DÜNYA METEOROLOJİ ÖRGÜTÜ (WMO)’NE GÖRE:PANDEMİ NEDENİ İLE HAVA KALİTESİNDE HEM İYİLEŞME HEM DE BOZULMALAR MEYDANA GELMİŞTİR

0
6

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) dünyanın hava kalitesi ve iklimine ilişkin yeni bir bülten yayınladı. Yayınladığı bültende iklim hareketleri ve havaya etkisine ilişkin veriler yer alırken Covis-19’un hava kalitesine etkisi de değerlendirildi.

Esma ALTIN/ANKARA

- Reklam -

WMO, yaşanılan iklim değişikliği, orman yangınları, sel gibi felaketlerle birlikte Covid-19 salgınının hava kalitesi üzerine etkisi ile ilgili “Hava Kalitesi ve İklim Bülteni” yayınladı. WMO tarafından yayınlanan ve türünün ilk örneği olan Hava Kalitesi ve İklim Bülteni’nde, 2020’de pandemi nedeniyle diğer yıllara kıyasla hava kalitesi modellerini etkileyen ana faktörleri vurgulandı. Buna göre dünyanın farklı yerlerinde hava kalitesinde hem iyileşme hem de bozulma dönemleri olduğu gözlemlendi. Hava kalitesi ve iklim değişikliği arasında yakın bir bağ olduğunu açıklayan WMO; “COVID-19 aynı zamanda planlanmamış bir hava kalitesi deneyi olduğunu kanıtladı ve geçici yerel iyileştirmelere yol açtı. Ancak bir pandemi, hem kirliliğin hem de iklim değişikliğinin başlıca itici güçleriyle mücadele ederek hem insanların hem de gezegenin sağlığını korumak için sürekli ve sistematik eylemin yerini tutmaz.” şeklinde Covid-19’un etkisine dikkat çekti.

‘COVID-19 PLANLANMAMIŞ BİR HAVA KALİTESİ DENEYİ OLDUĞUNU KANITLADI’

WMO tarafından yayınlanan ve türünün ilk örneği olan Hava Kalitesi ve İklim Bülteni 2020’de  pandemi nedeniyle diğer yıllara kıyasla hava kalitesi modellerini etkileyen ana faktörler üzerinde duruldu ve şunlara yer verildi; “2020 yılında Covid-19 karantinası ve seyahat kısıtlamaları nedeniyle özellikle kentsel alanlarda önemli hava kirletici emisyonlarında kısa süreli dramatik bir düşüşler yaşandı. Birçok şehir sakini, uzun bir aradan sonra kirlilik bulutu yerine mavi gökyüzü gördü. Ancak azalma, tüm bölgelere veya tüm kirletici türlerine eşit olarak yayılmadı. Dünyanın birçok yerinde hala hava kalitesi yönergelerinin yetersiz kaldığı görüldü.  Araştırmalar hava kalitesi ve iklim değişikliği arasında yakın bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Covid-19 ve onun getirdiği ekonomik çöküş sırasında insan kaynaklı hava kirletici emisyonları düşerken, iklim ve çevresel değişikliğin körüklediği meteorolojik aşırılıklar, benzeri görülmemiş kum ve toz fırtınalarını ve hava kalitesini etkileyen orman yangınları oluştu. Bu eğilim ne yazık ki 2021’de de devam ediyor. Kuzey Amerika, Avrupa ve Sibirya’daki yıkıcı orman yangınları milyonlarca insan için hava kalitesini etkiledi. Aynı şekilde kum ve toz fırtınaları birçok bölgeyi kapladı ve kıtalar arasında yayıldı. Covid-19 aynı zamanda planlanmamış bir hava kalitesi deneyi olduğunu kanıtladı ve geçici yerel iyileştirmelere yol açtı. Ancak bir pandemi, hem kirliliğin hem de iklim değişikliğinin başlıca itici güçleriyle mücadele ederek hem insanların hem de gezegenin sağlığını korumak için sürekli ve sistematik eylemin yerini tutmaz.”

WMO, kesinlikle bir hava kalitesi ve iklim politikasına ihtiyaç olduğunu vurgulayarak şunlara dikkat çekti; “Hava kirleticilerinin etkileri, günler ve haftalar arasında değişen zaman dilimlerinde yüzeye yakın olarak meydana gelir ve genellikle yereldir. Buna karşılık, atmosferde sera gazlarının birikmesinin neden olduğu iklim değişikliği, onlarca yıldan yüzyıllara uzanan bir zaman ölçeğinde gerçekleşir ve dünya çapında çevresel değişiklikleri yönlendirir. Farklılıklara rağmen, gözlemlere ve bilime dayalı tutarlı entegre bir hava kalitesi ve iklim politikasına ihtiyacımız var. Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerinde önemli etkileri vardır. En son Küresel Hastalık Yükü değerlendirmesinden elde edilen tahminler, küresel ölüm oranının 1990’da 2,3 milyondan 2019’da 4,5 milyona arttığını göstermektedir.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres de hava kalitesine ilişkin yayınlandığı bir mesajda şunlara değindi; “Bugün, on kişiden dokuzu kirli hava soluyor ve her yıl 600.000’i çocuk olmak üzere yaklaşık 7 milyon erken ölüme yol açıyor. Kararlı bir şekilde hareket etmezsek bu sayı 2050’ye kadar iki katına çıkabilir. Sağlığımıza zarar veren kirlilik aynı zamanda iklim krizini de tetikliyor. Ancak hava kirliliği çözülebilir. Mavi gökyüzü için Uluslararası Temiz Hava Günü’nde tüm ülkeleri hava kalitesini iyileştirmek için daha fazlasını yapmaya çağırıyorum. Daha iyi izleme hava kirliliği kaynaklarını belirleyebilir.”

COVID-19’UN HAVA KALİTESİNE ETKİSİ

WMO/Global Atmosphere Watch programı, dünyanın yedi coğrafi bölgesinde bulunan 25 ülke, 63 şehir ve 540’tan fazla trafik, arka plan ve kırsal istasyonundan gelen temel hava kirleticilerinin davranışlarını inceledi. Yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkan veriler ile ilgili şunlar kaydedildi; “Dünyanın dört bir yanındaki birçok hükümet, Covid-19 pandemi sürecinde toplantıları kısıtladı, okulları kapattı ve karantina uyguladı. Bu evde kalma politikaları ve faaliyetleri sınırlandırma, kirletici emisyonlarında eşi görülmemiş bir düşüşe yol açtı. Çin, Avrupa ve Kuzey Amerika gibi bölgelerde, emisyonlardaki Covid ile ilgili kısa vadeli azalmalar, 2020’de önceki yıllara kıyasla daha düşük PM2.5 konsantrasyonlarına yol açan uzun vadeli emisyon azaltma önlemleriyle aynı zamana denk geldi. Hindistan’a göre PM2.5’teki artış önceki yıllara göre daha az belirgindi. Bununla birlikte, bazı araştırmalar, hareketlilikteki ciddi azalmalara rağmen, dünyanın birçok yerinde PM2.5 konsantrasyonlarının, Dünya Sağlık Örgütü yönergelerini karşılama olasılığının düşük olduğunu göstermektedir. WMO/Global Atmosphere Watch programı, dünyanın yedi coğrafi bölgesinde bulunan 25 ülke, 63 şehir ve 540’tan fazla trafik, arka plan ve kırsal istasyonundan gelen temel hava kirleticilerinin davranışlarını inceledi. Veriler, PM2.5, kükürt dioksit, nitrojen oksitler, karbon monoksit ve ozon gibi ana kirleticiler için hava kalitesindeki değişiklikleri analiz etmek için kullanıldı. Analiz, 2015-2019’daki aynı dönemlere kıyasla 2020’de tam karantina sırasında ortalama NO2’de yaklaşık %70 ve ortalama PM2.5 konsantrasyonlarında %30-40’a varan düşüşler olduğunu gösterdi. Bununla birlikte PM2.5, aynı bölge içinde bile karmaşık davranış sergiledi. Örneğin bazı İspanyol şehirlerinde, Afrika tozunun uzun menzilli taşınmasına veya biyokütle yakmaya atfedilen artışlar gözlendi. Ozon konsantrasyonlarındaki değişiklikler; genel değişiklikten ziyade küçük artışlardan ve daha büyük artışlara örneğin; Doğu Asya’da artı yüzde 25 ve Güney Amerika’da artı yüzde 30 kadar değişen, bölgeler arası büyük farklılıklar gösterdi. 2015-2019’a kıyasla SO2 konsantrasyonları, 2020’de tüm bölgeler için yüzde 25 ila yüzde 60 arasında daha düşüktü. Karbonmonoksit seviyeleri tüm bölgeler için daha düşüktü ve en büyük düşüş yaklaşık yüzde 40’a varan Güney Amerika’da gerçekleşti.”

ORMAN YANGINLARI, İKLİM VE HAVA KALİTESİ İLİŞKİSİ

Türkiye ve dünyada özellikle son aylarda büyük çaplı pek çok orman yangını gerçekleşti. Bu doğrultuda yayınlandığı bültende orman yangınları ile iklim ve hava kalitesindeki ilişkiyi de açıklamaya çalışan WMO şu verilere dikkat çekti; “Yoğun orman yangınları, 2020’de alışılmadık derecede kuru ve sıcak olan dünyanın çeşitli bölgelerinde anormal derecede yüksek PM2.5 konsantrasyonlarına neden oldu. Güneybatı Avustralya, Ocak ve önceki Aralık aylarında, hava kirliliğini şiddetlendiren yaygın orman yangınlarından etkilendi. Avustralya yangınlarından kaynaklanan duman, güney yarımkürede, volkanik bir patlamadan kaynaklanan külün neden olduğu bir durum ile karşılaştırılabilecek kadar geçici bir soğumaya neden oldu. 2020 orman yangını sezonu, atmosfere salınan toplam ateşten kaynaklı karbon açısından Sibirya ve batı Amerika Birleşik Devletleri’ndeki aşırı yangınlarla başladı ve uzaydan görülebilen son derece yoğun ve geniş duman bulutları oluşturdu. Alaska ve Kanada’da ise önceki on yıllara kıyasla, alışılmadık derecede zayıf yangın faaliyeti gözlendi. NASA Küresel Modelleme ve Asimilasyon Ofisi, yangınların Kuzey Amerika’daki dış hava kirliliği üzerindeki etkisini değerlendirdi ve kaç kişinin değişen seviyelerde kirleticilere maruz kaldığını tahmin etti. Muhtemelen sağlıksız düzeyde hava kirliliği yaşayan insan sayısının yangın mevsimi boyunca arttığını ve yoğun yangınların çoğunun batı Amerika Birleşik Devletleri’nde meydana geldiği Eylül ayının ikinci haftasında zirveye ulaştığını tespit etti. Bir haftadan fazla bir süredir, 20-50 milyon insan çoğunlukla Amerika Birleşik Devletleri’nin batısında ve aynı zamanda rüzgarın estiği bölgelerde ‘yüksek’ veya ‘çok yüksek’ sağlık riskine sahip olarak sınıflandırıldı.”

İnsan kaynaklı faaliyetler nedeni ile atmosfere uzun ömürlü sera gazları salınımı gerçekleşiyor. Bunun önüne geçmek için bir iklim değişikliği politikası oluşturulması gerektiği savunularak şunlara vurgu yapıldı; “Atmosfere uzun ömürlü sera gazları salan insan kaynaklı faaliyetler, atmosferdeki daha kısa ömürlü ozon ve partikül madde konsantrasyonlarını da arttırmaktadır. Örneğin; fosil yakıtların yanması büyük bir karbondioksit kaynağı atmosfere nitrojen oksit  yayar ve bu da ozon ve nitrat aerosollerinin fotokimyasal oluşumuna yol açabilir. Benzer şekilde, tarımsal faaliyetler ki bunlar sera gazı metanının başlıca kaynaklarıdır amonyak yayar ve bu da amonyum aerosollerini oluşturur. Geleneksel kirleticiler, ozon gibi kısa ömürlü reaktif gazları ve atmosferde asılı duran çok çeşitli küçük partikülleri içeren partiküler maddeyi içerir. Her ikisi de insan sağlığına zararlıdır ve atmosferi soğutabilen veya ısıtabilen karmaşık özelliklere sahiptir. Hava kalitesini iyileştirmeyi amaçlayan politika değişikliklerinin, iklim değişikliğini sınırlamaya çalışan politikalar üzerinde yansımaları vardır ve bunun tersi de geçerlidir. Örneğin; sera gazı emisyonlarını azaltmak için fosil yakıtların yakılmasında ciddi bir azalma, ozon ve nitrat aerosolleri gibi bu faaliyetle ilişkili hava kirleticilerini de azaltacaktır. İnsan sağlığını korumak için partikül madde kirliliğini azaltmaya yönelik politikalar, sülfat aerosollerinin soğutma etkisini veya siyah karbonun  ısınma etkisini ortadan kaldırabilir. İklimdeki değişiklikler kirlilik seviyelerini doğrudan etkileyebilir. Örneğin; sıcak hava dalgalarının artan sıklığı ve yoğunluğu, yüzeye yakın kirleticilerin ek birikmesine yol açabilir. Yakın tarihli Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli raporuna göre, gelecekte bu tür olayların sıklığı ve yoğunluğu artacaktır.”

YanıtlaYönlendir

- Reklam -