“DONKİŞOT

0
16
- Reklam -

İnsan, hayatta bu da olur mu denilecek şeylerle karşılaşıyor bazen.

Bu davranışlar hayatın her alanında oluyordu eskiden ama bu kadar yaygın ve cüretkâr olunamıyordu.

- Reklam -

Kişi karşınızda oluyor ve gereken cevabı veriyordu ya da kişi Donkişot’luk yapacağı kişinin karşısında olacağından, yapacağını önceden hesaplıyordu.

Ancak günümüzde Köroğlu’nun sözünü ettiği gibi. “Tüfek İcat Oldu Mertlik Bozuldu” halini yaşıyoruz.

Artık klavye şövalyeleri var, Donkişotlar var. Mekân ve durum değerlendirmesi yapmadan klavyenin arkasına saklanıp dünyanın neresinde olursa olsun, her türlü tacizi kendisinde hak gören komedyen soytarılar türedi günümüzde. Hele bir iki kadehte cesaret iksiri (rakı, şarap, bira uyuşturucu vb.) almışsa Arslan, kral kesiliyorlar. Tespit edip karşısına dikildiğinizde ise “kedicik” oluyorlar. Evet, evet doğru anladınız “O’nun kedicikleri…

Yazıma başlarken “Donkişot” un tanımını doğrulamak için sözlüğe baktım şöyle diyor; “Gereği yokken yiğitlik göstermeye kalkışan” söylemek istediğim tam da bu.

Özellikle sosyal medya üzerinde sahtelik, yalancılık, ahlaksızlık, palavra bu minvalde aklınıza ne geliyorsa mevcut. Bu tür kişiliğe sahip insanların geçmişinde; ezilmişlik, sevgisiz, ilgisiz büyüme, tacize, tecavüze uğramışlık görülmektedir çoğu zaman.

Çözüm olarak ne yapılabilir noktasına geldiğimizde; Böylesi kişiliklere, yapabileceğimiz en ağır yaptırım uygulamalıyız ki meydanı boş bulup her önüne gelene “zincirini kırmış it gibi” saldıramasınlar.” 

Bu hafta konuğum, şair yazar sevgili abim, Mete Alpsar

Alpsar, 1953 yılında, babasının memuriyeti nedeniyle Şanlıurfa’nın Birecik İlçesinde doğdu. Tunceli Çemişgezek nüfusuna kayıtlı olan Mete ALPSAR. Gaziantep’in Nizip İlçesinde liseyi, 1980 yılında Hacettepe Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümünü bitirdi.

Maden Mühendisliği sıfatını kullanmaya fırsat bulamadan, kendini, yaşam ameleliği yaparken, kömür ocaklarında, petrol kuyularının başında, şantiyelerde, derin ve karanlık tünellerin aydınlık umutları, doyulmaz sevinçleri ve dayanılmaz acıları içinde buldu.

Mete Alpsar, bu sevinçlerin, umutların ve acıların içinde, yeni kuşak çocuk fidanların, özgürce düşünüp, yaşamlarını bir sonraki kuşaklara özgürce aktarabilmeleri için, düşünceleriyle, bedensel emeğiyle ve şiirleriyle savaşım veriyor.

1965 yılında, ilkokul 5. sınıftayken bir bankanın açtığı “kompozisyon” yarışmasında Türkiye birincisi olan Mete Alpsar, 1969 yılında, henüz 16 yaşındayken, “Nizip’te İlk Adım” adlı yerel gazetenin Yazı İşleri Sorumluluğunu yürüttü. İlk deneme yazılarını ve ilk şiirlerini bu gazetede yayımladı. 

1969 -1983 yılları arasında ülkesinin yaşadığı sosyal ve siyasi çalkantıların içinde, yaşamın duyarlı bir tanığı olurken, yanlış gidene müdahale ve haksızlıklara karşı mücadele etmek gerektiğine inandığı için elini taşın altına koymaktan çekinmedi.

1972 yılından itibaren katıldığı sosyalizm için örgütlü mücadelenin ortalarında, 1980 darbesinden tam bir sene sonra 1981 yılının 11 Eylül’ünde Raman dağında tutuklandı.

Kendi deyişiyle; Diyarbakır Cezaevinde “en iyi şekilde konuk edilen” Mete Alpsar, komutanlarının emri altında askerlerin nasıl insanlıktan çıkarılıp işkence makinesi haline getirildiğini, buna rağmen İnsanlık onurunun “postallar” karşısında nasıl direndiğini ibretle yaşadı.

Ankara’da Emniyet Müdürlüğünün DAL (Derin Araştırma Laboratuvarı) misafirhanesinde, yine kendi deyişiyle, “her türlü sosyal etkinliği” de yaşayan Mete Alpsar, iki yıla yakın Mamak Askeri Cezaevinde, her gün, coplanarak, ezbere okumaktan büyük keyif aldığı, “İstiklal Marşı”nın tüm kıtaları”, “Andımız”, “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” gibi eserlerle Atatürk’e ve Milli değerlere olan sevgisini ve saygısını binlerce kez arttırma fırsatı buldu!

1983’ten bu yana aylık yazın dergilerinde, yerel gazetelerin kültür-sanat sayfalarında düzenli ve aktif çalışmalarıyla yer alan sanatçı, Almanya’da yayımlanan DEM gazetesinde, makalelerinin yanı sıra, Kültür-Sanat sayfalarına da şiirleri ve diğer eserleriyle katkıda bulundu.  

1998 yılından, emekli olduğu 2010 yılına kadar bir yandan çalıştığı şirketin çıkardığı üç aylık mesleki yayın organında uzmanlığı ile ilgili akademik yazılarını yayımlarken bir yandan da, kültür-sanat-aktüalite bölümünü yönetti. 

Aynı dönemde Maden Mühendisleri Odasının Aylık Dergilerinde yazı kurulu üyeliği yaptı. Maden Mühendisleri Odasının ikinci baskısını yaptığı “Siyah Alevler Havzası” adlı kitabındaki şiirlerinden bir bölümünü madencilerle paylaşma fırsatı buldu. Bu arada bir süreliğine derginin Kültür-Sanat-Aktüalite bölümünü hazırladı.

1993 yılında Direniş Şarkıları, 1994 yılında Mülteci Sevdalar, 1996 yılında Siyah Alevler Havzası adlı şiir kitapları, Öykü şiir Yayınları arasında, 1998 yılında Buzdumanları adlı şiir kitabı Kristal Küre Yayınları arasında çıktı.

Geliri, iş kazalarında ölen madenci arkadaşlarının çocuklarına bağışlanan Siyah Alevler Havzasının 1996 yılında, Maden Mühendisleri Odası Yayınları arasında ikinci baskısı yapıldı. Aynı kitap, 1997 yılında İbrahim Yıldız Şiir ödülü-mansiyon aldı. 1998 yılında 68’liler Vakfı Şiir Başarı Ödülüne layık görülen Mete Alpsar, 1998 yılında Gaziantep TÖMER Alleben Dergisinin açtığı yarışmada da Başarı Ödülü aldı.

Ağustos 2005 sayısıyla kırk beş sayı çıkarmayı başardıkları ÖYKÜŞİİR aylık yazın dergisi, denilebilir ki tüm yaşamımın en anlamlı ve en saygın uğraşılarından biri ve en önemlisi oldu.

1971 yılında İstanbul Dostlar Tiyatrosunda Mehmet Alkan’dan drama eğitimi alan Mete Alpsar, 1972’den sonra Ankara Sanat Tiyatrosu, Çağdaş Sahne’de Oyuncular Birliği, Ankara Deneme Sahne sürecinde epik tiyatro alanında kendini yetiştirmeye çalıştı. 

Bu uğraşların içinde iken, 2006 yılı sonuna kadar, Ankara’da, Tiyatro Özgün Deneme adlı tiyatro topluluğunda Yaratıcı Drama ağırlıklı oyunlarında oyuncu olarak görev aldı.

Mesleğinden kaynaklanan iş yoğunlukları ve önemli bir iş kazası sonrası geçirdiği bir dizi ameliyat nedeniyle, uzun süre yazın ve tiyatro yaşamından ayrı kalan Mete Alpsar, bir yandan 2010 yılı içinde provalarını tamamladıkları, çocuklar için hazırlanmış orta oyunu olan “İbiş ile Memiş” ile turnelere çıkarken, öte yandan Meteseller – Metesözleri, İğneler ve Çuvaldızlar adlı şiir dosyalarının hazırlıkları dışında deneme, öykü, portre, tiyatro ve roman çalışmalarını sürdürüyor .

