Dövizde havuz problemi

0
36

Duayen ekonomist ve Hazine eski Müsteşarı Mahfi Eğilmez 11 Mart 2021 tarihinde “Kendime Yazılar” isimli kişisel blokunda “Rezerv Meselesi” adlı bir makale yazmış bulunuyor, Mahfi Eğilmez bu makalesinde “Son dönemin en çok tartışılan meselesi haline gelen Merkez Bankasının swaplar hariç net rezervleri konusunu bir kez daha açıklığa kavuşturalım. Aşağıda bu hesaplamanın nasıl yapılacağını, verilerin nereden ve nasıl derleneceğini adım adım anlattım.” diyor

Konuyu merak edenler, öğrenmek isteyenler, internet üzerinden açıp bu makaleyi okuyup hesaplamanın nasıl yapıldığını ve gerçek durumu öğrenebilirler.

Ben Mahfi Eğilmez’in doğrudan hesaplayarak ortaya koyduğu sonucu buraya aktaracağım; bu hesaba göre: Şubat 2021 sonu itibarıyla TCMB’deki brüt resmi rezervler 95,3 milyar Dolar, net rezervler – 2,2 milyar Dolar, swaplar 58,1 milyar Dolar ve sonuç olarak swaplar hariç net rezervler – 60,3 milyar Dolar olarak hesaplanıyor.

- Reklam -

Hesaplamada kullanılan bütün bilgiler resmi kaynaklardan derlenmiş, Mahfi Eğilmez hangi veriyi hangi belgeden aldığını da tek tek açıklamış, hesabın yöntemi de son derecede şeffaf, eğer bu resmi veriler yanlışsa onun da vebali günahı bu verileri hazırlayan ve kamuoyu ile paylaşan kurumlardadır.

Ekonomist olmayanlar veyahut da ekonomi eğitimi almamış geniş kesim içinse ben bu karmaşık konuyu biraz daha basitleştirerek anlatmaya çalışacağım.

Malum hepimiz ortaokul ve lisede havuz problemleri çözmüşüzdür, havuz problemlerine aşinayızdır. Bilindiği üzere bu tip problemlerde ortada bir havuz vardır, bir boru ile havuza su dolarken, başka bir boru ile de havuzun suyu boşalır. Havuzun hacmi belli, borulardan dolan su ve boşalan su hesaplanarak ya havuzun ne zaman dolacağı, ya da ne zaman boşalacağı hesaplanır.

Bir ülkenin döviz rezervleri de benzer şekilde hesaplanır, ülkeye döviz girişleri ve döviz çıkışları vardır. Döviz girişleri döviz çıkışlarından fazla ise ülkede döviz rezervi birikir, tersi olursa döviz rezervleri azalır, sorun devam ederse havuzun dibi görülür, tabiri caizse havuz kurur.

Bir ülkeye döviz girişi; mal ve hizmet ihracatından, yabancı doğrudan yatırımlardan ya da özelleştirmelerden, dış borç ve hibelerden sağlanır.

Bir ülkeden döviz çıkışı ise; mal ve hizmet ithalatından, dışarıya yapılan doğrudan yatırımlardan, dışarıya yapılan borç ve faiz ödemeleri ile dışarıya verilen borç ve hibelerden oluşur.

Bu döviz girişleri ve döviz çıkışları sonucunda ülkenin döviz rezervlerinin seviyesi belirlenir.

Sağlıklı ve güçlü bir ekonomi yaratmanın birinci koşulu dış ticaret fazlası vererek döviz rezervlerini sağlam tutmaktan geçer. Bu tip ekonomiler dış şoklara dayanıklı, sağlam ve güçlü ekonomiler olur. Alman ve Japon ekonomileri böyle ekonomilerin en iyi örnekleridir.

Türk ekonomisi ne yazık ki çok uzun bir zamandır tam tersine dış ticaret açığı veren, ürettiğinden fazlasını tüketen bir yapıdadır. Özellikle de son 18 yıllık AKP iktidarı döneminde yaklaşık 1,1 trilyon dolarlık dış ticaret açığı verilmiştir. AKP’nin 18 yıllık dış ticaretinde: 3,4 trilyon dolar ithalat, 2,3 trilyon dolar ihracat yapılmıştır, yani tamı tamına 1.1 trilyon dolarlık bir dış ticaret açığı var!

Peki bu açık nasıl finanse edildi?

Elbette büyük bir kısmı dış borç, bir kısmı da özelleştirme ve benzeri kaynaklardan elde edilen dövizler ile finanse edilmiştir!

Neticede Türk ekonomisinin döviz havuzunun çıkış borusu, doldurma borusundan çok daha fazla akım yaratıyor, havuz bir türlü dolmuyor, hep kuru kalıyor. Çare dışarıdan döviz ve altın borç alınmasında aranıyor. Yani havuza kova kova su taşınıyor.

Dış borç esasında taşıma su olarak da değerlendirilebilir, malum atalarımız “taşıma su ile değirmen dönmez” demiştir. Bu dönemde çok ciddi bir dış borç birikmiştir.

Bu noktada söylemem gerekir ki, kendi basma yetkisine haiz olmadığı paralar yani döviz ve altın cinsinden dış borç bir devlet için çok ama çok tehlikelidir, çok ciddi bir ekonomik ve siyasi bağımlılık yaratır.

Osmanlı İmparatorluğunun yaşadığı dış borç krizi hatırlardadır. 1881 yılında Abdülhamid iktidarında imzalanan Muharrem kararnamesi ile Osmanlı borçlarını ödemekte acziyete düştüğünü bildirerek, morotoryum ilan etmiş ve ekonomik bağımsızlığını tamamen yitirmiştir. Bunun arkasından siyasi bağımsızlığını yitirerek, yabancı devletlerin vesayeti altına girmesi de çok uzun zaman almamıştır.

Bu vesayetten kurtulabilmek için Lozan’ın imzalanması ve borcun tasfiyesi içinde 1950 yılına kadar uğraşmak gerekmiştir.

Sonuç Cumhuriyet döneminde Osmanlı’nın borcunu ödemek için bir 50 yıl uğraşmıştık, korkarım şimdi de Osmanlıcıların borcunu ödemek için bir 50 yıl daha uğraşacağız.

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz