Şehzade Cem, Mısır’dan gelerek dayısı olan Karamanoğlu Kasım Bey ile birlikte Konya ve Aksaray çevresinde yeniden iktidar mücadelesine girişti ( Öztuna, III, s. 149).

Ancak yenilgi ihtimalini gözden uzak tutmayarak Rodos Şövalyelerinden yardım istemeyi de ihmal etmemişti. Hersekzade Ahmet Paşa karşısında tutunamayarak Taşeli’ne çekildi. Korikos (Korkos) limanından bir gemi ile denize açılarak Rodos’a gönderdiği Frenk Süleyman Bey’in getireceği yardımı bekledi. 3 gün sonra gelen 3 gemi ile Rodos’a gitti (Uzunçarşılı, II, s. 170).

Rodos Şövalyelerinin reisi Pierre d’Aubusson, Cem Sultan’ı bir padişahı karşılarmış gibi karşıladı. Cem Sultan üzerinden çok büyük hayalleri vardı.

Rodos adası Osmanlının elinin uzanamayacağı bir yer değildi. Bunun için Şehzade Cem, Fransa’ya Nis şehrine gönderildi. Cem, ayrılmadan önce Rodos Şövalyelerine, Osmanlı padişahı olduğunda 150.000 altın dışında neler vereceğine dair bir ahitname de imzalamıştı.

Cem, ısrarla Rumeli topraklarına geçirilmesini istiyordu.

Ama Rodos Şövalyeleri bu “altın yumurtlayan tavuğu” kolayca elden çıkarmak niyetinde değillerdi. Kendisinin Fransa’da daha güvenli olacağını, buradan Macaristan üzerinden Rumeli’ye geçirileceğini söyleyerek Şehzade’yi oyalıyorlardı.

Şövalyelerin kötü niyeti daha Anamur’da iken Frenk Süleyman tarafından anlaşılmış ve Cem Sultan uyarılmıştı. Ancak Cem oldukça saftı, Şövalyelerin sözlerine ve yeminlerine inanmıştı. Bunun da faturasını hem kendisi, hem ailesi hem de Osmanlı Devleti fazlasıyla çekti.

Nis’de veba salgını çıkınca Chambery’ye gittiler. Savua dukası Prens Şarl, Cem’in haline acıyarak kurtarmağa çalıştı. Şövalyeler bunu engelledikleri gibi Frenk elbisesi giydirerek gizlice Macaristan’a gönderdiği 2 adamını da yakalayarak öldürdüler.

Sultan Bayezid ise Fransa kıralı XI. Lui’ye para karşılığında Şehzade Cem’in Rumeli’ye çıkarılmaması teklifini iletti.

Rodos şövalyeleri ise Mısır’da bulunan Cem’in annesi Çiçek Hatun’dan ve Cem’in zevcesinden para sızdırmaya devam ediyorlardı.

Cem Sultan Fransa’da güvenlik nedeniyle bir şatodan diğerine nakl edilirken eşi Mısır’da idi. Sassenage Şatosu’nda Baron Jean de Sassenage’nin kızı Helen ile yaşadığı aşk hikâyesi de tarihe geçmiş oldu.

Fransa’da 7 katlı Burganneuf Şato’sunda 7 yıl esaret yaşayan Şehzade Cem hakkında Fransa kıralı VIII. Şarl ve Papa VIII. Inosan anlaştılar ve Cem’i Rodos Şövalyelerinden teslim aldılar. Cem artık Roma’da Papa’nın esiri veya gelir kaynağı idi (13 Mart 1489).

Sultan Bayezid’in her sene Rodos Şövalyelerine gönderdiği 45.000 altının 10.000 altını Fransa kıralına verilecekti.

35.000 duka altını ise Papa’nın olacaktı. Rodos Şövalyelerinin reisi D’Aubusson ise kardinal derecesine yükseltildi ve kendisine bazı imtiyazlar tanındı.

Papa Innosan, Cem Sultan’a şimdilik Mısır’a gitmesinin uygun olmayacağını ama hepsinden önce “Hıristiyanlığı kabul eylemesi” gerektiğini söyledi. Cem, iktidar hırsı ile kendi hayatını ve ailesinin hayatını tehlikeye atmıştı. Ancak öbür dünyasını da feda etmeye razı olmadı. “Osmanlı padişahlığı için de hatta dünya saltanatı için de dinini terk etmeyeceğini” Papa’ya kesin bir dille bildirdi.

1490 yılında Topkapı Sarayı’ndan Mustafa Ağa (sonra Koca Mustafa Paşa)  Cem’in salıverilmemesi için 3 senelik tahsisatı birden getirmişti.

Papa memnun olarak Padişaha bir name yolladı. Mustafa Ağa da Cem ile görüşerek ona ağabeyinin mektubunu ve hediyelerini iletti.

1492 yılında IV. Aleksandr Borjiya, Papa olarak seçilince Sultan Cem’in esaret zincirleri bir miktar gevşetildi. Ancak 1492 yılında Fransa kıralı VIII. Şarl, Napoli’ye savaş açtı. Amacı Cem’i de yanına alarak Kudüs’e gitmekti. Yeni Papa ise Bayezid’e Şehzade Cem’in defaten verilecek 300.000 altın karşılığında zehirletilmesini teklif etmekteydi. Bu teklifin İstanbul tarafından kabul edildiğine ilişkin mektup Şarl’ın eline geçince Roma’ya gelerek Cem’in kendisine teslimini istedi ve bazı şartlarla onu aldı. Napoli’ye giderken Cem birden bire hastalandı. Yüzü, gözü ve boynu şişti. Ata binemediği için araba ile taşınıyordu. Zehir etkisini gösteriyordu. Napoli’de vasiyetini yaptı: Cesedinin kâfir illerinde kalmasını istemiyordu. Ölmesinden iki gün önce Fransa kıralı Şarl, Cem’i ziyaret ederek “serbest” olduğunu bildirmişti. Ama “çi fâide”. 25 Şubat 1495’de 12 yıl 5 ay süren esaret hayatı ancak ölümüyle sona erebilmişti.

Cem’in cenazesi, felaket arkadaşları Celal ve Sinan Bey’in gayretiyle yerine getirilen dini merasimden sonra tahnit edildi.

  Bayezid’in emriyle Osmanlı ülkesinde “gaib cenaze namazları” kılındı, 3 günlük yas ilan edildi. 4 yıl sonra 1499 yılı başlarında Cem’in cesedi Napoli’den alınarak Bursa’ya getirildi ve kardeşi Şehzade Mustafa’nın türbesine defin edildi.

Cem’in 3 oğlundan Oğuz Han, Topkapı Sarayı’nda rehin tutulmaktaydı. Gedik Ahmet Paşa, “Cem taraftarı olmak” suçlamasıyla Edirne’de idam edildiği sırada Oğuz Han da İstanbul’da  İskender Paşa tarafından öldürüldü.

İkinci oğlu Mısır’dan ayrılarak Rodos’a gelmiş burada irtidâd ederek Katolik olmuştu. Rodos adası Kanuni tarafından feth edilince (1522) Murat da yakalanarak iki oğlu ile birlikte öldürülecektir. Kızları Gevher Melek Sultan ve Ayşe Sultan ise anneleri ile birlikte İstanbul’a  gönderilmiştir.

Murat’ın üçüncü oğlu Ali hakkında elimizdeki tek bilgi ismi bilinmeyen bir kızının bulunduğudur.

Şehzade Cem, iktidar yarışını kayıp etti ancak bunu kabul etmeyerek son derece tehlikeli bir kumar oynadı. Kurulu düzene karşı Osmanlı düşmanları ile işbirliği yaptı. Kendi dinini kayıp etmedi ama çocuklarını koruyamadı. İktidar hırsı devlete milyarlarca lira hazine kaybına sebep oldu. Osmanlıyı Avrupa karşısında aciz bir duruma düşürdü. 1683’de iktidarı kayıp eden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın teslimiyetini gösteremediği için Türk ve İslâm düşmanlarının elinde oyuncak oldu. Hem kendi kayıp etti hem de Osmanlı çok büyük diyetler ödemek zorunda kaldı. Öldürülen Karamanî Mehmet Paşa ve Gedik Ahmet Paşa da bu kardeş kavgasının zayiatlarındandır.

Ama Türk tarihinin bu acı kardeş kavgasından geriye iki ölmez dörtlük kaldı.

Cem Sultan ağabeyine şöyle sesleniyordu (“Cem Sultân”, www.Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü.com):

Sen bister-i gülde (gül yatağında) yatasın şevk ile handân

Ben hecr ile bâlîn (yastık) idinem hârı (dikeni) sebeb ne?

Bu saltanat-ı dünya ola adle mukârin

Haccül-haremeyn anı taleb kılsa aceb ne?

Adlî mahlası ile şiirler yazan Sultan Bayezid’in cevabı da aynı güzellikte idi:

Çün rûz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet

Takdîre rızâ virmeyesin böyle sebep ne?

Haccül-haremeyn olduğuna râzı olaydun  Bu saltanat-ı dünyevîye bunca talep ne?

Facebook Comments

1 Yorum

  1. Hocam öncelikle kaleminize sağlık. Osmanlı Devleti’nin en gösterişli zamanlarında dahi zuhur eden kardeşler arasındaki taht kavgaları burada da kendini göstermiştir. Maalesef, yine Osmanlı Defletini oyalamış ve devletin bir süre başka meseleler ile uğraşmasına neden olmuştur. Saygılarımla.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz