Faiz artışı derde derman mıdır?

0
26

Türk ekonomisinin gözle görünür derdi döviz bulmakta yaşadığı sıkıntılardır. İktidarlar bu sıkıntıyı giderebilmek amacı ile çeşitli çözüm yolları denemektedirler. Sıcak para kaynaklarını cezbetmeye çalışmak amacı ile daha yüksek faiz teklif edilmesi esas itibari ile bu döviz ihtiyacı yüzünden ortaya çıkan bir durumdur.

Oysa sorulması gereken asıl soru ve çözülmesi gereken asıl dert biz neden durmadan döviz bulmak zorunda kalıyoruz sorusudur. Bu sorunun yanıtı aranıp bulunmadan, gelip geçici önlemler ve gündelik politika değişiklikleri ile bu sorun giderilemez.

Bir kere bu sorun yeni değildir, Osmanlı İmparatorluğunun bile neredeyse son 300 yılına damga vuran bir sorundur.

Sorunun ana kaynağı ise; tüketmek istediğimiz ve yahut da tüketmek zorunda olduğumuz bir çok mal ve hizmeti üretmekte gösterdiğimiz büyük başarısızlıktır. Açıkça söylemek gerekirse üretemediğimiz şeyleri, tüketebilmek için devamlı olarak kaynak arayışı içerisine giriyoruz.

Bu kısır döngüyü kırmanın asıl yolu nasıl daha fazla borç buluruz değil, nasıl daha fazla üretiriz sorusuna yanıt aramaktan geçmektedir.

Borç bulup ithalat ile üretemediğimiz şeyleri getirip tüketime sunmak, elbette çok kolay, hızlı, lakin kısa vadeli ve asla sürdürülebilir olmayan bir çözüm yöntemidir.

Osmanlı bu yanlış politikaların bedelini, önce 1881 yılında Abdülhamit tarafından imzalanan Muharrem kararnamesi ile ekonomik, sonrasında ise siyasi ve askeri bağımsızlığını kaybederek ödemişti.

Bir çok yazımda ve söyleşide son derecede açık ve net olarak; üretmeden tüketmenin sürdürülebilir bir şey olmadığını anlattım. Her bir yazımda ya da söyleşimde; üretmeden tüketmenin ancak ve ancak çalarak, dilenerek ve yahut da borçlanarak mümkün olabileceğini vurguladım,bunun sürdürülebilir bir durum olmadığını söyledim.

Fakat bu gün geldiğimiz son noktada hala sorunun çözümü daha fazla borç bulmaya çalışmakta aranıyor, daha yüksek faiz vererek, daha fazla borç bulabilir miyiz diye Londra bankerlerinin kapılarında dolanılıyor.

Hani bir fıkra vardır Mişon Salomon’dan külliyetli bir miktarda borç almış, ödeme günü yaklaştıkça hafakanlar basan Mişon’u uyku tutmaz olmuş neticede gecenin bir yarısı Salomon’u aramış “Salamoncuğum senden aldığım borç vardı ya bak ben onu ödeyemeyeceğim, bu güne kadar ben uykusuz kaldım, bundan sonrada biraz sen uykusuz kal” demiş telefonu kapatmış, vurmuş kafayı yatmış…

Bu misal iktidar önceliğini nasıl daha fazla borç bulur, borçlarımızı nasıl çeviririz sorununa değil, üretimi nasıl arttırırız sorununu çözmeye vermelidir. Kur ve enflasyonun yükselmesi elbette acı verici bir süreçtir, iktidarlara oy kaybettirir ve sandıkta bedel de ödettirir. Lakin bu yurtsever olan bir iktidar tarafından göze alınması gereken bir bedel olmalıdır. Süreç uzadıkça hem sorunun çözümü daha zor ve hem de çekilmesi gereken acı çok daha büyük olacaktır.

Yüksek faiz vererek döviz ve üretim sorununu çözebilmek mümkün olsaydı bu sorunu herkes, her yönetim kolayca çözebilirdi, oysa bugüne kadar böyle kolay bir çözümü başarabilen hiç kimse olmamıştır.

Faiz vererek borç bulmak elbette mümkündür fakat isterse bir kişi ol bir şirket yahut da devlet ol hiç fark etmez borç bulmak isteyen herkesin bir borçlanma kapasitesi yahut da limiti vardır. Bu limite yaklaşıldığı, bu kapasite doldurulduğu müddetçe ödenmesi gereken faiz de artar. Faiz artar çünkü alınan borcun geri ödenememesi riski de artmaktadır. Sonuçta öyle bir noktaya gelinir ki ne faiz teklif edersen et kimse borç vermez, malum kimse batağa para kaptırmak istemez.

Yalın bir örnekle anlatayım yıllık cirosu 5 milyon lira olan bir marketi düşünün, bu market 500 bin lira borçlanmakta pek bir sorun çekmez. Çünkü borç verecekler oturur hesap yapar bu firma ciro üzerinde yüzde 20 kar ediyor olsa yılda 1 milyon lira para kazanır, eh bu parayı kazanıyorsa, işlerde büyük bir aksilik olmadığı müddetçe bunun yarısı kadar bir krediyi geri ödemekte bir sıkıntı çekmemesi gerekir diye düşünürler. Aynı market 1 milyon lira kredi bulmakta zorlanır çünkü borç verecekler yahu bu firma yüzde 20 kar ediyor olsa yılda 1 milyon lira para kazanır ve bu paranın tamamını bize ödemesi halinde ancak kredisini kapatır. Fakat işlerde bir bozulma olursa bu krediyi geri ödeyemez diye düşünür ve bu krediyi vermekten imtina eder. Borç vermeyi düşünen olursa da bu krediyi vermek için daha yüksek faiz ister ve ek teminat arar. Fakat bu market 5 milyon lira kredi isterse borç verecekler, çay ısmarlar bir iki hoş beşten sonra kapıyı gösterirler, bu noktada teklif edilen faiz haddinin herhangi bir önemi de olmaz.

Türk ekonomisi borçlanma limitini doldurmuş ve yahut da doldurmaya çok yakın bir noktada bulunmaktadır, bu noktada faiz hadleri önemini kaybetmeye başlamıştır işte tam da bu yüzdendir ki dünyada negatif faizde beklemek zorunda kalan trilyonlarca dolar varken Türkiye yeni borç bulmakta, borçlarını çevirmekte zorlanıyor. Faizler üzerinde konuşurken bu açıdan bakmakta büyük fayda vardır…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz