12 Eylül’de merkez bankası PPK toplantısı ile faiz indirimini açıklayacak.

26 Temmuz’da yazdığım makalede daha önce 425 baz puan indirimin yeterli olmadığını belirtmiş;

‘’Bu durumda, Merkez bankası eylül, ekim ve aralık toplantılarında politika faizinde tekrar indirimler yapacağı açıktır. Bu aylarda toplam indirimi 325 baz puan ( %3.25 ) olacağını düşünüyorum.’’

‘’Sonuçta, 2019 sonuna kadar toplam 750 baz puan, yani %24’ten % 16,5’a inmiş olacaktır. Toplam 750 baz puan veya % 7,5 olmasını bekliyorum.’’demiştim.

Fakat, Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde Sivas konuşmasında, ‘’göreceksiniz faizler tek haneli rakamlara inecek’’ dedi. Ve kendisinin faizlere alerjisi olduğunu bir kez daha ifade etti,

Herkesin artık öğrendiği Erdoğan’ın ekonomi teorisine göre Enflasyonun sebebi yüksek faizlerdir. Hatta faizin ta kendisidir.

Ekonomi tarihinin anlatıldığı ‘’Adam Smith’’ ten bu yana Keynesian teorileri dahil olmak üzere, faizin enflasyona sebep olduğu bir teori veya öğretiye rastlamadım.

Sebep sonuç ilişkisini ters anlatan bir iktisatçıda görmedim.

Ama, Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm ekonomistlerden farklı bir tez olduğuna inanıyor. Saygı duyarız.

Geçen merkez bankası toplantısından sonra 425 baz puan (%4.25) indirilmesi sonrasında kamu bankaları kanalı ile baskılanan dolar aşağı çekilmişti. Ayrıca, repo piyasalarında serbest piyasa kuralları dışında yapılan uygulamalar ile baskılama devam etmiş ve yabancı yatırımcılar Türkiye’den süratle kaçmaya başlamışlardı.

Perşembe günü merkez bankası toplantısı için piyasaların faiz indirim beklentisi 250 baz puan (%2.5) civarındadır.

Halen %19.75 olan politika faizinin % 17.25’e inmesi bekleniyor. Ancak, benim 26 Temmuz’da yazdığım yazıda beklentimin 325 baz puan ( %3.25) olduğunu ifade etmiştim.

Yani toplam faiz indirimini 750 baz puan ( %7.5) olarak ön görmüştüm. Bu ikinci indirimle beraber faizin % 16.5 olacağını ön görmüştüm.

Ekonominin her türlü müdahale, döviz baskılanma ve bankaların kredi vermeleri için uygulanan ‘’karşılık ayırma’’ teşvikleri bile ekonomin canlanmasına faydası olmadığı görüldü.

Kamu bankalarının mevduat maliyet altında zarar ederek, konut kredi vermeye zorlanması bile işe yaramadığı anlaşılınca, daha radikal bir faiz indirimi olabilir.

Ayrıca, yine önümüzdeki günlerde, Amerikan merkez bankası ( FED) ve Avrupa merkez bankasının faiz indirimi yapabileceği tahmin edildiği zamanda, bizim merkez bankasının 325 baz puan (%3.25) üzerinde indirim yapması olasılıktır.

400 baz puan veya 500 baz puan indirim olursa, bunun sebebi TL’nin aşırı değer kaybetmesinin gerekli olduğunu düşünen ekonomi yönetiminin kararıdır. Bence, çok yanlış bir karar olmaz.

TL’nin aşırı değerli olmaya devam etmesi, sadece ihracatı değil, konut alımının durmasına piyasanın donmasına talep azalmasına üretimin tökezlemesine ve işsizliğin artmasının birinci sebebidir.

Doların değerinin artmasının ve TL’nin gerçek değerine ulaşması tabii olarak enflasyonu yükseltir ama bütçe ve harcamalarda alınacak önlemler ile enflasyon, kontrol altına alınabilir.

ABD, Çin ve Avrupa para birimlerini düşük tutmaya başladığı bu dönemde, Türkiye uzun süredir TL’yi aşırı değerli tutmasını hiçbir mantıklı ekonomik tutarlı açıklaması olamaz.

Bizim gibi ihracata ve dövize ihtiyacı olan ülkeler mutlaka TL’nin gerçek değerine gelmesi zaruridir.

Doların 7.30 ila 8.30 TL olması gerekir. Ve bu rakamı 2020’nin başlarında göreceğiz, belki daha erkende görebiliriz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz