Sayın Binali Yıldırım Başbakan olduğu zamanlarda “Dolar, dolsa ne olur dolmasa ne olur?” diyerek doların artışına yönelik ekonomi çevrelerinin ve vatandaşın daha önce hiç duymadığı bir yorum getirmişti.

Peki gerçekten bu kadar basit bir şey midir doların ya da kurların yükselişi?

İktidar mensupları geçmişte her kur artışında

“Kurdaki dalgalanma geçici” dedi.

“Kurdaki dalgalanma spekülatif” dedi.

“Kurda endişe edilecek bir şey yok” dedi.

“Piyasa dengesini bulacak” dedi.

İktidar devamlı olarak “Dolar alanın eli yanar” dedi, dedi de ne oldu? Ne bireyler, nede kurumlar dolar almaktan dolar tutmaktan vazgeçti mi?

Doların dolma dolmama ilişkisi esas olarak ceplerimiz, kilerlerimiz ve buzdolaplarımız ile ilgilidir; dolar arttıkça ceplerimiz boşalır, buzdolaplarımız tam takır olur, kilerlerimiz de un, pirinç, bakliyat çuvalları dibi görür.

Esas itibari ile dolar ya da kur artmıyor, bizim yerel para birimimizin değeri yada satın alma gücü düşüyordur.

Bugün başta enerji olmak üzere üretimde kullandığımız bir çok girdi ve tükettiğimiz bir çok mamül mal ithaldir, bu malları alabilmek için döviz bulmamız dolar ya da euro ödemeniz gerekir. Kurlar yükseldikçe doğal olarak hem ara malların ve hem de mamül malların fiyatları da yükselir eğer geliriniz aynı oranda yükselmiyorsa satın alma gücünüz, satın alabileceğiniz mal ve hizmetler miktarı düşer yoksullaşırsınız.

Türk ekonomisi üretim yapabilmek için çok büyük miktarda ithalata bağımlıdır ve dahası ülke içinde tüketilen arabadan elektroniğe, akaryakıttan evlerde kullanılan doğal gaza, ilaçtan bir çok gıda maddesine kadar bir çok tükettiğimiz üründe ithaldir. Bu yüzden Türk ekonomisi kur hareketlerinden çok fazla etkilenir.

2018 yılının 1 Ağustos tarihinde dolar 4,92 euro ise 5,75 seviyesindeydi. 13 Ağustos tarihinde ise dolar 6,87 ve euro ise 7,83 seviyelerine sıçramıştı. Bir ara Asya piyasalarında dolar kuru 7.20 seviyesinde işlem gördü ve euro ise 8.10’un üzerini test etti. Oysa yılbaşında, 2 Ocak 2018 tarihinde dolar kuru 3,76 ve euro ise 4,53 seviyesindeydi. 2018 yılını dolarda yaklaşık yüzde 40’lık artışla 5,28 ve euroda ise yaklaşık yüzde 33’lük bir artışla 6,04 seviyesinde kapattık.

İktidar kurlardaki bu aşırı dalgalanmayı önleyebilmek amacı ile başta faizleri yükseltmek olmak üzere bir dizi ciddi tedbir aldı, 2019 yılı kurlar açısından nispeten sakin geçti. 2019 yılı 2 ocağında dolar 5,33 ve euro ile 6,10 seviyesindeydi. 2019 yıl sonunda, 31 Aralık 2019 tarihinde dolar 5,94 ve euro ise 6,66 seviyesindeydi.

Şimdi yeni bir yıla başladık ve kurlarda yukarı doğru bir basınç hissediliyor. Ekonomi yönetiminin faizleri aşağı çekmesi, ve mevduat faizlerinde getirinin enflasyon karşısında erimesi, hatta negatife geçmesi bu basıncı arttırıyor. Ekonomideki yavaşlama sebebi ile tüketim azaldı üreticilerin ithalat gereksinimleri de doğal olarak düşmüştü. Üreticiler muhtemelen stoklarını eriterek ve stoğa yeni mal çekmeyerek bu dönemi geçirdiler. Şimdi stoklar eridi ve yeniden üretim yapmak gerekiyorsa bu doğal olarak ithalatı ve dövize olan talebi arttıracaktır.

Diğer yandan Türkiye’nin dış borcuda epeyce yüksektir bu borcu ödeyebilmek içinde döviz bulmak gerekir. Türkiye’ye yeni doğrudan yatırım gelmiyor bunun ekonomik, siyasi ve stratejik sebepleri var. Türkiye 2019 yılı içinde kurlar nispeten sakinken herhangi bir şekilde yapısal reformları gerçekleştirmedi. Pansuman tedaviler ile kuru baskılamayı ve bu şekilde enflasyonu kontrol altına almayı tercih etti.

Oysa Türk ekonomisinin döviz sorunu yapısal ve kroniktir, geçici yöntemler ile baskılama yaparak bu sorunu ortadan kaldırmak mümkün değildir. Sonuçta baskılayacak gücünüz bir yerde tükenir, herhangi bir olayın tetiklemesi ile kurlar zıplar, ekonominin tümaktörleri bu olasılığı dikkate alarak tedbirli olmalıdırlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz