EN ZOR MESLEKLERDEN BİRİ: OPERA SANATÇILIĞI

    0
    12

    Devlet Opera ve Balesi Koro Sanatçısı Ali Yılmaz, opera sanatı ve sanatçı kişiliği hakkında gazetemize konuk oldu. Opera sanatının inceliklerini ve zorluklarını anlattı.

    Esma ALTIN/ANKARA

    - Reklam -

    Devlet Opera ve Balesi Koro Sanatçısı Ali Yılmaz, bir opera sanatçısı olarak operanın incelikleri, eğitimi ve zorluklarını gazetemiz ile paylaştı. Opera sanatçılığının dışında sanatın pek çok farklı dallarında da faaliyet gösteren Yılmaz, operanın geniş bir yelpazeden oluştuğuna dikkat çekerek; “Dünyada opera sanatçılığı zor bir meslektir. Sürekli çalışmak, dünya literatürünü araştırmak, takip etmek lazım. Operada sürekli bir öğrenme eylemi söz konusu. Yabancı solistleri dinlemek zorundasınız. Eserlerin sahnelenmesini izlemelisiniz. Opera, bütün sahne sanatlarının bir birleşimidir. İçinde plastik sanatlar var, ışık var, dekor var, müzik var, tiyatro var, oyunculuk, kostüm var. Kısacası bütün sanatların bir birleşimidir.” dedi.

    SANATIN PEK ÇOK DALINDA ÜRETMEYE ÇALIŞIYORUM’

    Opera sanatçısı olmasının yanında sanatın pek çok farklı dallarında da çalışmalar yaptığı, ürünler ortaya koyduğunu ifade eden Yılmaz şunları anlattı; “23 yıldır opera sanatını icra ediyorum. 1986 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarından mezun oldum. Ondan sonra da öğrenciliğimiz bittiği an otomatik olarak hemen sahne üzerinde kendimi buldum. Operalarda, konserlerde 23 yıldır görev yapmaktayım. Aynı zamanda yayınlanmış kitaplarım ve devam eden kitap çalışmalarım da var. İlk çalışmalarım olan şiir kitaplarım Takma Dişli Sevgilim ve Dudaklarım Çözer Kalbinin Düğmelerini eserlerim. Ondan sonra mizah ile ilgili internet üzerinde aforizmalar dediğimiz kısa kısa notların olduğu bir kitap derledim. Daha sonra da Mizah Anlatım kitabımda da minimal öyküler dediğimiz bir şey benimsedim. Bu aslında üç bölümlü bir öykü kitabı. Şimdilerde de bir romanım bitti, hazır durumda. Bir de çocuk kitabı bitirdim. Kitaplarla, yazmayla da 1980’den sonra günlük tutmaya başladıktan sonra yöneldim. O günlüklerim benim için bir hazine oldu. İyi ki yazmışım diyorum. O yazdıklarım benim için inanılmaz dokümanlar. Ankara, Ankara dışı pek çok dergiye de öykülerimi gönderiyorum. Dijital ortamda yayınlanan dergilerde öykülerim var. Radyo programı da yapıyorum. Şu anda Meteoroloji Radyosunda İpek Yolu Dünya Müzikleri üzerinde bir radyo programı yürütüyor. Yine Nokta TV’de İpek Yolu adı altında internet üzerinden bir program yapıyorum. Bu programda da şair, yazar, vs. mesleğinde başarılı arkadaşları konuk ediyorum. Bu şekilde sanatın pek çok dalında üretmeye çalışıyorum.”

    ‘OPERA PEK ÇOK SANATIN BİRLEŞİMİDİR’

    Opera sanatı ile ilgili konuşmaya başlayan Yılmaz, bu alanın zorlukları hakkında önemli bilgiler paylaştı. Yılmaz: “Dünyada opera sanatçılığı zor bir meslektir. Yapılan bir araştırmaya göre; efor anlamında maden işçilerinden sonra en zor meslekler arasında opera sanatçılığı da yer almaktadır. Nasıl bir enstrümanı çalmadığınızda ya da bir yabancı dili konuşmadığınızda onu unutursunuz. Opera sanatçılığında şarkı söylemek de öyle zor bir iştir. Yani bıraktığınız an ses telleriniz başka bir yere yönlendirir sizi. Sürekli çalışmak, dünya literatürünü araştırmak, takip etmek lazım. Klasik müzikte var olan bir kalıp vardır. Eserler yazılmıştır. Şimdi yazılan yeni eserler de var ama genel olarak klasik eserleri seslendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Opera sanatının bünyesinde birden fazla sanat dalını barındırdığına dikkat çeken Yılmaz, Türkiye’nin bu alandaki konumunu değerlendirdi ve sözlerine şöyle devam etti; “Opera, bütün sahne sanatlarının bir birleşimidir. İçinde plastik sanatlar var, ışık var, dekor var, müzik var, tiyatro var, oyunculuk, kostüm var. Kısacası bütün sanatların bir birleşimidir. Bizim ülkemizde de sevindirici olan bir olay da şudur; dünyada opera sanat 600 yıldır icra ediliyor ama biz 100 yıl içinde çok büyük aşamalar kat ettik. Dünya çapında solistlerimiz dünyayı gezmekteler. Hatta şu an Devlet Opera Balesi Genel Müdürü Murat Karahan kendini kanıtlamış bir sanatçı unvanını kazandı. Korona virüsten dolayı sahnelerimiz kapanmak durumunda kaldı tabii. Ama özellikle İtalya’da solist sanatçı, başrol olarak yer alan bir sanatçımız kendisi. Bunun gibi yurtdışında birçok arkadaşımız var. Ben de kendimi şanslı hissediyorum ve iyi ki böyle bir mesleğin içerisindeyim diye her zaman söylüyorum. Şu an bile her operaya gittiğimde o heyecanı yaşarım. İşin içinde olunca bambaşka bir dünyaya gidiyorsunuz, kendinizi dış dünyadan soyutluyorsunuz.”

