Abdülkadir Selvi, Hürriyet gazetesinde 20 Eylül 2019 tarihinde, ‘’Erdoğan kutuplaştırıcı siyasetten kucaklayıcı siyasete geçiyor. Önceki gün yapılan MKYK toplantısında da Erdoğan, buna yönelik yeni işaretler verdi.

“Kucaklayıcı politikalara devam etmek lazım. Kucaklayıcı siyaseti AK Parti açısından yararlı, Türkiye’de demokrasiyi geliştirme açısından ise önemli buluyorum” diye yazdı.

AKP iktidarını 2002 ile 2010 arası oldukça mütevazı, halk ile iç içe, Avrupa Birliği ilişkileri, demokrasi söylemleri ve insan hakları konularında atak ve radikal hareketlerde bulunan bir partiydi.

Ekonomi hareketli, piyasalar ve dış finans kaynakları aktif ve Türkiye yabancı yatırımcılar için cazip ve güvenilir bir ülke konumundaydı.

2001 sonra 2005 IMF stand by anlaşmaları ile bütçe, cari açık kontrol altında yürümüştü.

Türkiye 14 Mayıs 2013 tarihinde IMF’ye olan borcun son taksitini ödemiştir ve IMF’yle borç ilişkilerini sona erdirmiştir.

2013’te kişi başına milli gelir 12,500 dolara kadar ulaşmıştı.

Her şey Mayıs 2013 Gezi Parkı olayları ile başladı, 17-25 aralık hadiseleri ile tavan yaptı.

Gezi olayları önce iyi niyetle başlamış sonra bunu fırsat bilen örgütler tarafından suiistimal edilerek yurt çapında kargaşaya dönüştü.

Keşke Erdoğan gezi olaylarının başlangıcında gençlerle beraber bir çay içseydi eminim olaylar o gün biterdi.

Erdoğan o günlerden itibaren sertleşme emareleri görülmeye başlandı. Aslı olmayan birçok olaylar hızlanmaya başladı.

Kabataş’ta ‘’Başörtülü bacımın üstüne işediler’’ lafları ve olayın video görüntülerinin olduğunu iddia eden yetkililer, görüntüleri çıkaramadı.

Gezi olaylarında, ‘’Cami’de içki içtiler’’ dendi ve insanlar galeyana geldi, ama cami imamı böyle bir içki içme hadisesi yaşanmadığını açıklayınca, sürüldü.

Seçimlerde, ‘’Millet’’ ittifakını ‘’Zillet’’ diye adlandırması, rakiplerin terörist ve vatan haini ilan edilmesi, HDP’ye ‘’seçim kazansanız bile görevden alırız’’ söylemleri, FETÖ’cü diyerek 120 bin kişinin yargılanması sonucunda berat bile etmiş olsa işsiz kalmaya devam etmesi, görevine iade edilmemesi gibi benzeri olaylar halkı kutuplaştırmış ve kızdırmıştı.

Reyhanlı bombalı saldırısında, 52 vatandaşımız hayatını kaybettiğinde, maalesef, Erdoğan ‘’ 52 Sünni vatandaşımız hayatını kaybetti’’ demesi insanları ayrıştıran söylemdi.

31 Mart seçim sonuçlarını AKP’nin kabul etmemesi, bardağı taşıran son damla oldu. 13 bin oy farkını halk 806 bin oy farkı ile hükümete son uyarısını verdi.

Uzun yıllardan beri AKP aynı taktik ve strateji ile oyları konsolide etmeyi başarmıştı ancak halk artık yeter diye haykırdı.

CHP’nin 70 yıl önceki tek parti idaresi sırasında, ‘’camileri ahır yaptınız’’, ‘’kuran okumayı yasakladınız’’ dini vecibelerini insanlara yaptırmadınız suçlamaları ile uzun süre muhafazakâr kesimi bir arada tutmayı başardılar.

O yıllarda muhafazakârların yaşadığı sıkıntılar yadsınamaz, unutulmaz mutlaka toplum hafızasında acılar ve birikimler oluşturur.

Ama artık bu söylemlerinde karşılığı kalmadı, ama AKP bunun hala farkında değil. Özellikle Atatürk ve Cumhuriyetin kurucularının zaman, zaman rencide edilmesi insanlarda rahatsızlık yarattığını anlamakta zorluk çekiyorlar.

Din üzerinden siyasi konuşmalar mutlaka prim yapar ama toplumu acımasızca laik ve anti-laik olarak tam ortadan böler. Dindarlar ve dinsizler kavramları günlük hayatımıza girdiği an halkın psikolojisi, sosyolojisi ve değer yargıları mutlaka çöker.

Ve şimdi Erdoğan “Kucaklayıcı politikalara devam etmek lazım’’ diyor.

Bugüne kadar kucaklayıcı değil ayrıştırıcı olmadık manası çıkıyor bu cümleden. Peki, halk bu söyleme inanır mı? sanmıyorum.

Erdoğan, ‘’devam etmek ‘’ kelimelerini hiç kullanmasaydı, bence daha iyi olurdu.

Abdülkadir Selvi, bugünkü köşe yazısında ‘’ Erdoğan kutuplaştırıcı siyasetten kucaklayıcı siyasete geçiyor’’ diye yazdığına göre, Erdoğan’ın bugüne kadar kucaklayıcı politika yapmadığını, yalnız ben değil Selvi’de kabul ediyor.

Erdoğan 1994 yılından tanırım. Kötü niyetli birisi olarak görmedim. Ama, onu uzun zamandan beri yok etmeye çalışan birilerinin çok etkisi altında kaldığını düşünüyorum.

AKP’nin içindeki kavgalar Erdoğan’ı siyaseten bitirmeye yönelik olduğunu ve bu grupların kendisine çok yakın olduğunu tahmin etmek zor değil.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz