Enflasyon Haziran’da beklentilerin üzerinde aylık yüzde 1.13 artarken, yıllık yüzde 12.62’ye yükseldi

TÜİK verilerine göre tüketici fiyat endeksinde (TÜFE) Haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 1,13, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 5,75, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,62 ve on iki aylık ortalamalara göre de yüzde 11,88 artış gerçekleşti.

Haziran ayında azalış gösteren tek ana grup %1,60 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu. Her ne kadar vatandaşların çarşı pazar gözlemlerine yüzde yüz aykırı olsa da gözümüze değil TÜİK mucizesine inanmamız gerekiyor. Biz inanırız da bu ülkeye yatırım yapacak, bu ülke ile iş yapacak yabancı yatırımcılar inanır mı elbette bilemeyiz. Yalnız TÜİK gıda fiyatlarını her nereden alıyorsa söylese de bizde oralardan alışveriş etsek, çarşıya pazara gidip cüzdanın dibini görmekten kurtulsak diyorum.

Covid-19 krizi nedeniyle tüketimin dibe vurduğu böyle bir ekonomik ortamda bile enflasyon bu şekilde yükseliyorsa, krediler ve benzeri teşvikler ile desteklenen talep artışı birde kur şoku ile beslenirse enflasyon nerelere tırmanır hesap ve tahmin etmek gerçekten de zor.

İşin açığı veriler hiç de iyi değil; düşmesi gereken enflasyon, cari açık, bütçe açığı ve işsizlik oranları hızla yükseliyorken yükselmesi gereken büyüme oranı ise düşüyor bu terslik ekonomideki sağlıksız yapıyı açıkça ortaya seriyor.

İhracattaki Haziran verileri fena değil lakin beklendiği kadar da iyi değil. Ticaret bakanlığı verilerine göre ihracat Haziran ayında, bir önceki aya göre yüzde 35,13 artarken, geçen yılın aynı ayına kıyasla da % 15,77 oranında artarak 13 milyar 469 milyon dolar olarak gerçekleşti. İthalat ise bir önceki yılın aynı ayına göre % 8,24 artarak 16 milyar 305 milyon dolar olarak kaydedilmiştir. Dış ticaret açığı da bir önceki yılın aynı ayında göre % 17,3 oranında gerileyip 2 milyar 836 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Mart, Nisan ve Mayıs aylarında gelen kabus gibi verilerden sonra bu elbette sevindirici bir gelişme lakin genede ihtiyatlı yaklaşmak lazım çünkü geçen sene Haziran ayında 9 günlük bayram tatili vardı ve bu süre zarfında çalışılmadı, ayrıca pandeminin yarattığı fiili sebeplerden dolayı ertelenmiş bir ticaret vardı, bu iki faktörün etkisini gözden ırak tutmamak, hesaba almak lazım.

Turizm de ise kabus sona ermedi 2020 yılında geçtiğimiz yılın yüzde 20 ila 30’u kadar yabancı turist gelirse bu bile çok büyük bir başarı olur.

2019 Mayıs ayında ülkemize 4 milyon yabancı turist gelmişti 2020 yılı Mayıs ayında ise sadece ve sadece 29 bin yabancı turizt geldi düşüş yüzde 99,3 oranında. 

2019 yılı Ocak Mayıs döneminde ülkemize gelen Turist sayısı 12,7 milyondu, 2020 yılı Ocak Mayıs döneminde ise sadece 4,2 milyon kişi geldi bunlarında büyük çoğunluğu Ocak ve Şubat aylarında gelen ziyaretçiler, azalış yüzde 66,4 düzeyinde.

2019 yılının tamamında ise 45 milyon yabancı turist ağırlamışız bu sene ne seviyede kalacağımızı ise tamamen pandeminin seyri belirleyecek.

Bir ülkede enflasyon artarken büyüme azalıyor hatta küçülme oluyorsa bu başedilmesi gerçekten de çok zor bir kriz durumudur.

IMF, “büyük tecrit” nitelemesi yaptığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda Türkiye ekonomisinin ise bu yıl yüzde 5 daralacağını öngörmektedir. Rapora göre Türkiye’de işsizlik oranı ise yüzde 17,2’ye yükselecek. IMF’e göre Türkiye slumpflasyona girecek. Bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) hali var demektir.

Ekonomik krizlerin en zoru budur. Çünkü burada bir yandan enflasyonu düşürmeye uğraşırken bir yandan da ekonominin küçülmesini önce durdurmaya sonra da büyümeye döndürmeye yönelik bir ekonomi politikası uygulamak gerekmektedir ve birine iyi gelen önlem diğerini olumsuz etkiler.

Ekonomi yönetimleri böyle bir durumla karşılaştıkları zaman zorunlu olarak bir öncelik belirlemek ve bir tercihte bulunmaya mecbur kalırlar.

Önemli olan ülkedeki ekonomik birimlerin en az zarar görmesi işsizlik, gelirsizlik gibi hane halkına zarar veren olgular ile zincirleme iflaslar gibi firmalara zarar veren olguların ortaya çıkmasını engellemeye çalışmaktır.

Bu yüzden enflasyon ikincil öncelik olmalı büyümeci maliye ve para politikaları uygulanarak önce ekonomik birimlerin kalıcı hasar görmesi engellenmelidir, sonra enflasyonu düşürecek tedbirlere sıra gelir.

Bu noktada kantarın topuzunu kaçırmamak ve bir hiperenflasyon ortamı yaratmamaya dikkat etmek gerekir sadece.

Benim öngörüme göre ekonomi yönetimimizin tercihi de bu yönde olacaktır, umarım bu politikalar için gerekli olan kaynağa ve özellikle de döviz kaynağına erişebilirler, bu politikaları başarılı olur ve bu krizden ekonomimiz kalıcı hasar almaz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz