DİYANET’İN EKONOMİYE ETKİSİ

0
2

Hatırlarsanız Sözcü gazetesinden Ali Ekber Ertürk’ün hazırlamış olduğu bir habere göre 2021 için 13 milyar lira bütçe ayrılan Diyanet, “Kurum bütçesinin her yıl yaklaşık yüzde 96-97’si personel giderlerinden oluşmakta, yüzde 3-4’ü ile hizmetler icra edilmektedir. Yurt içi ve yurt dışında geniş bir coğrafyada yasal görevlerimizi tam anlamıyla ifa edebilmemiz için, personel gideri dışındaki cari giderler ve yatırım ödeneğinin artırılması gerekmektedir” diyerek ek para da istemişti.

Diyanet’in bütçesinin birçok bakanlık ve üretici kurumdan çok daha büyük olduğunu çok daha fazla personel istihdam edip, çok daha fazla para harcadığını biliyoruz. Bu durum ekonomi ve bütçe dengelerini doğal olarak etkiliyor, lakin konuya bir başka ben bir başka bakış açısı daha getirmek istiyorum: bu günlerde Diyanet İşleri Başkanı Eli Erbaş birçok konuda açıklama yapıyor, ilgili ilgisiz birçok konuda görüş beyan ederek adeta aktif siyaset yapıyor.

- Reklam -

Üstelik bunun ne mahzuru var diye sitem ederek kendini pek bir haklı da görüyor.

Bak canım kardeşim bunun en azından ekonomi politikaları açısından ne mahzuru olduğunu sana tek tek anlatayım:

Ekonominin temeli güvendir ekonomik güven de öyle lafla falan inşa edilmez ekonomik güveni tesis etmenin tek yolu rasyonel akla, bilimsel yönteme uygun işler yapılacağına insanları inandırmaktan geçer.

Dinler ve dini kurumlar ise rasyonel aklı ve bilimsel yöntemi değil gelenek, görenek ve dogmatik inançları baz alır.

Bir toplumda din adamları ve dini kurumlar ön plana çıkıp siyaseti ve ekonomiyi yönlendirmeye başlayınca rasyonel akıl ve bilimsel yöntemden uzaklaşılacağı endişesi ortaya çıkar ve buda çok ciddi bir güven azalmasına yol açar.

Dinlerin ve din adamlarının egemen olduğu skolastik toplumlar demokratik toplumlara nazaran daima çok daha çatışmacı ve ötekileştirici olmuştur. Türkçesi ile halkçılık, Frenkçesi ile de laiklik istikrarlı bir toplum ve istikrarlı bir ekonomi yaratabilmek açısından bu yüzden son derecede önemlidir.

Unutmayınız; dini kavgalar koskoca Roma İmparatorluğunu bile bölmüş, koca imparatorluk Katolik Roma ve Ortodoks Roma olarak ikiye ayrılmış birbiri ile yıllarca sürecek kanlı bıçaklı bir kavgaya tutuşmuştu.

Din yüzünden ortaya çıkan bu düşmanlık ve ayrım o kadar vahim bir boyuta ulaşmıştı ki Fatih Sultan Mehmet Konstantinapolis kapılarına dayandığında Doğu Roma ya da Bizans ahalisi bu şehirde kardinal külahı göreceğimize Türk sarığı görürüz diye Batı Roma’dan yardım istenmesine bile karşı çıkmıştı. Katolik Roma ise Ortodoks Roma’nın çöküşünü adeta keyif ile seyretmiş, yardıma gelmemişti. Sonuç ortada Fatih geldi ve bu çatışmadan da yararlanarak Konstantinapolisi aldı.

Sadece bu kadar mı? Elbette değil sonra Avrupa yarımadasında ortaya çıkan, Katolikler ve Protestanların arasında on binlerce Hristiyan’ın ölümü ile sonuçlanan kanlı mezhep savaşları yaşanmadı mı?

Peki, sadece Hristiyan dünyası mı bu çatışmaya sahne oldu? Elbette hayır…

Tarihe geçen iki İslam iç savaşında ilk olarak Kerbela’da ikinci olarak da Harre’de on binlerce Müslüman gene Müslümanlar tarafından katledilmedi mi?

Yüzlerce yıl boyunca süren Emevi Abbasi savaşları, Şii Sünni mezhep kavgaları hep din temelli çatışmalar değil mi?

Türkiye ahalisi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan halkçı (laik) Cumhuriyet sayesinde din ve mezhep savaşlarından kurtulup, rasyonel aklın ve bilimsel yöntemin rehber alındığı çağdaş bir toplum olma yoluna girmiş ve doğu dünyasında aydınlanma devriminin kalesi haline gelmişti. Bu yoldan her sapıldığında da başımıza hem ekonomik ve hem de siyasi olarak gelmeyen kalmamıştı.

İşte Ali Erbaş ve Diyanet’in halkçı (laik) düzene başkaldırır şekilde ortaya çıkıp, rol çalması bu yüzden ekonomimiz açısından son derecede tehlikelidir zaten diplerde sürünen bir güveni iyice çukura çeker.

Netice olarak Ali Erbaş görüşünde olanlar yüzünden Afganistan’a dönüşme riski olan bir ülkeye kim yatırım yapar ve kim böyle bir ülkede yaşamak ister?

Bu anlattıklarım kulaklara küpe olsun, demedi demeyin tarih ders alınmazsa kendini tekrar eder, yönetim Ali Erbaş kafasında olan insanların hayallerine bırakılırsa Türkiye’yi İran ve Afganistan’a dönüşmekten kimse kurtaramaz…

- Reklam -