Mete Alpsar hocamın, Mülteci Sevdalar Kitabından bir şiirini paylaşıyorum.

mülteci sevdalarımız

kendi yaptığım tünellerden geçtim

kendi yaptığım köprülerden

işçi yüreğimle aydın yüreğimle

sevdalanmış genç yüreğimle

l.

ne yaptıysak

sağır tünellere akıtmak içindi

magmamızda kaynamış

sevdalı kurşunları

bir de bugün

mülteciler var

     derdine  düştüğümüz

tutsaklar

sürgünler

düşeriz elbet

sürgün de bizim

 mülteci de bizim

                          tutsak da bizim

en aydınlık sevdalar da bizde işte

II.

ağarmamış  günlerden

         tutsaklıktan

mülteci sevdalara katlanmaktan

akları armağan saçlarımızın

bir de çok değil

bileklerimizdeki askı izleri

takas ettik neyleyim

siyahlarını verdik saçlarımızın

      gözlerimizin ferini

yüreğimizi vermedik bak

mülteci sevdalara ayırdığımız

işçi yüreğimizi

şimdi birden

          durup dururken

                     olup bitenlere baktık

birbirimizin saçlarını özlemişiz

kendi gözlerimizi

         mangal kömürünü

                      doğmamış çocuklarımızı

demek ki umut kapımızda

geçmişte aramayın boşuna

bize bakın da görün

ıslığımız hep tanyeri

   sesimiz alacakaranlık

güneş doğarsa susacağız

ancak güneş doğarsa

temizleyin gırtlaklarınızı

oysa

adı özgürlük olan

      kuşatmasındayız düşmanın

mülteci sevdalar sürgünde bu yıl

demek

acıları istifa ettirmek gerek

istifa ettirmek gerek yaşamımızdan

belki de

usul usul alıştırmalı

    acıya yazgıyı

alıştırmalı ki

     bıraksın peşinizi

sevmediyseniz eğer

adı özgürlük olan  gözaltınızı

ya da

aslı gözaltı olan özgürlüğünüzü

III.

bakın

kesişen sokak başlarında

  demokrasi satılıyor şimdi

         el altından sosyalizm

sanki turfanda ayva

dönün bakın öbür tezgahlara

işportada satılıyor ömrümüz

     batan geminin malları bunlar

     seç beğen al

     tutukla sorgula

  yanında bir de bedava

işkence

zulüm

ayrılık

batan geminin malları bunlar

ne alırsan yüz lira

yüz lira ya

biz ki daha

eskimemiş merhabalardayız

gülerken sevinilmeyen sevinçlerde

biz ki

korkunun korkusuyla yaşadık

aşarken yapmacık özgürlüklerin duvarlarını

yalın ve gür sesimizle yaşadık

mayınıydı çünkü sesimiz

eskiyen mülteci sevdalarımızın

birde

şarkılarımıza

kırmızı karanfiller yüklemeden yaşadık

gün geldi

kırmızı karanfilsiz yaşadık

IV.

şimdi diyorsunuz ki

yangının ortasında

buz kalıbı olsan ne yazar

bize

söndürdüğümüz ateş yeter

geriye özgürlük bile artar

kaldı ki gün gelecek

yedi nesil buz kalıbı bir olup

korktuğunuz yangınları

kutupları döndürecek

birden daha yüreklendi ellerimiz

gözlerimiz daha bir ateş

ne

“acıyı bal eyledik”

şu sıra

ne

‘’hasretinden prangalar eskittik”

“memeeet”  diye

haykırışı da yok dilimizde nazım’ın

hele

“bugün günlerden pazar”da değil

ama bir şeyler kımıldanıyor bakın

mülteci gelinliğiyle

doğurgan rahminde yurdumun

adını özgürlük koyacağız

soy adını bağımsızlık

adı özgürlük olan gözaltından

-mülteci sevdalarla- ebesiz doğacak çocuğumuzun

- Reklam -