    SESLERİN OTURMASI GEREKİYOR’

    Bir opera sanatçısının ses konusunda kendini nasıl yetiştirmesi ve neler yapması gerektiği konusuna değinen Yılmaz şunları açıkladı; “Konservatuar yıllarında, o mesleği yıllarca yapmış öğretmenlerimizin nezaretinde derslerimizi yapıyoruz. Bir tıp eğitimi gibi düşünebilir. 6 yıl bir eğitim görüyorsunuz liseden sonra. Zaten operanın ve tiyatronun sınav yönetmeliğinde lise olması şartı vardır, seslerin oturması gerekiyor çünkü. O dönem içerisinde şan dersi dediğimiz sesi eğitme derslerimiz her zaman için diğer derslerden daha fazladır. İlk yıllarda tamamen sesi belirli bir forma sokmak için küçük küçük egzersizler yaptırırlardı hocalarımız. O ses ne zaman ki belli bir kıvama gelir, bir şahsiyet kazanır onun üzerine aynı bir dantel örer gibi ilmek ilmek işlersiniz.”

    Konservatuarın ilk yılında ses konusunda yaşadığı bir anısından da söz eden Yılmaz, bu anıyı anlatırken özellikle sesin opera sanatına, batıya uygun bir karaktere oturmasının önemini vurguladı ve şunları dile getirdi; “Ben ilk zamanlar hep halk müziği ile uğraştım. Hep türkülerle büyüdüm. O dönemlerde de halkevlerinde tiyatro korosunda söylüyorum, halk oyunlarında oynuyordum. Aynı zamanda da birinci sınıf konservatuar öğrencisiydim. Bir gün şan hocam bana ya şanı seçeceksin ya da türkü söyleyeceksin, aryaları türkü gibi söylüyorsun dedi. Batı tarzı yorumculuk tabi daha farklı. Ben de kararımı verdim ve hocamın nezaretinde sesimi eğittim, geliştirdim.”

    FİGÜRANLIK İLE BAŞLAYAN OYUNCULUK HAYATI

    İlk olarak Devlet Opera ve Balesinde figüranlık yaparak oyunculuğa başladığını ifade eden Yılmaz, rejisörlüğünü Cüneyt Gökçer’in yaptığı bir oyunda başından geçen bir olaydan söz etti ve şunları anlattı; “Mezun olduktan sonra Devlet Opera ve Balesinde figüranlık ile başladım. Hatta ilk eserim Cüneyt Gökçer’in sahneye koyduğu La Bohéme oyununda palyaço olacaksın dedi bana. Ama ertesi gün bir baktım bana peluştan bir eşek kafası getirdiler. La Bohéeme operasında çocuk korosunun arkasında eşek kafası ile figüranlık yaptım. Tabi bu güzel bir anı benim için. Oyunculuk yaşantım böyle başladı.”

    Her şeyi ile tam olarak oynadığı ilk oyun ve kendisi için ayrı öneme sahip oyunları sıralayan Yılmaz şunları kaydetti; “Çok değerli hocam Hikmet Şimşek ile birlikte Yunus Emre Oratoryosu yani bir konserde görev aldım. Daha sonra Carmina Burana eserinde görev aldım. Opera eseri ise bir Rus eseri olan Prens İgor operası benim için ayrı bir yere sahip. Biz o dönemde Rusçayı nasıl söyledik hala inanamıyorum. Bizde şöyle bir şey oluyor. Örneğin; bir İtalyan eseri çalışıyoruz. İtalyan kültüründen bir hoca gelir ve İtalyanca vurguları çalışırız. Prens İgor Operası çok zor bir eserdi, sahnesi gösterişli bir eserdi.”

