Eylül’ün birinde geri kazanacağız…

4
73

Geçmişinden örnekleme yaparak bugüne bir türlü gelemeyen ‘oldies /eskiden acayiptik biz’ anlatıcılarından olmak pahasına, 68 ruhunun kerametini, hafızaları tazelemek sıkıntılı yarınlara hazır olmak adına, yaşayan şahidi olarak, günümüz genç devrimci ODTÜ’lüleri için “ODTÜ OKULDUR/Metu est une école” başlığıyla Mezunlar Dergisine yazmıştım; Aşka geldim, durumdan hiç hoşnut olmadığınızın farkında olduğum için, yarım asırlık aymazlığımızı, sizinle paylaşmak istedim.

Önce, dilime pelesenk ettiğim ‘ODTÜ ekolü’, ne memem şeydir anlatayım: Öncelikle Taylan Özgür’ün katledilmesi ardından, stadyuma “DEVRİM” yazısını bir gecede haybeye yazmadığımızı bilesiniz. “Devrimciler ölür, devrimler sürer”…mantığındaydık ve 50 yıl sonra 68’i anlamak noktasına ancak gelebildik. ODTÜ ekolünde, devrimcilik ruhu uykuya yatar ama ölmez… Son İ. Melih arazi saldırısında, bir gecede tüm Ankara’yı “ODTÜ’yü yıkmak (G)üven (Ö)özveri (T)ecrübe ister” panolarıyla donatan, her mezuniyet töreninde birbirinden esprili aforizmatik pankartlarla trend topic olan gençler, bu ruhun volkan gibi patlamaya hazır olduğunun göstergesidir. Özgür kafaların başkaldırısıdır 68…Sartre’ın varoluşçuluğu, Camus’nün “Absürt’ felsefesiyle, Nietzsche’nin nihilizmi ile aydınlanmış genç tabu yıkıcı kafaların, lidersiz bireysel patlamalarından oluşan; faşist, antidemokratik, bağnaz ne varsa yıkmayı erek edinmiş başkaldırışıdır 68’de yaşananlar… 22 Mart 1968 günü Paris’te Nanterre Üniversitesinde Daniel Cohn Bendit (Kızıl Danny) önderliğinde bir grup öğrenci, ABD’nin Vietnam savaşını protesto ederek 68 olaylarını başlattı. Bütün dünyada eşzamanlı üniversite işgalleri, eğitim boykotları hızla yayıldı. Bu olaylara “68 olayları”, bu olaylar sırasında üniversitede bulunan ve devrimciler adı verilen kanatta yer alan öğrencilere de “68 kuşağı” adı verildi.

Dönem, bütün dünyada bir başkaldırı dönemiydi. Çölde Filistinliler Kara Eylül yaşadılar. Üçüncü dünya Havana’da Cezayir’de veya Hanoi’de olduğu gibi Amman’da da ayaklandı. Temelden değiştirilmiş bir dünya düşünüyorlardı 68 baharından beri baş kaldırır halinde olan batının öğrenci ve işçi gençliği kendisini bir ütopyanın içinde buldu.O dönemde her alanda yaşayan efsaneler, rol modeller vardı. Çoğu da efsane olmak için çok genç yaştaydı. Çoğu genç insanın kafasında daha iyi, daha eşitlikçi, daha özgür, daha barış dolu bir yaşama ulaşmak, kapitalizmin yıkıcı kâr ve büyüme güdüsünü dizginlemek, gelir dağılımını daha eşitlikçi kılabilmek için düzeni değiştirme düşüncesi vardı. Beraber yürüdük biz bu yollarda. ODTÜ’lüleri, biz derslerle haşır neşir iken resmen provoke ettiler; Vietnam komiseri, CIA ajanı, büyükelçi Komer’i Esenboğa havaalanında kovalayarak protesto edip ‘Yankie go home’ çığlıkları atmış olmamıza rağmen ODTÜ’ye bayraklı Cadillac makam arabasıyla gelmesi, Amerikan emperyalist küstahlığıydı. Biz orada, emperyalist emelleri, Amerikan egosunu, yaktık kül ettik. Tabii bizim o zaman bagajımızda ‘Zarrap günahları’, ’Halk Bank’ın para dolu kutuları’ olmadığı için, yel değirmenlerine karşı vatansever saldırıya geçebildik, dersini verdik küstahların. Oysa ülkenin egemen işbirlikçileri ki biz onlara; ‘Amerikan Uşakları’ deriz… Ne bizi, ne Kurtuluş Savaşı’mızdan sonra ülkenin yapılanmasında “Amerikan mandasına kesin hayır” diyen Ata’mızı, ne de vatan şairimiz  Nazım’ı dinlemeden, anahtar teslimi verdiler ülkeyi ABD’ye. Biz 6. Filo’yu denize dökerken, onlar şükür namazı kılıyorlardı.

