Ekonomi sıkıştıkça önlemler gevşiyor

0
34

Covid 19 pandemisi hız kesmedi, hatta daha birinci dalga bile zirve yapmadı fakat tüm dünyada ekonomilerin nefesi kesildi, ekonomiler çökmesin diye karantina önlemleri hemen her yerde kaldırıldı.

Önlemler kaldırıldıkça da pandeminin hızı ve gücü artıyor, daha çok insanı hasta ediyor, daha geniş bir coğrafyaya yayılıyor. Bugün itibarıyla tüm dünyada Covid 19 virüsü 18.4 milyon kişiyi hasta etmiş ve 690 bin kişi de bu hastalıktan ölmüş bulunmaktadır.

Eğer çok kısa bir sürede yapay yolla bağışıklık sağlayacak bir aşı bulunup uygulanamazsa, hastalık ancak dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ına bulaşıp, doğal bağışıklık yada sürü bağışıklığı kazanılması ile duracaktır. Bu da dünya çapında yaklaşık 4 milyar hasta ve en az 40 milyon ölüm demektir. Bu çok büyük bir faciadır, lakin 1918 İspanyol gribinde yaşananları ve kayıp sayılarını bildiğimiz için kesinlikle abartılı bir sayı değildir.

Çağımızın gelişmiş tıp biliminin hızlıca etkin bir aşı, ilaç yada tedavi yöntemi bulması insanlığın tek umududur.

Elbette bu biyolojik felaket toplum hayatının başta ekonomi olmak üzere hemen her alanını da etkilemektedir. Dünya çapında hükümetler ölüm riski ile ekonomik faaliyetlerin devamı arasında zorlu bir tercihte bulunmak zorunda kalmaktadırlar.

Sadece hükümetler değil bireyler, firmalar ve kurumlar da aynı zorlu tercihle karşı karşıya kalmaktadırlar. İnsanlar yaşamak için çalışmak, para kazanmak zorunda lakin sokağa çıkıp çalışma hayatına katılmak demek bu salgına yakalanma riskini de arttırmak demektir. İnsanlar sokağa sadece çalışmak için çıkmıyor elbette aynı zamanda alış veriş, kültür, sosyal ve siyasal ilişkiler içinde sokağa çıkmak zorunda kalıyorlar.

Bu hastalığın yarattığı korku ortamı bir çok insanın yüzde yüz gerekli olmadıkça tüm bu faaliyetlerini ertelemesine sebep olmaktadır, bu davranış biçimi de doğal olarak tüketimi düşürüyor. Düşen tüketim başka insanların gelirini düşürüyor ve ortaya bir kısır döngü çıkıyor. Bu sefer ileride gelirini kaybetme riskini hesaba alan insanlar ne olur ne olmaz param cebimde kalsın diyerek tüketimlerini daha da kısıyorlar, buda ekonomik faaliyetlerin daha da küçülmesine yol açıyor.

Ekonomi küçüldükçe devletlerin vergi gelirleri de azalıyor, birde üstüne pandemi yüzünden artan kamu harcamaları eklenince bütçe açıkları daha da artıyor buda başka bir sorun yaratıyor. Bütçe açığını borçlanma yada para basarak kapatma yolunu seçen hükümetler bu seferde enflasyon ve aşırı borçluluk sorunu ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

Türkiye’de yaşanan gelişmeler de dünya ile aynı çizgide ilerliyor. İşin başında getirilen okulların kapatılması, toplu ibadet ve eğlencelerin yasaklanması, toplu halde yemek yenilen restaurant, pastahane, cafe ve benzeri mekanların kapatılması, kahvehane, berber dükkanı ve benzeri yakın temasın engellenemeyeceği işyerlerinin kapatılması ve benzeri oldukça sıkı tedbirler sağlık sisteminin ilk darbeyi kolayca atlatmasına yol açmıştı. Şehirler arası yolculuklara getirilen kısıtlamalar, yurt dışı seyahatlerin yasaklanması ve benzeri önlemler hastalığın kontrol altına alınmasını sağlamıştı. Fakat ekonominin takatının kesilmesi sonucunda 1 Haziran itibariyle kısıtlamaların kaldırılmasıyla hastalık gene kontrolden çıkmaya başladı. Üstelik yaz ayları sona eriyor, sonbahar ve kış aylarında hastalığın seyri ve zatüreye yol açma olasılığının artacağını bütün uzmanlar söylüyor.

İktidar okulların açılıp açılmayacağını tartışadursun, hastalık bu hızla yayılmaya devam ederse yarattığı ekonomik kaos tam anlamı ile kontrolden çıkacak gibi görünüyor.

Özellikle dış borç ve yabancı sermayeye aşırı ihtiyaç duyan, yüksek dış borca sahip, az gelişmiş ekonomilerin çok büyük darbe alacağı, borçlarını çeviremez hale düşüp, morotoryum ilan edeceği kesindir.

Türkiye maalesef bu büyük ekonomik krize içinde bulunduğu derin rejim krizi, yüksek dış borç stoğu ve sorunlu uluslararası ilişkileri ile yakalanmış bulunmaktadır. Çok yüksek bir döviz borcu seviyesi vardır, CDS primleri epeyce uzun bir süredir 500 baz puanın üstünde seyretmektedir. Bu CDS seviyesi yabancı yatırımcılar nezdinde ülke iflas riskinin çok yüksek olduğunu göstermektedir.

Dünyada CDS primi en yüksek ülkeler sıralaması şöyle; Türkiye 556, Ukrayna 564, Pakistan 578 baz puandadır, bu sıralamadan sonra gelen Arjantin 6.692 ve Venezüella 72.150 baz puana sahiptir, lakin bu ülkeler zaten fiilen iflas etmiş ülkelerdir.

Türkiye fiilen iflas etmemiş ülkeler arasında son üçtedir burada da sıralama zaman zaman, gün be gün değişmektedir. Almanya’nın CDS priminin sadece ve sadece 12 baz puan olduğu düşünülürse 500 – 600 baz puanın ne kadar yüksek olduğu çok daha iyi anlaşılacaktır.

Sonuç olarak Türkiye iktidarın uyguladığı akıl ve mantık dışı, irrasyonel politikalar ve uygulamalar sonucunda bir çok açıdan kapana kısılmış durumdadır, dibe doğru hızla çökmektedir.

Dibe ne zaman vuracağımız ve ekonomik çöküşün ne boyutta olacağı belirsizdir, tüm yatırımcıların bu gerçeğin farkında olarak pozisyon almasında, servetlerini ve kazançlarını korumaları adına büyük fayda vardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz