“DİYABET HASTALIĞI, COVID-19 PANDEMİSİNDE EN CİDDİ İKİNCİ KRONİK HASTALIK OLARAK SEYREDİYOR”

0
7

Türkiye Diyabet Derneği (TDD)Başkanı Prof. Dr. Rıfat Emral, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında bir basın toplantısı gerçekleştirdi. 2021’in, insülinin keşfinin 100’üncü yılına denk geldiğine dikkat çeken Emral, diyabet hastalığı hakkında önemli bilgiler paylaştı.

ESMA ALTIN- TDD Başkanı Prof. Dr. Rıfat Emral, her sene 14 Kasım’da gerçekleştirilen Dünya Diyabet Günü ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Bu yılın, insülinin keşfinin 100’üncü yılına denk geldiğini ve ayrı bir önem taşıdığını belirten Emral, Dünya Diyabet Günü’nün neden her sene 14 Kasım’da kutlandığını anlattı. İnsülinin keşfeden bilim insanın doğum tarihinden dolayı bu tarihin kendileri için bir anlam ifade ettiğini dile getiren Emral; “14 Kasım’ın Dünya Diyabet Günü olarak seçilmesi bir tesadüf değildir. 14 Kasım, özellikle tip 1 diyabetlilerde yaşam kurtarıcı olan insülini keşfeden bilim insanı Sir Frederik Banting’in doğum günüdür. İnsülinin keşfi, diyabet tedavisinde çığır açmış, bilhassa da pankreasta insülin üretiminin hiç olmadığı tip 1 diyabetli bireylerin makuz kaderlerinin yenilmesinde bir mihenk taşı olmuştur. İnsülin Sir Frederik Banting, Charles Best ve John James Rickard Macleod tarafından tam da 100 yıl önce, 1921’de bulunmuştur. O tarihlerde tanı aldıktan sonra en çok 1-2 yıl yaşayabilen tip 1 diyabetli bireyler bu keşfin sayesinde bugün artık normal hayat sürelerini yaşayabilmektedirler.” dedi.
‘HER 7 KİŞİDEN BİRİ DİYABET HASTALIĞI TAŞIYOR’
Diyabet hastalığının ciddi kronik hastalıklar arasında yerini aldığını ve ilerleyen yıllarda giderek artacağını belirten Emral, sözlerine şöyle devam etti; “diyabet geçen yüzyılın sonlarından itibaren kronik hastalıklar içinde sıklığı en fazla artan hastalıkların başında gelmeye başlamıştır. Yeni yüzyılın başlarında da bu artış trendi devam etmiş ve dünya ciddi bir diyabet pandemisi ile karşılaşmaya başlamıştır. Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre dünyada yaklaşık olarak 537 milyon yetişkin diyabet hastası bulunmakta olup bu sayının 2045 yılında 783 milyona ulaşması beklenmektedir. Ülkemiz de diyabetin en hızlı arttığı ülkelerden biridir. Yine Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre ülkemizde yetişkinlerde diyabet görülme sıklığı yüzde 14,5 olup yaklaşık olarak her 7 kişiden biri diyabetlidir.”
Tüürkiye’deki diyabet hastalarına ilişkin veriler sunan Emral, şunları kaydetti; “Türkiye’de diyabetli hasta sayısı 9 milyon 20 bin 900 olarak hesaplanmaktadır. Bu rakam Avrupa’da sıklık açısından birinci sırada olduğumuzu göstermektedir. Ülkemizdeki 18 yaş altı çocuk ve erişkinlerin yaklaşık on binde 8 kadarında da tip 1 diyabet mevcuttur; dolayısıyla yaklaşık 19 bin tip 1 diyabetli çocuğumuz vardır. Bir başka çarpıcı veri de henüz diyabetik olmayan ama diyabete aday bireylerin toplumdaki oranıdır. Özellikle bozulmuş açlık glikozu ve glikoz tolerans bozukluğu olarak bilinen pre-diyabet, ülkemiz erişkin popülasyonunun yüzde 9,6’sını etkilemektedir. Bu bireylerin tespiti ve erken dönemde yaşam tarzı değişikliğinin bu bireylerde sağlanarak tip 2 diyabet gelişiminin önüne geçilmesi bilhassa önem arz etmektedir.”


‘TEDAVİSİ TOPLUMA CİDDİ MALİ YÜKLER OLUŞTURUYOR’
Diyabet hastalığının hem bireylerde hem de ailelerinde ciddi sıkıntılara yol açtığını belirten Emral, hastalığın verdiği maddi ve manevi zararlara dikkat çekerek şunları söyledi; “Diyabet yaşam boyu süren ve neden olduğu organ hasarları nedeniyle gerek diyabetik olan bireyleri gerekse bu bireylerin ailelerini olumsuz yönde etkileyen ciddi kronik bir hastalıktır. Diyabetin oluşturduğu organ hasarları hem diyabetli bireylerin hayat kalitesini bozmakta hem de yaşam sürelerini kısaltmaktadır. Diyabetin kendisi ve neden olduğu problemlerin tedavisi topluma oldukça büyük bir mali yük oluşturmaktadır. Oysa hastalık ortaya çıkmadan tanınması ve gerekli önlemlerin alınması ile tip 2 diyabet gelişiminin de önlenmesi mümkündür ve esas olan da hastalık oluşmadan bunun önlenmesi olmalıdır.”
Türkiye’deki toplam sağlık harcamalarının 4’te 1’ini diyabet hastalığının oluşturduğunu kaydeden Emral, şunları aktardı; “Türkiye’de toplam sağlık harcamasının yaklaşık yüzde 23’ü diyabet nedeni ile olmaktadır. Bu harcamanın yüzde 25’i diyabetin tedavisi ile ilgiliyken yüzde 75’i diyabetin komplikasyonları nedeni ile olmaktadır. Bu da diyabetin ne kadar maliyetli bir hastalık olduğunu, diyabet gelişiminin önlenmesi ile bu maliyetten gerek bireylerin gerekse toplumun kurtulmasının mümkün olduğunu göstermektedir.”

