Esir Pazarı’nda Bir Cariyenin İdamı

1
164

1762 yılının Ağustos ayında İstanbul’da Esir Pazarı’ndayız. Esir Pazarı her zaman olduğu gibi oldukça hareketli. Kimisi yeni bir cariye almak istiyor, kimisi elinde bulunan cariyeyi satmak, belki de daha iyi birisi ile değiştirmek istiyor.İstanbul eşrafından birisi Esir Pazarı’ndaki esircilerden birisine gelir. Elinde bulunan Çerkes asıllı cariyesini satması için esirci ile anlaşır. Esirci satılmak üzere kendisine teslim edilen cariyeyi evine getirir ve birkaç gün evinde misafir eder.


Bu sırada esircinin karısı bu yeni cariyeye de diğer cariyelere olduğu gibi emirler verir. Şunu getir, şunu götür vs. der. Ama bu cariye diğer cariyeler gibi değildir. Bu emirleri dinlemez ve esircinin karısını umursamaz. Bir cariyenin kendisine karşı gelmesine alışık olmayan esircinin karısı cariyeye kızar. Cariyeyi biraz tehdit eder, korkutur.
Ancak bu Çerkes cariye laf anlar takımından değildir. Hemen kuşağındaki Çerkes işi bıçağını çıkarır ve esircinin karısını birkaç yerinden bıçaklar. Zavallı kadın aldığı bu yaralar sebebiyle vefat eder.


Çerkes cariye tutuklanır. Kadı Efendi’nin huzuruna çıkarılır. Mahkemede suçunu kabul eder. Gereği düşünülür ve diğer cariyelere ibret olması için idamına karar verilir. Diğer esirler ve cariyeler görsünler ve ibret alsınlar diye Esir Pazarı’nın bulunduğu hana götürülür. Bu han içerisinde bulunan bir ağacın dalına asılarak cezası infaz edilir (Hakim Efendi Tarihi, II, s.1084).
Burada mahkemenin kararı evde emanet olarak bulunan ve cinayet işleyen cariyenin idamı yönündedir. Ancak esirci ile cariyesini satılması için esirciye teslim eden adam arasında ortaya çıkan hukukî durum belki de yeni bir mahkeme konusu olacaktır. Binlerce akça değerindeki cariyesini esirciye teslim eden adam cariyesinden olmakla kalmayacak, belki de yüklü bir diyet ödemek zorunda kalabilecektir.

Sözün özü:
Bugün bize bir insanın esir pazarına götürülüp satılması son derece zalimce gelmektedir. Ama o dönemde dünyanın her tarafında insanlar hür ve esir olmak üzere iki sınıf oluşturmaktaydı. Tıpkı bir mal gibi alınıp satılan bu insanların kötü kaderlerinin değişmesinde İslâm dininin yapıcı rolünü kabul etmek gerekir. Ancak bunun için de 1846 yılının sonlarını beklemek gerekecektir.
Efendisiyle aynı sofraya oturabilmek, efendisinin çocuğu ile büyüyebilmek Batıda çoğu zaman görgüsüzlük olarak görülen bir davranıştı. İstanbul’u ziyaret eden Batılı seyyahların dikkatlerini çeken bu davranış farklılığı Türk medeniyeti için olumlu bir durumdur.

1 Yorum

  1. Bugün bize bir insanın esir pazarına götürülüp satılması son derece zalimce gelmektedir. Ama o dönemde dünyanın her tarafında insanlar hür ve esir olmak üzere iki sınıf oluşturmaktaydı. Tıpkı bir mal gibi alınıp satılan bu insanların kötü kaderlerinin değişmesinde İslâm dininin yapıcı rolünü kabul etmek gerekir. Ancak bunun için de 1846 yılının sonlarını beklemek gerekecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz