Faiz lotosu yine başlıyor

58

Haftayı tamamlarken döviz kurlarında yaşanan oynaklık “gerekirse “tedbir alırız, gereğini yaparız” sözleriyle biraz sakinleşmiş gibi gözüküyor ancak piyasalardaki aşırı ısınma soğuyacak gibi değil. Günlük gelişmelere göre biraz gevşemeyle dolar, avro ve tümüyle döviz kurları mola almış, dinleniyor gibi.

Gelecek günlere bakılırsa milli paramız kırılganlığını yani değer kaybetmeye yatkınlığı durumunu koruyor. Her an ABB merkezli gelecek, Kuzey Kore, Suriye açıklamaları lirayı bu defa daha da uç değerlere taşıyacağı beklentisi hakim.

Bu durum karşısında şimdiden yine Merkez Bankası’nın (MB) faizleri artırıp artırmayacağı tartışılmaya başlandı. Banka faiz konuna 26 Nisan’da karar verecek ancak loto oynar gibi her yerde iddialar, bahisler açılmış. MB’nin faiz artırmak zorunda diyenler çoğunlukta bekliyorlar. Buna karşın ekonomi yönetiminin “değil artırmak neden düşürmüyor” baskısı MB’nin ensesinde duruyor. Banka “iki ucu değnek” misali arada sıkışmış duruyor.
Banka için ekonomik gerçekler ana gösterge faiz oranlarının artması gerektiğini söylüyor diğer yandan da “arkamdan iş çevirmeyin” uyarısı önünde, çıkış arıyor.
Bu durumda biz de lotoya katılalım: Banka her iki beklentiyi de yerine getirmek için nakit borçlanma faiz oranlarında binde 25-50 aralığında göstermelik bir artırıma gidebilir. Tâbii, o güne kadar içte ve dışta yeni krizler yaşanmazsa.

BAŞKA TEDBİRLER ŞART

Enflasyonun, faizlerin, döviz kurlarının durulması için sadece Merkez’in politikalarının yeterli olmayacağını da bilinen diğer bir gerçek. Akaryakıta zam yapmak dışında herhangi bir yapısal düzenleme, reform gündemde yok. Ancak açıklamalara bakılırsa “orta ve uzun vadeye yönelik önlemler alınıyormuş.
Eğer yönetim bu “ekonomik iradeyi” ortaya koyamazsa ne doları tutabilirsiniz ne enflasyonu ne de faizleri. Her zaman dile getiriyoruz: kamu kesimi harcamalarını kısmalı. Başta hayati önem taşımayan yatırımları belli bir süre askıya almalı. Şu kronikleşen ve her ekonomik krizin temelini oluşturan borçlanmayı azaltmalı.
Kamu harcadıkça borçlanıyor, borçlandıkça ekonomi altüst oluyor. Mart ayı başından buyana dövizdeki kaçışa bakılırsa yerine yenisi de gelmiyor. Başka bir deyişle iç ve dış borçlanmada da maliyetler artıyor.

Geçen yıl bu zamanlar başlatılan vergi ve banka borcu erteleme, öteleme, yapılandırma” gibi seçenekler bu yıl uygulamaya sokulması da zor. Çünkü devletin “sıfır maliyetli” her türlü para girdisine ihtiyacı var.

En etkili seçenek yine piyasaları daha doğrusu işletmeleri paraya boğmak, Hazine garantisi verip yine uçana kaçana kredi açmak. Bu yapılabilir mi? Bankalar geçen yılki dağıtımın geri dönüşlerini bekliyor. Bu dönüşlerde yüksek oranlar görülmezse –ki böyle bir endişe finans sektöründe ağırlık kazanıyor- bu defa bankalar geçen yıl olduğu gibi bu işe iştahlı girmez. Zaten bankalar bir kredi bitmeden diğerini açmazlar.
Sonuçta MB “gerekirse para sıkışması yaparız” diyor ama esas sıkışan kamu, reel sektör ve vatandaş. Benzin de 6 liraya yerleşince tek söyleyeceğimiz “bırakın her şey inceldiği yerden kopsun”. Belki de kopmuştur haberimiz yok. Tüm Nisan ayının karmaşasının bedelini gelecek aylarda ağır bedellerle ödeyeceğiz zaten.