Emperyalizmin Yeni Oyunu: Yükselen Irkçılık ve Din-Mezhep Savaşları

116

1970 yıllarında Türkiye, AB’ye, o günkü adıyla “Ortak Pazar”a girmek istiyordu. Biz o zamanlar üniversitede öğrenci idik. Tam 48 yıl geçti. Yunanistan girdi, Kıbrıs Rum Devleti girdi ama Türkiye henüz aday listesinde. Bu adaylık öyle anlaşılıyor ki hiç de bitmeyecek.

Avrupa Topluluğu bir Hıristiyan birliği olarak arasında bir Müslüman devleti görmek fikrine bir türlü alışamadı. Son olarak Paris’te Charli Hebdo saldırısının kınama yürüyüşünde Türkiye Başbakanı fazlalık olarak görüldü. Elinden Gazze’nin kanları damlayan Netanyahu’yu kimse garipsemezken Türkiye Başbakanı’nın en iyi niyetle yapmış olduğu katılım İtalya Başbakanı tarafından küçümsendi. Yadırgandı. Öyle sanıyorum ki İtalyan Başbakanı’nın yadırgadığı şey o kadar Hıristiyan devlet veya hükümet başkanı arasında bir Müslüman hükümet başkanının bulunması idi. Oysa ki Türkiye yıllardan beri terörden en çok canı yanmış bir ülke idi. 30 yılı aşkın süredir devam eden PKK teröründe devlet binlerce güvenlik görevlisini ve vatandaşını teröre kurban vermişti. Halen de vermeye devam etmektedir.

Türkiye’nin kullandığı dil de son derece açık ve anlaşılır bir dildir: Terörün, dili, dini, ırkı, milliyeti yoktur. Terör, terördür. Kimden gelirse gelsin terörün hedefinde günahsız insanlar vardır. Irak’ta, Suriye’de devam eden terörle Paris’teki terör arasında hiçbir fark yoktur. Özdemir Sabancı’yı katleden teröristin, Paris’teki teröristten hiçbir farkı yoktur.
Türkiye, son yıllarda bölgede aktif rol oynama çabası içerisinde. Arap ülkelerinde başlayan dalgalanma Avrupa’yı ve Amerika’yı korkutmaya yetti. Irak’ta oynatılan taşları bir milyon günahsız insanın kanı yerine koyamadı. Maalesef yakın gelecekte de koyacak gibi değil. Etnik çatışmaların yeteri kadar sonuç vermediği bölgelerde mezhep çatışmaları körüklendi. Saddam’ın “cehennem topları” ve “kimyasal silahları” bulunamadı ama ABD Irak’ta kendi aklına göre yeni bir düzen kurmaya çalıştı. 8 yıl devam eden Irak- İran savaşında alevlenmeyen mezhep çatışması, şimdi DAIŞ ile zirve yaptı. Musul’da DAIŞ’ten sonra ne kadar masum insanın toprakla buluşacağını, ne zulümler yapılacağını kimse düşünmek bile istemiyor. Paris’te 12 kişinin öldürülmesi Şam’da 385 kişinin kimyasal silahlarla öldürülmesinden bile büyük yankı yaptı. Halep’te varil bombaları okullara, hastanelere, pazar yerlerine yağmaya devam ediyor. Gazze’de 2.000’den fazla sivil halk, kadın ve çocuk İsrail askerlerinin misket bombaları ile öldürülürken Avrupa başkentleri bunu duymadılar bile. Şimdi her tarafı bir İslamafobi kapladı. Avrupa polisi “cadı avı” başlattı. Böylece piyonları ortaya sürenlerin planları başarı ile devam etmekte.

Türkiye bazılarına göre son yıllarda çok fazla güç kazandı. Dünya haritası üzerinde operasyon planlayanlar Türkiye için bu yüzden hiç de iyi şeyler düşünmüyorlar. Etnik çatışma yaratma çabalarının yedeğinde mezhep çatışması yaratmanın çabaları da su yüzüne çıkmaya başladı bile. Malatya’da birilerinin iki ayrı zamanda Alevi vatandaşların kapılarına “çarpı” koymaları bu çabanın bir ürünü. Açıkçası birileri yeni bir Haçlı Seferi peşinde. DAEŞ, El-kaide, Boko Haram gibi terör örgütleri de bunların değirmenine su taşımakla meşgul. Rakka’nın teslimi sırasında DAEŞ militanlarının helikopterlerle, otobüslerle başka yerlere taşınması DAEŞ’in nasıl bir tezgah olduğunu açıkça ortaya koymakta.
ABD’nin Ortadoğu projesi tam bir İsrail projesi. Biraz daha açık söylemek gerekirse tam bir Siyonist projesi. Türkiye’yi Arabistan yarımadasından tecrit etmek birinci hedef. İkinci hedef ise PKK uzantılarına Kuzey Suriye’de otonom bir devlet kurdurmak. Bu sun’i devletçiği açılacak bir “terör koridoru” ile Akdeniz’e bağlamak. Niçin? Çünkü İsrail böyle istiyor. Çünkü İsrail “one minute” intikamını, Mavi Marmara intikamını almak istiyor. Çünkü İsrail, “Arz-ı Mev’ûd”da yani “Va’d Edilmiş Topraklar”da büyük İsrail İmparatorluğunu kurmak istiyor. Buna karşı çıkanları “Yahudi Düşmanı” olarak damgalamak ve “ırkçılık” yapmakla suçlamak çok kolay. Sanki kendilerinin yaptığı “ırkçılık” değil.
Avrupa’nın “şımarık çocuğu Yunanistan; ABD’nin “şımarık çocuğu” ise İsrail. ABD, bu şımarık çocuğu koruyup kollamayı kendisine görev edindi. Bu yüzden bütün İslam dünyasının tepkisini, hatta nefretini, öfkesini kendi üzerine çekti. Öyle anlaşılıyor ki bu “şımarık çocuk” ABD’nin başını daha çok ağrıtacak. Burada zararlı çıkacak olan, sadece İsrail ve ABD değil bütün dünya barışı olacak. Binlerce günahsız insanın canı yanacak. Ne için? İsrail topraklarını biraz daha genişletsin diye… Buna değer mi?