    Operada sürekli bir öğrenmenin söz konusu olduğuna dikkat çeken Yılmaz, şunları belirtti; “Yabancı solistleri dinlemek zorundasınız. Eserlerin sahnelenmesini izlemelisiniz. Bizim bir avantajımız da şudur; birçok eseri yabancı rejisör ile çalışıyoruz. Özellikle koro şeflerimiz genelde yabancıydı. Pandemi başlamadan önce İtalyan bir koro şefi ile çalışıyorduk. Ondan önce Bulgar şefimiz vardı. Sürekli böyle yabancı şeflerle çalışma fırsatımız oluyor.”

    ‘SANAT DURMUŞ DEĞİL’

    Pandemi sürecinde ve yapılan normalleşme ile opera anlamında ne gibi faaliyetlerde bulunduklarını dile getiren Yılmaz şunları aktardı; “ Pandemi sürecinde zoom üzerinden birkaç çalışma yaptık. Hatta espri mahiyetinde bir eser de sergilemeyi düşündük Maskeli Balo isimli, maskelerle oynayacaktık. Tabi bunlar hep çalışmada kaldı. Onun dışında şu anda Ferit Tüzün’ün Midas’ın Kulakları eseri çalışılıyor. Ama biz yokuz. Genç arkadaşlarımız görevlendirildi. Türkiye’de 6 tane operamız var. Pandemi döneminde her il kendi bünyesinde bulunduğu bölgede eserler sergiliyor. Aslında bizim şu anda Antalya Aspendos’ta turnede olmamız gerekiyordu. İzmir Efes’te programlar açıklandı. Bir de gösteri amaçlı değil de konser ağırlıklı eserler düşünüldü. İzmir’de bale ağırlıklı gidiyor. Kısacası bu şekilde müzik devam ediyor. Sanat durmuş değil.”

    Genç yeteneklerin opera sanatı açısından kendisinde bir umut oluşturduğunu büyük bir mutlulukla söyleyen Yılmaz, özellikle gelişen teknoloji ile her şeye ulaşmanın kolaylığından bahsetti ve şunları ifade etti; “Gelen gençlerimizin hepsi çok yetenekli. Ancak kadro sıkıntımız var. Arkadaşlarımız mezun oluyorlar ama istihdam sorunu yaşıyorlar. Türkiye’de 6 tane opera var ve mezun olan çok sayıda insan var. Eskiden konservatuara benim girdiğim dönemde 1982 yılında 350 kişi yetenek sınavına girmiştik ve 10 kişi alındı. Şimdi ise çok fazla öğrenci alınıyor ama maalesef mezun olduklarında onları yerleştirecek yer yok. Çünkü sahnelerimiz az. 6 tane operadan söz ediyoruz. Devlet tiyatrosu bu konuda daha şanslı. Küçük illerde de işi götürebiliyor. Bizim böyle bir sıkıntımız var. Ama gelen kardeşlerimiz çok yetenekli, çok donanımlı, sesleri, sahneleri çok iyi. Bu açıdan çok umudum var. Onlar bu bayrağı çok iyi taşıyacaklar ve taşıyorlar da. Çünkü bizim kısıtlı zamanımızdaki olumsuzluklar karşısında onların önlerinde internet gibi büyük bir dünya var. Biz bir walkman ile Pavarotti’nin eserlerini dinlemeye çalışıyorduk. Televizyonda da Hikmet Şimşek hocamız yaparsa Pazar konserlerini takip ediyorduk. Ama dünya gençlerimizin avucunun içinde.”

    ‘OLANAK SAĞLANMALI Kİ İNSANLAR ÜRETEBİLSİN’

    Kendi imkanları ile bir şeyler üretmeye çalışma bestecilerin olduğunu ancak bunlara gerekli olanakların sağlanarak daha iyi işler yapmalarına katkıda bulunulması gerektiğini savunan Yılmaz; “Diğer bir sıkıntımız da, bizim bestecilerimiz yok. Şöyle düşünün; bir öğretmenin, bir devlet memurunun, bir sanatçının üretebilmesi için ekonomik olarak o insanın kafasında akşam eve gittiğinde acaba ne pişireyim ya da üstüme nasıl bir kıyafet alayım derdinin olmaması gerekiyor. Besteciye de maddi anlamda destek verilmeli ki o ortam yaratılsın. Bizde besteci kendi olanakları ile bir şeyler ortaya koymaya çalışıyor. Benim tanıdığım bir sürü bestecimiz var. Benim nota, solfej öğretmenim Turgay Erdener şu anda ufak tefek şeyler yapıyor ve çok güzel şeyler yazıyor. Bale süitleri yazıyor, opera yazacağım diyordu. Ama bestecinize gerekli olanakları sağlamazsanız o insanlar da kendini geriye çeker. Çünkü onlar da yaptıklarının karşılığını almak istiyorlar. Çünkü büyük bir emek veriliyor, çoğu şeyden de ödün veriyorsunuz. Bestecilik öyle iki satırı alt alta getirince beste yaptım demekle olmuyor. Sonuçta ortaya çıkardığınız ürünün dünya sahnelerine de girmesi gerekiyor. Olanak sağlanmalı ki insanlar da üretebilsin.” şeklinde konuştu. 

    - Reklam -