 CIA Türkiye Bölge sorumlusu ve eşzamanlı MİT başkanı olan Fuat Doğu eliyle Fethullah Gülen namlı imam bozuntusuna ‘Komünizmle Mücadele Örgütü’ kurdurarak, “yeşil kuşak” yarattılar. Amerikan işbirlikçileri, 68’in soylu vatansever kuşağını topyekûn katlederek veya kapitalist sistemin çarklarında eriterek imha ettiler. O günden bu güne Amerika, ekonomik ve siyasal yaşamını kendi denizaşırı küresel çıkarları için manipüle etti. Ülkede sosyalistlerin ve sosyal demokratların Amerikan aleyhtarı direncini kırmak için, laikliğin altını oyarak, radikal İslam’ı körükledi. Fetö olayı İran’daki Humeyni’nin başı çektiği ‘mollalar hareketinin’ tıpkısının aynısıdır. Allah’tan taraflar, iktidar ve çıkar kavgasına düştüler. Tasfiye edilme endişesindeki Fetö militanı askerlerin ihtilal girişimi, 15 Temmuz’da sağduyu refleksiyle akim kaldı da iç savaşın eşiğinden döndük. Arada it dalaşı yapar gibi olduğumuza bakmayın; son 20 yıl iktidar Amerika’yla ‘Ne istediniz de yapmadık?’ modunda kuzu kuzu yaşadı. Adamlar 11 askerimizin başına Süleymaniye’de çuval geçirip hapsederken gıkımızı çıkarmayıp, arada derede gaza gelip, Rus uçağı bile düşürdüler. Sınırımızın güneyinde Amerika, PKK ve YPG bölücü terör örgütlerine özek kantonlar kurdurmayı fütursuzca yürütürken, Trump’a seçim kazandıran Evangelist tarikatın Pastör’ü su katılmamış ajan provokatör Brunson krizine geldik ve köşeye sıkıştık. Kifayetsiz muhterisler eliyle yürüttüğümüz ‘Ver imamı al papazı’ şark cambazlığımız ters tepti.

Köşe kapmaca sürüyor…68 kuşağı faşist çizmeler altında kaldı !1960 darbesi aslında bir askeri darbe olmasına karşılık, başka darbelerden farklı bir gelişmenin tohumlarını atmıştı. 1961 Anayasası, şimdiye kadar Türkiye’de yapılmış en ilerici en demokratik Anayasa’ydı. 61 Anayasası’nın getirdiği özgürlük havası, genç kuşağın o zamana kadar yaşamadığı bir ortam yaratmıştı. 1968’de Fransa’da başlayan başkaldırıya eşlik ederek, daha fazla özgürlük, daha fazla barış istemiyle başkaldırdı gençlik. Ne var ki bizdeki yöneticiler bu başkaldırıya hiçbir zaman hoşgörüyle yaklaşmadılar. Bu başkaldırı, ‘devlete karşı isyan’ olarak tanımlandı ve askeri darbeyle durduruldu. Oysaki 68 gençliğinin katiyen hükümeti ele geçirmek gibi bir siyasi talebi olmamıştı.

Askerlerin 1961 Anayasası’yla getirdiği özgürlük havasını, 1971 Anayasa değişiklikleriyle yine askerler kaldırdı. İşkenceler, cezalar, yargılanmalarla geçti koskoca dönem. Ve idamlarla noktalandı. 50 yıl önce Ürdün iktidarı da eş zamanlı olarak Filistin devrimci ütopyasını yok etti. Filistin kurtuluş örgütünün kötü kaderi de direnişçilerin deneyimsizliğinden kaynaklandı. Çatışmalar 9000 kayıptan sonra devrim kanlı şekilde bastırıldı .Türkiye, ne yazık ki bu kuşağın başkaldırısının eşitlik, özgürlük, barış amaçlı olduğunu anlamamakta ısrarla direndi. Bugün, aynı gereksinimler hala artarak devam ediyorsa, o günlerin anlayışsızlığının bunda katkısı çok fazladır. Başarabilsek farklı bir dünya olurdu!68 kuşağının başkaldırısı ne yazık ki yalnızca Avrupa’da sınırlı sonuçlar verdi.

Eşitlik, barış, özgürlük ve gelir dağılımını düzeltme idealleri, dünya çapında açık sonuçlara ulaşamadı. Amerika mesela, bu başkaldırıyı görmezden geldi. 1960’larda Vietnam’da savaşan ve her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran ve aslında 68 başkaldırısının belki de temel nedeni olan Amerika, aynı tavrını dünyanın her yerinde inatla sürdürdü. Son olarak petrol çıkarlarının peşinde, saçma sapan bir Büyük Ortadoğu Projesi eşliğinde, buralara şekil vermeye kalktı; her geçen gün daha da karışan bir bölge yarattı. Bugünün küreselleşmiş dünyası, 68’lerin dünyasından bile daha az eşitlikçi, daha az özgür, daha az barışçı bir dünya. Üstelik tek tük çabaları bir kenara bırakırsak, dünyanın hiçbir yerinde daha eşitlikçi, daha barışçı, daha özgürlükçü bir dünya için 68 kuşağının ateşlediği kıvılcımı ateşlemeye mecali olan bir kuşak çıkmadı. Neyse ki, bugünü içine sindiremeyen, her an patlamaya hazır yanardağ gibidir 68 ruhu. Kor kıvamındaki lavında, başkaldırı kabına sığmazlığı, haksızlık kabullenemezliği Fahrenheit 451 derecededir. Bu vatansever ruh, ülkenin payandasıdır.Ülkeyi yukarı çekip çıkarma fırsatı,çok yakın.. Uyanık ve anık olmak gerek!…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz