DÜNYA İÇİN YENİ SALGINLARIN GELMESİNİ DİLİYORUM!..

0
174

Yanlış okumadınız başlığı veya dizgi hatası yapmadım. Bir türlü aklını başına almayan insan soyu, umarım ve dilerim, bu yazıda değineceğim başka salgınları da yaşar ve bu salgınlar, sonsuza dek sürer.

Hangi salgınlar…Akıl, vicdan ve yüreklere bağlı benim dilediğim salgınlar. Yazıyı okumayı sürdürecekler, bu salgınların neler olduğunu görecekler.

- Reklam -

Şimdi, gelmesini hiç beklemediğimiz, hiç istemediğimiz, bitmesi gereken salgına dönelim.

Kovid 19 salgını hepimizi aniden yakaladı. Salgının çıktığı gün, virüsün, yarasalardan yayıldığına asla inanmadım. Bilim insanı denilenlerden bazılarının,  üretim ve taşıma süreçlerinde öngöremedikleri hataları nedeniyle böyle bir salgınla yaşamaya başladığımız kanısı vardı bende. Aradan geçen 2 yıla karşın bende hiç azalmadı bu kanı. Hatta arttı. Belki de insanlık, tasarlanarak böyle bir ölümcül sürecin kıskacına alındı.

Kimler tarafından? Yine insanlar tarafından. Hem de eğitilmiş, okumuş, okutulmuş insanlarca.

Diyelim, virüs gerçekten bir kaza veya yarasalar nedeniyle yayıldı. Bu kez, yine eğitilmiş, okumuş insanlar, yaklaşık 302 milyon insanın virüse yakalanmasını önleyemedi. Dahası, 5 milyondan fazla insanın ölümüne engel olamadı. Elbette resmi kayıtlara göre. Acaba acı gerçek bu kadar mı, bilinmez.

Türkiye’de toplam vaka sayısı 10 milyona doğru giderken, ölüm sayısı da 80 binleri geçti. Ölüm sayısı iki haneli rakamlara inmesini dileyenler oluyor. 99 mu, 11 mi? Tek sayı olursa 1 mi, 9 mu? Tek rakam 0 olsa, çift sayış da 00, ne güzel olur değil mi? Üç rakama ne dersiniz, örneğin 000 gibi. Böyle 0’lı çok rakamlar, keşke.

Ancak, vakaların, hastaların ve ölümlerin 0’lı tek, 00’lı iki, 000’li üç rakamlara inmesi için iki kesimi çok iyi irdelemek gerek.

Bana göre, hem Hükümeti, hem de  halkı…Ne yazık ki, ilgili kamu yönetimleri, salgının durdurulmasına yetemediler.  Muhtarlıkları, belediyeleri, meslek örgütlerini ve gönüllü kuruluşları (STK) sürece katamadılar. Kamu-halk işbirliği sağlansaydı, bunca vaka, hasta ve ölüm yaşanmazdı.

Kamu yönetimleri ve halk derken diğer ülkeleri de işaret ediyorum. Dünya sınıfta kaldı. Dünya halkları ve yönetimleri, birbirlerini olumsuz etkilediler. Bizi de etkilediler, biz de etkiledik, ne yazık ki dost eline, dost aklına, dost vicdanına yakışmayacak şekilde.

Yönetimler yeterli olamayabilir. Ya halk. Açık ve kapalı alanlara bakar mısınız. Halkın, esnafın, hatta açık alanlardaki özel ve resmi görevlilerin yüzlerinde maske yok. Sigara içmeyene rastlamak ise mucize gibi. Abidinpaşa’da isim yapmış bir kasaba girdim, 4 kişi var, biri kadın, dördü de maskesiz. İşveren ve çalışanları da maskesiz.

Utanmayı, çekinmeyi, korkuyu, aklı, vicdanı nerede bırakıp kapalı yere geldiler acaba? Köşenin adı “Dost Dili.” Dost yüreği, dost aklı, dost gözleri, dost elleri nerede arayacağız?

İlgili Bakanlıklar, meslek örgütleri, belediyeler, muhtarlıklar nerede?

Gerçi, sokakta veya açık-kapalı alışveriş yerlerinde esnafın ve halkın denetlenmesine, uyarılmasına ve cezalandırılmasına neden gerek duyulsun. Uygar insanın uyarılmasına gerek var mı?

Daha ileriye gideyim. Anayasalar ve uluslararası sözleşmeler, bildirgeler, akıllı, vicdanlı, sevgi, şefkat, saygı ve dostlukla donatılmış insanlar için neden zorunlu. Bu yazıyı okuyanlar, gerçekten bir düşünsünler. Bunlara gereksinim neden duyulur? Demek ki, insan soyu, yeterli düzeyde;  yüz yüze ve göz göze iletişim, şiddetsiz tartışma, paylaşma, silahsız bir dünya, sevgi, şefkat, hoşgörü, dostluk, adalet, demokrasi, barış, yaşamanın doyulamaz mutluluğu, aile gibi olmak ve farklılıkların doğal zenginliğimiz kabul edilmesi konularında, “tam” olamadı. Çok eksik kaldı.

Bu çok büyük eksiklikler de, çok büyük insan hatalarına, canlara neden oluyor. Canlar dediğim, insan, hayvan, çevre, dağ, taş, kaya, mağara,  çöl, orman, deniz, okyanus, göl, akarsu, bağ, bahçe, park, spor alanı…..

Buraları, insan soyunun nasıl izmarit mezarlığına ve çöplüğe çevirdiği konusunda örnekler vermeme gerek yok. Sizler her gün evinizde, bina merdivenlerinde, sokaklarda, caddelerde, binaların önlerinde görüyorsunuz.

Siyasal partilerimiz,  genel başkanları ve üyeleri, kamu kuruluşlarımız, bakanları, genel müdürleri, başkanları, çalışanları, üniversitelerimiz, rektörleri, dekanları, öğretim üyeleri, çalışanları ve öğrencileri, oda, baro, sendika gibi meslek örgütlerimiz, dernek, federasyon, vakıf, konfederasyon ve kooperatif gibi demokratik kitle örgütü dediğimiz gönüllü yapılar, belediyelerden muhtarlıklara kadar yerel yönetimlerimiz ve halkımız, kendilerini çok yakından etkileyen, elbette olumsuz, bu çok eksikler konusunda bir değerlendirme yapsalar derim. Tüzüklerini, programlarını, çalışma takvimlerini  ve kendilerini güncelleseler, çağa uyumlu hale getirseler. Halkla iletişimlerini bu çok eksikler konusunda geliştirseler. Sevgi, saygı, dostluk ve barış dolu bir dünya için, ayırım yapmadan, farklılıkları doğal zenginlik sayarak halkla kucaklaşsalar, bütünleşseler.

Yazımın başlığında “Dünya İçin Yeni Salgınların Gelmesini Diliyorum” dedim.”

Bunu, bilmem bir beddua, bir kötü dilek olarak mı algıladınız, yoksa, beni tanıyanların çok büyük bir bölümü “Hayır, bu başlığın altında, güzel bir dilek ve hedef var” mı dediler?

Dünyanın sorunlarını, yazılarımda ve konuşmalarımda, “İletişim, Örgütlenme, Demokrasi, Adalet ve Güvenlik” üst başlıklarının altında topluyorum. Bu üst başlıklara, ayrıca “Beşi Bir Yerde Diyorum.”  Güvenlik kelimesi, can güvenliğini ve sosyal güvenliği işaret ediyor. Sosyal güvenlik ise sağlık, barınma, eğitim, beslenme, ekonomik özgürlük gibi yaşamın vazgeçilmezlerini kapsıyor.

Şimdi, Dünyamıza yeni salgınların gelmesini dilediğimi cesaretle yazarken ne demek istedim acaba?

Bir kez, insan soyu, kadın-erkek demeden tüm ülkelerde, köylerden mahallelere, oradan ülke düzeyine, kıtalara ve Dünya üstünde, demokratik ve yasal olarak, dernek, federasyon ve konfederasyon şeklinde örgütlenmeli. Siyasetçileri, hükümetleri, üniversiteleri, yerel yönetimleri, gönüllü kuruluşları, oda, baro ve sendika gibi meslek örgütlerini, medyayı ve halkı yönlendirmeli. Anneler, iyi yürekli babalarla, erkeklerle birlikte bu büyük, hatta insan soyunun en büyük hedefi için önderlik yapmalı.

Sonra…İşte sonra, Kovid 19 ve benzeri salgınların bulunmadığı, kan ve gözyaşının akmadığı, silahın ve şiddetin yaşanmadığı, kurşunların, bombaların yağmadığı, copların, palaların, gaz bombalarının, yumrukların, tekmelerin, taşların, sopaların, değil, yüreklerin ve dillerin konuştuğu bir ülke ve Dünya için…

Sevgi, şefkat, saygı, hoşgörü, dostluk ve barış salgınlarının gelmesini ve yayılmasını diliyorum.

Maske yok, mesafe yok. Canları erken yaşta yitirmek yok. Kan yok, ağlamak yok, gözyaşı yok, çığlıklar yok, kadına, çocuğa, engelliye, insana, hayvana, çevreye şiddet yok. İmdat sesleri, sığınma evleri, hayvanat bahçeleri, akvaryumlar yok…

Cezaevleri yok, mahkemeler arabulucu gibi. Ömür boyu, ağırlaştırılmış ömür boyu yok. İdam yok. Haciz yok, el koyma yok.

Silahlar yok, açlık, sefalet, yoksulluk, yoksunluk, ayırımcılık, dilencilik, soygun, hırsızlık, kaçakçılık, kayırmacılık yok. Mutlu evler, yurtlar, okullar, işyerleri, sokaklar, caddeler, kırsal alanlar var.

Tanrım, Dünyaya ve Evrene “sevgi, şefkat, saygı, hoşgörü, dostluk ve barış” salgınları göndermeni diliyorum.

Aman Tanrım, ne!…Yaradılıştan beri var mı? Bizler mi kullanamadık, kullanmadık!

Bundan sonra artık, bu yazıya başka ne ekleyebilirim ki.

- Reklam -