- Reklam -


‘DİYABETLİ BİREYLERİN ÇOĞU OBEZ BİREYLERDEN OLUŞUYOR’
Diyabetin bireylerde farklı sağlık problemlerine neden olduğunu ve bunların da tedavi süreçlerinde yaşanabilecek sorunlara vurgu yapan Emral, sözlerine şunları ekledi; “Bir diğer önemli problem gerek diyabetin gerekse neden olduğu ek sorunların yeterince tedavi edilmesinde karşılaşılan sorunlardır. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği’nin yaptığı TEMD çalışmasına göre tip 2 diyabetik hastalarının yüzde 60’ı hedef glisemik değerlerden uzaktır. Kolesterol, kan basıncı ve glisemik hedeflerde olanların oranı ancak 10 hastadan biri şeklindedir. Tip 2 diyabet hastalarında makrovasküler komplikasyon oranı yüzde 24.6, mikrovasküler komplikasyon oranı yüzde 47.5, koroner arter hastalığı oranı yüzde 22.9 olarak tespit edilmiştir. Hastaların yaklaşık yarısı insülin ve ağızdan alınan ilaçları birlikte kullanırken diğer yarısı sadece ağızdan alınan ilaçlarla tedavilerini sürdürmektedir. Tablet sayısı ya da insülin sayısı arttıkça hastaların glisemik ve metabolik kontrol durumları kötüleşmektedir. TEMD çalışmasında diyabetli bireylerin sadece yüzde 10’u normal kiloya sahip iken yüzde 31’i fazla kilolu, yüzde 59’u ise obezdir. Hatta yüzde 11.1’inin morbid, yani ölümcül obez oldukları tespit edilmiştir. Bu da tip 2 diyabet gelişiminde obezitenin rolünü açık olarak ortaya koyan önemli bir veridir. Dolayısıyla obeziteyle mücadele aynı zamanda tip 2 diyabet gelişiminin önlenmesi açısından da kilit rol oynamaktadır.”
Obez olsun veya olmasın diyabet hastalarının tedavileri için öncelikle diyet ve egzersizlerine dikkat etmeleri gerektiğinin altını çizen Emral, sözlerine şöyle devam etti; “Aslında diyabetik birey için önerilen beslenme önerileri her sağlıklı kişi için önerilenlerden çok da farklı değildir. Günlük kalori ihtiyacının yüzde 50-55 kadarını karbonhidrat, yüzde 25-30 kadarını yağ, yüzde 20 kadarını da protein içeren gıdalardan sağlanmalıdır. Elbette burada bahsedilen karbonhidrat ağırlıklı olarak sebze ve meyvelerden elde edilen kompleks karbonhidratlardır. Özellikle hazır gıda tüketiminin sınırlandırılması diyabetli hastaların sağlıklı beslenmesinde olmazsa olmaz kurallardandır. Düzenli fizik aktivite de yaşam tarzı değişikliğinin diğer bir komponentidir. TEMD çalışmasında tip 2 diyabetli hastaların düzenli egzersiz yapma oranları yüzde 19.6 olarak bulunmuştur. Bu çalışmada düzenli egzersiz yapmak iyi glisemik kontrole sahip olmayı belirleyen bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla diyabetik bireylerin diyetleri kadar egzersiz programına uymaları da glikoz kontrolü açısından elzemdir.”
‘DİYABET TEDAVİSİNDE TEKNOLOJİK YÖNTEMLER ARTIYOR’
Ciddi bir kronik hastalık olarak kendi alanında bir pandemi oluşturan diyabet hastalığının tedavisinin yeni materyallerin ortaya çıkması ile daha zahmetsiz hale getirilebildiğini vurgulayan Emral, şunları kaydetti; “Son yıllarda diyabet tedavisinde yenilikçi moleküllerin de tedaviye girmesiyle olumlu gelişmeler de olmaya başlamıştır. Bu yüzyılın başından itibaren tip 2 diyabetikler için kullanılan insülin dışı diyabet ilaçları sayı, etkinlik, güvenilirlik açısından arttığı ve çeşitlendiği bir süreç yaşıyoruz. Hatta daha kolay uygulanabilen ve daha az kan şekeri düşüşüne yol açarak hekimlerin insülin tedavisi başlamalarını ve tedavi sonuçlarını izlemelerini daha kolay hale getiren yeni insülin analoglarının geliştirilmiş olması tedavide işimizi kolaylaştırmıştır. Ayrıca yeni geliştirilen bazı diyabet ilaçlarının kalp-böbrek koruyucu özelliklerinin olması hepimizi umutlandırmıştır. Genç, tip 1 diyabetli bireylerin her gün birkaç kez insülin injeksiyonu yapmalarını gerektirmeyen, basit bir kanül sistemiyle hastaya devamlı insülin veren ve üç günde bir iğne değişimi gerektirdiği için hastanın daha konforlu ve daha fizyolojik bir insülin tedavisi görmesini sağlayan insülin pompaları da tedavideki önemli gelişmelerdendir.”
Diyabetli bireylerin özellikle her gün şeker ölçümü için parmaklarına iğne batırarak kan ölçümü yapmalarının kolaylaştığını söyleyen Emral, şu ifadeleri kullandı; “Diyabetli bireylerin glikoz takibi için her gün birden çok parmaklarını delmek suretiyle glikoz ölçümü yapmalarını gerektirmeyen, vücuda basit bir yöntemle takılan ve 14 gün boyunca devamlı glikoz ölçümü yapan, saptanan ölçüm sonuçlarını hastanın kendisine ve akıllı telefon uygulamalarıyla hekimine de bildiren devamlı glikoz ölçüm sistemleri ülkemizde de mevcuttur. Tüm bu teknolojik tedavi ve takip imkanları hekimler olarak bizlerin de hastalarımıza daha iyi tedavi ve bakım sunmamızın önünü açmıştır. Ancak bu teknolojik gelişmelerden tüm hastalarımızın eşit şekilde faydalandığını söylememiz zordur. Ülkemizde pek çok tedavi ajanı SGK tarafından geri ödeme sistemi içinde hastalara ücretsiz verilebilirken özellikle diyabet tedavisinde ve takibinde kolaylık ve etkinlik sağlayan teknolojik ürünlerin çoğu ya geri ödeme kapsamı dışında tutulmuş ya da geri ödemeleri belli şartlara bağlanmıştır. Bu da ihtiyacı olan tüm diyabetli hastaların bu yenilikçi tedavi olanaklarından faydalanmalarının önünde bir engel oluşturmaktadır.”
‘TEDAVİ EDİLMEZSE CİDDİ KOMPLİKASYONLAR OLUŞUYOR’
Diyabetin tedavisi yapılmadığında ya da zamanında tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıktığını ve bunların tedavi sürecini daha da zorlaştırdığını dile getiren Emral, şunları belirtti; “Diyabetli bireyler yeterli oranda tedavi alamadıklarında kalp krizi, inme, böbrek yetersizliği, körlük ve alt ekstremite ampütasyonu gibi çok ciddi ve hayatı tehdit eden komplikasyonlarla karşılaşma riski altında kalmaktadırlar. Sonuçta bu komplikasyonlar diyabetli bireylerin yaşam kalitesini düşürmekte ve sağlık harcamalarının da artmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda; diyabetli bireyler ihtiyaçları olan ilaç ve teknolojik ekipmanlara mutlaka ulaşabilir olmalı ve bakım ihtiyaçları karşılanmalıdır. Hükümetler diyabetli bireylerin bakımı ve tedavisi konusunda yeterli imkanları sağlamalı ve aynı zamanda özellikle genç bireylerde diyabetin taranması ve önlenmesi konusuna yönelik politikalar geliştirmeli ve gerekli yatırımları yapmalıdırlar.”
‘COVID-19 HASTALARI İÇİNDE İKİNCİ EN SIK GÖRÜLEN KRONİK HASTALIK, DİYABET’
Covid-19 pandemisinde diyabet hastalarının durumunu değerlendiren Emral, şunları kaydetti; “Tüm dünyada Covid-19 hastaları içinde ikinci en sık görülen kronik hastalık diyabettir. Maalesef diyabetik bireylerde Covid-19 daha ciddi ve ölümcül seyretmektedir. Ülkemizde yapılan çalışmalar da Covid-19 PCR testi pozitif çıkan ve hastaneye yatırılan diyabetli bireylerde ölüm oranının yüzde 13,6 olduğunu göstermiştir. Bu oran, diyabeti olmayanlara göre Covid-19 nedenli ölüm riskinin diyabetlilerde yüzde 70 daha yüksek olduğunu göstermiştir. Benzer şekilde diyabetli bireylerde yoğun bakım gereksinimi ve mekanik ventilasyon ihtiyacı da diyabetli olmayanlara kıyasla belirgin olarak daha yüksek tespit edilmiştir. Yine birçok çalışmada diyabetli bireylerin iyi tedavi edildikleri takdirde Covid-19 kaynaklı ciddi seyir ve ölüm olasılığının belirgin olarak azaldığını göstermiştir. Bu dönemde diyabeti olan kişilerin mevcut tedavilerini sürdürmeleri, şeker ölçümlerini sıklaştırmaları, yeterli su tüketimine dikkat etmeleri, diyet ve egzersiz önerilerine sıkı sıkıya uymaları, hekimleriyle irtibatlarını kesmemeleri büyük önem arz etmektedir.”
Son olarak aşılanmaya dikkat çekerek tüm vatandaşların aşılarını tamamlamalarını, özellikle diyabet hastalarının aşılamayı ihmal etmemelerini vurgulayan Emral; “Elbette ki aşılanma da diyabetli bireylerin korunması açısından elzemdir. Bu nedenle bir kez daha diyabetli bireyleri Covid-19’a karşı aşılanmamışlarsa; aşı olmaya, eksik aşılanmışlarsa tam aşılı hale gelmeye, tam aşılı olanları da önerilen sürelerde rapel dediğimiz hatırlatma dozunda aşıları yaptırmaya davet ediyoruz. Unutulmamalıdır ki Covid-19’a yönelik elimizdeki en etkin silahımız halen aşıdır ve toplumsal rahatlama açısından da aşı olmazsa olmazımızdır.” şeklinde konuşmasını tamamladı.

- Reklam -