En kötüsü de oynaklıktır

0
50

Eski filmlerden yahut da çizgi romanlardan hatırlarsınız, Amerika’da Mississippi nehrinde yük ve yolcu taşıyan yandan çarklı, buharlı gemiler vardır, up uzun bacalarından duman tüttüre tüttüre nehir boyunca yol alırlar.

Bu yandan çarklı gemilere kaptan olmak ve Mississippi nehrinde seyretmek çok zormuş. Nehrin devamlı değişen akıntısı, bu akıntı ile yer değiştiren oynak kum adacıkları, seller ile sürüklenen kütükler, Mississippi’de gemiyi karaya oturtmadan, ya da batırmadan kaptanlık yapmayı çok zorlaştırırmış. Bu nehirde gemisini batırmadan, karaya oturtmadan kullanan kaptanlara herkes şapka çıkarır ve hünerlerine büyük saygı gösterirmiş.

Türk ekonomisi de aynen Mississippi nehrine benzer, bazen coşkun akar çağıldar, her şeyi önüne katar sürükler, bazen durulur, çekilir sığlaşır, ortaya kum adacıkları çıkar, sağdan soldan kopup gelen kütükler de işin cabası olur. Elbette birde batık tekneler vardır ki bunlar kaptanların en korkulu rüyasıdır, görmez birine denk gelirseniz sizin de gövdeyi delip, su alıp batmanız kaçınılmaz olur…

Oynaklığın ve belirsizliğin fazla olduğu ülkelerde firma yönetmek, iş ve üretim yapmak gerçekten de çok ama çok zordur aynı Mississippi nehrinde kaptan olmaya benzer. Yarın ne olacağını öngöremeden sisler, puslar, karanlıklar içinde karar almak, olsa olsa yöntemi ile plan yapmak, bilgi ile değil hisler ve sezgiler ile hareket etmek zorunda kalmak bir yönetici için kabus gibidir.

Böyle ortamlarda yöneticiler çoğu zaman güvenli limanlara sığınmayı, iş yapmadan belirsizlik ve oynaklığın azalmasını beklemeyi tercih ederler, böyle davranmayı çok daha emniyetli görürler.

Ekonomileri yönetenlerin ise en birinci görevi oynaklıkları ve belirsizlikleri azaltmak, ekonominin aktörlerine öngörülebilir biz düzen sunmaktır.

16 Nisan 2017 referandumu ile tesis edilen ve 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan erken seçim ile uygulanmaya başlanan ucube tek adam rejimi Türkiye’de oynaklık ve belirsizliği en üst seviyede arttırmıştır.

Oynaklığın artışını ise en iyi kur seviyelerinde görmekteyiz:

2017 yılı Ocak ayı başında 3,57 TL olan dolar kuru, 2018 yılı Ocak ayı başında 3,76 TL seviyesine yükselmiştir.

2018 yılı Ocak ayı başında 3,76 TL olan dolar kuru 13 Ağustos tarihinde Merkez Bankasının resmi verilerinde 6.87 TL seviyesine kadar yükselmiş, Asya piyasalarında dolar/TL paritesi 7 lira barajını aşarak, 7,20 seviyesini test etmiş ve 12 Ağustos saat 22:40 itibari ile 1 dolar 7.0970 TL’den işlem görmüştü.

2017’de ortalama 3,67 seviyesinde olan dolar kurunun Ağustos 2018’e gelindiğinde 7 TL seviyesine çıkmıştı, bu durum dolar bazında neredeyse yarı yarıya bir kayıp anlamına gelmekteydi.

Ağustos 2018 ortalarında bir ara 7,20 seviyesini gören dolar kuru 31 Aralık 2018 de ise 5.28’e kadar düşmüştü.

2018 yılına 3,76 seviyesinde başlayan kur böylelikle yılı yaklaşık yüzde 40 değer artışı ile 5,28 seviyesinde kapatmıştı.

Seneye 3,76 seviyesinden başlayan kurun, sene ortasında yüzde 98’lik bir artışla 7,20 yi görüp, yılı yüzde 40 artışla kapatması artık oynaklık değil olsa olsa bir tsunamidir.

Gelelim 2019 yılına, seneye 5,33 seviyesinden başlayan dolar kuru yüksek faizin de etkisi ile göreceli olarak daha sakin seyretmiş ve yılı 5,94 seviyesinden kapatmıştı. 2020 yılına bu seviyelerden başlayan kur Temmuz ayının sonundan başlamak üzere sürekli biçimde değer kaybederek Kasım ayı başlarında 8,50’yi görmüştü. Kasım ayında euro 10 TL’ye merdiven dayamış, İngiliz Sterlini ise 11 TL’yi aşmıştı.

AKP genel başkanı Erdoğan’ın faiz konusundaki inadının kırılması, Merkez Bankası Başkanının değiştirilmesi, damadın görevden azledilmesi ve faizlerin yükselmesi sonrasında kur bu seviyeden gerileyerek yılı 7,41 TL seviyesinden tamamlamıştı.

Bu aynı 2018 yılında olduğu gibi yüzde yaklaşık 40 oranında bir değer kaybına karşılık gelmektedir. Tabi birde bu dönemde buharlaşan yaklaşık 130 milyar dolarlık Merkez Bankası rezervi var.

Sonuç olarak Başkanlık denilen ucube rejime geçtiğimiz 2018 yılı Ocak ayı başında 3,76 TL olan dolar kuru 2020 sonunda iki katına çıkarak 7,41 seviyesine fırlamıştır.

Bu durum açıkça oynaklığın daniskasıdır, üstelik bu yükseliş düz bir çizgi de izlememiş, çok büyük zigzaglar çizerek belirsizliğin artmasına neden olmuş, iş dünyasının durmadan zarara uğramasına yol açmıştır.

Faizlerdeki oynaklık ise ayrı bir konu kuru zapt edebilmek için faizler yüzde 24 seviyesine kadar çıkmış, sonra yüzde 8 seviyesine düşürülmüş, kur tepki verince ise yüzde 17 seviyesine kadar yükseltilmiştir. Partili Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın beyanatına göre uzunca bir süre de bu seviyelerde kalacakmış.

Seviyesi pek dalgalanmayan ise elbette işsizlik verileri, TÜİK sağ olsun gerekli ayarlamaları yaparak işsizliği fazla dalgalanmadan belirli bir seviyede tutuyor.

Bu noktada “insider trading” ya da içeriden bilgi alanların ticareti olguları yaşanmış mıdır bilmiyorum, lakin birileri bu politika, bakan ve faiz değişikliklerini önceden haber aldıysa demedi demeyin voliyi vurdu demektir. Kasım ayında kur 8,5 seviyesinde iken 1 milyon dolar bozdurup eline 8,5 milyon TL alan birileri parasını aylık yüzde 1 faiz ile değerlendirse 3 ay sonra elinde 8,75 milyon TL olur. Bu para ile 7,03 seviyesinden geri dolar toplasa 1 milyon 245 bin doları alır, topuklar gider üç ayda dolar bazında yüzde 24,5 para kazanmış olur ki buna para kazanmak değil soygun yapmak demek daha doğru olur, tefeciler bile böyle bir faiz kur geliri elde edemez.

Dünya da faizler ekside, eksi faizde milyarlarca dolar yatarken ülkemizin böyle soyulmasına, sömürülmesine yol açan politikacılar elbette sandıkta bunun bedelini de öderler…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz