DİYANET’İN ANAYASAL GÖREVİ NEDİR NE DEĞİLDİR?

0
5

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Anayasa’da belirtilen ‘toplumu din konusunda aydınlatma’ görevi gereği Başkanlığımız, İslam’ın ilkelerini, Kur’an’ın mesajını ve Resulü Ekrem’in sünnetini en doğru yöntem ve biçimde insanımıza ulaştırmaya çalışmaktadır” demiş…

Yaptığı eylem ve ortaya koyduğu söylemlerin anayasal hakkı ve görevi olduğunu ima etmiş…

- Reklam -

Peki, gerçekler böyle mi?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Diyanet İşleri Başkanlığının konumunu belirleyen maddesi şöyle:

Madde 136 – Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.

Bu noktada anlıyoruz ki Ali Erbaş Anayasayı ya da en azından diyanet ile ilgili maddesini hiç açıp okumamış.

Anayasa’da Diyanet’e ‘toplumu din konusunda aydınlatma’ görevi gereği İslam’ın ilkelerini, Kur’an’ın mesajını ve Resulü Ekrem’in sünnetini en doğru yöntem ve biçimde insanımıza ulaştırmaya çalışmak gibi bir görev verilmiştir falan denmiyor. 

Tanımlanan görev laiklik ilkesi doğrultusunda hareket ederek, siyasete bulaşmadan, dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaçlayarak kanunla verilecek görevleri yerine getirmesidir, bu kadar…

Bakın Anayasamızda dikkat çeken en önemli husus, İslam dâhil herhangi bir dinin ya da mezhebin adı dile getirilmezken, laiklik ilkesinin kural olarak konulmasıdır!

Gördüğünüz gibi anayasamızda laiklik ilkesine uyulacağı, siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalınacağı dayanışma ve bütünleşmenin sağlanacağı amir hüküm olarak açık ve net bir şekilde yazılmıştır!

Demek ki Diyanet İşleri Başkanı yahut da başka bir diyanet görevlisi hiçbir şekilde Laiklik ilkesine aykırı görüş beyan edemez, örneğin dinin adalet ve yargı konusunda belirleyici olmasını isteyemez. Devlete ait herhangi bir kurumun dini hükümlere göre karar almasını, icraat yapmasını talep edemez. Bunları isterse anayasamızın amir hükmüne alenen karşı çıkmış olur ve suç işler.

Demek ki Diyanet İşleri Başkanı yahut da başka bir diyanet görevlisi; cenazeler camiye sokulmasın ve benzeri bireyleri ötekileştirici ve öteleyici söylemlerde bulunamaz.

Diyanet İşleri Başkanı yahut da başka bir diyanet görevlisi; bütünleşmeyi bozacak, mezhebi söylemler dile getiremez toplumda dindar dindar olmayan, Alevi Sünni ya da Müslüman, Hristiyan, Yahudi ayrımı yapamaz. Yaparsa anayasaya karşı çıkmış olur.

Gelelim tarihi süreçte Diyanet işleri Başkanlığı üzerine düşen bu anayasal görevleri yerine getirebildi mi getiremedi mi? Sorusuna.

Bakın Diyanet İşleri Başkanlığı görevini hakkı ile yerine getirebilmiş olsaydı FETÖ gibi bir terör örgütü milyonlarca yurttaşımızı kandırıp safına çekemezdi değil mi?

Demek ki Diyanet İşleri laikliği korumak, dayanışma ve bütünlüğü sağlamak yönünde üzerine düşen asli vazifesini yapamamış, hem toplumu ve hem de devletin yetkili organlarını bu konuda zamanında uyaramamış.

Bu yetersizlik ya da ihmal sonucunda 15 Temmuz hain kalkışması yaşandı, yüzlerce vatandaşımız öldü, binlercesi yaralandı Milli Egemenliğimizin kalesi Türkiye Büyük Millet Meclisi bile bombalandı.

Bu yetersizlik ya da ihmal sonucunda binlerce asker sivil devlet memurunun bu terör örgütüne katılması engellenemedi, örgütün devlete sızmasına karşı konulamadı.

Oysa tüm bunlar Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temel anayasal görevi kapsamında ve dini kapsayan ilgi alanında bulunan işlerdir.

Kamuoyundaki genel kanaate göre diyanetin midye, karides, kalamar ve ahtapot ile uğraşmayı, siyasete bulaşmayı bırakarak takkeyi önüne koyup nerede hata yaptık, nerede eksik kaldık da böyle bir facia yaşandı diye bir özeleştiriye gitmesi gerekiyor.

- Reklam -