Bugüne kadar konu seçimlerimde bana hep duygularım ve beni etkileyen olaylar öncülük etti.”

FAKİR BAYKURT ÖDÜLLÜ YAZAR

Türk Edebiyatında öykü alanında eserleri ile bir yapı taşı olan Fakir Baykurt’un adını taşıyan bir ödüle layık görülmenin mutluluğunu ve gururunu yaşadığını ifade eden Kaya sözlerine şöyle devam etti; “Gece On İki Sancıları’nın Fakir Baykurt gibi değerli bir yazarın adıyla bir arada anılması beni gururlandırdı ve elbette çok mutlu etti. Gece On İki Sancıları, yaklaşık iki yıl önce yine aynı isimli bir öyküyle yola çıktı. Bu öykü yayınlandıktan bir süre sonra o öyküde yer alan başka bir kahraman için başka bir öykü yazdım. Sonra yeni öyküdeki diğer bir kahraman için de başka bir öykü. Böylelikle birbirine zincirleme bağlı sekiz öykü oluştu. Gece On İki Sancıları’nın fikir olarak kafamda doğması ise çocukluk yıllarıma dayanıyor. O yıllardan itibaren 12 Eylül dönemine dair dinlediğim acı öyküler, yaşanmışlıklar beni böyle bir projeye yönlendirdi.”

Yazmanın insana neler kattığına ve kazandırdığına dikkat çekmek isteyen Kaya şunlara vurgu yaptı; “Dostoyevski, ‘Elimde kalem olmayacağına on beş yıl hapis yatarım daha iyi,’ der bir mektubunda. Benim için de durum bundan pek farklı değil. Yazmak; yeni dünyalar kurmak, olmak istediğin kişiyi olmak, istediğin hayatı yaşamak, kaçmak, üzerine gitmek, çözümlemek, kendini, hayatı keşfetmek, oyun oynamak, istediğin yaşta kalabilmek, hayatı istediğin olgunluktan görebilmek ve elinde bir kalemle savaşabilmek demektir bana göre. Pek çok yazardan da yazma eylemi üzerine benzer cümleler okumuşuzdur bugüne dek. Bu cümlelerim, yazma eyleminin eser ortaya koymanın önüne geçtiği şeklinde yorumlanabilir ama hayır. Tabii ki kendi adıma konuşuyorum. Eser ortaya koyma kaygısı demeyeyim de çabası diyeyim, tüm bu saydığım kazanımlarla kol kola ilerliyor. Çünkü meydana getirdiğiniz eser, sizin emeklerinizin, geceli gündüzlü çabalarınızın, durmadan aklınızı kurcalayan sahnelerinizin, kurgularınızın aldığı son biçim oluyor. Bu biçime ulaşmak için çıkıyorsunuz bu yolculuğa ve bu, duygu aktarımı için bir şeyler karalamaktan çok daha öte bir şey. Bence, bir yaşam biçimi ve bir meslek. Yazmaktan önce, okumayı gerektiren bir meslek.”

‘EDEBİYAT TOPLUMUN ARŞİVİDİR’

Edebiyatın, insanın kendi varoluşunu keşfetmesinde bir arşiv niteliği gördüğünü belirten Kaya, şunları dile getirdi; “Edebiyatı var eden insan, kendi varoluşunu da edebiyatla keşfedebilir. Her dönemin, her toplumun kendi edebiyatı vardır. Edebiyat toplumların arşivi, bir panoramasıdır, diye düşünüyorum. Yazılan her edebi metin bir ayna. Harekete geçirme, hatırlatma, değiştirme ve yönlendirme gücü olan bir ayna. Conrad’ın sözleri geldi aklıma; Edebiyattaki tüm büyük eserler simgeseldir ve bu bize karmaşıklık, güç, derinlik ve güzellik katmıştır.”  

Gençlerin özellikle içinde bulunduğumuz teknoloji çağında bol bol okumalarını tavsiye eden Kaya şu ifadeleri kullandı; “Okusunlar. Popüler olanı değil, edebi olanı okusunlar. Tabletten, telefondan, bilgisayar ekranından değil; kitabı ellerine alarak, kokusunu duyarak, sayfaları hissederek, satırların altını çizerek, notlar alarak okusunlar. Teknolojiden bağımsız bir dünya düşünmemiz tabii ki mümkün değil artık. Teknolojinin bir getirisi olarak da tüketim çağındayız. Ama teknolojiyle birlikte edebiyat da tükendi, dememiz mümkün değil elbet. Tam tersi yeni bir soluk kazandı. Bu yeniçağ da kendi edebiyatını doğurdu ve onu büyütüyor şimdi. Önemli olan bu edebiyatı da tüm yenilikleriyle beraber nitelikli kılmak.”

‘PANDEMİ İLE OKUMA BİLİNCİMİZ DE DEĞİŞTİ’

Pandeminin ortaya çıktığı ilk dönemlerde evde kalmanın verdiği bol vakti okumak için değerlendirmek isterken bu anlamda bir odaklanamama durumunun yaşandığını ifade eden Kaya şunları kaydetti; “Pandeminin patlak verdiği ilk günlerde ilk kez deneyimlediğimiz bu toplumsal travmanın etkisiyle çoğumuzda okuduğuna odaklanamama durumu olmuştu. Açıkçası ben de o ilk dönemde elime kitap alamaz, alsam da ne okuduğumun farkına varamaz olmuştum. Çocuklar için de ki onların pandemiden bizden daha olumsuz etkilendiklerini düşünüyorum- durum bundan pek farklı değil. Kendi kızımı gözlemlediğimde okumaktan çok müziğe, televizyona yöneldiğini gördüm ancak bu sorun yaşam koşullarımızın yavaş yavaş normale dönmesiyle aşılmaya başlandı. Asıl acı olan, toplum olarak sadece pandemi döneminde değil, tüm dönemlerde okuma bilincinden uzak oluşumuz.”

Pandemi ile okurları ile bir araya gelememenin kendisinde yarattığı üzüntüyü dile getiren Kaya, üzerinde çalıştığı projelerden bahsetti. Kaya: “Pandemi süreci boyunca mevcut koşullar nedeniyle ne yazık ki okurlarımla beni bir araya getirecek etkinliklerde bulunamadım ve bu beni çok üzdü. Dilerim önümüzde aydınlık günler vardır ve bir an önce eskisi gibi bir arada oluruz. Yeni projelere gelince, şu an araya geçmişe ait sahnelerin serpiştirildiği uzun bir monolog üzerinde çalışıyorum. Yani yeni bir dünyadayım yine ve günlerim yeni karakterlerimle iç içe geçiyor.” şeklinde konuştu.   

- Reklam -