İşsizlik, bütçe açığı ve enflasyon yüksek, büyüme düşük…2019 yılını % 12 civarında bir enflasyon, % 14 civarında bir işsizlik ve %’de 1’in çok az altında bir büyüme ile kapatacağımız, Merkez Bankasının 40,7 milyar TL tutarındaki yedek akçesinin Hazineye aktarılmasına ve yine 2019 yılına özel olarak elde edilen 23,5 milyar TL meblağındaki bedelli askerlik, imar barışı gibi tek seferlik gelirlere rağmen 120 / 130 milyar Türk Lirası civarında da bir bütçe açığı vereceğimiz artık görünüyor.

GSMH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 3. çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre; tarım sektörü toplam katma değeri %3,8, sanayi sektörü %1,6 arttı, inşaat sektörü %7,8 azaldı. Hizmetler sektörünün katma değeri %0,6, mal ve hizmet ihracatı, %5,1 ithalatı ise %7,6 arttı.

Devletin nihai tüketim harcamaları %7 artarken gayrisafi sabit sermaye oluşumu %12,6 azaldı.

Üçüncü çeyrek için açıklanan % 0,9 büyüme oranının alt kalemlerine baktığımızda yatırım harcamaları kaleminde tam tersi bir oran görülüyor, bu kimsenin yeni yatırım yapmadığını sadece var olan yatırımlardaki atıl kapasitenin kullanılarak sınai üretimin arttırıldığını göstermektedir.

2019 yılı 4. çeyrek büyüme rakamının daha iyi geleceğini hem ekonomi yönetimi ve hem de ekonomistler tahmin ediyor zaten bu yüzden de 2019 yılının bir küçülme ile değil az da olsa bir büyüme ile tamamlanacağı ifade ediliyor.

Peki bu gelişmeler ekonomik krizde artık dip göründü ve hatta dipten dönüş başladı olarak yorumlanabilir mi?

Bana göre elbette hayır Türk ekonomisi kendi milletinin ihtiyacını karşılayabilen ve dahası küresel ölçekte de talep gören mal ve hizmetler üretememektedir, bu durum ciddi bir dış ticaret açığına sebep olmakta, sonuçta dış borç ve yabancı sermayeye bağımlı bir tüketim ekonomisini doğurmaktadır işte bu durum Türk ekonomisinin kronik krizidir.

Türk ekonomisi orta ve uzun vadede pozitif sonuç verecek çok ciddi yapısal reformlar yapılmadığı müddetçe bu kronik kriz durumundan kurtulamaz.

Olay aynı bir tansiyon hastalığına benzemektedir, nasıl rejim ve ilaç ile tansiyonu düzenler ve ilaçtan yoksun kaldığınızda ya da rejimi aksattığınızda tansiyonunuzda sıçramalar olursa Türk ekonomisi de yeterli dövizi borç ya da yatırım yolu ile bulamadığında kur sıçramalarına sahne olmaktadır. Rejimin bozulduğu dönemlerde nasıl ilaç yetersiz kalır tansiyon yükselirse, siyasi ve sair gerekçeler ile de mali disiplin bozulduğunda Türk ekonomisinin döviz talebi karşılanamamakta ve kur sıçramaktadır.

İnsan için tansiyon maalesef tedavi edilemeyen kronik bir hastalıktır, lakin Türk ekonomisinin bu üretim noksanlığı yapısal reformlar ile tedavi edilebilir.

Eğer Türk ekonomisini küresel ekonomide rekabet edebilecek, icat, tasarım ve üretim yapabilme yeteneğine kavuşturacak yapısal reformlar yapılabilirse bu hastalık tedavi edilebilecek bu kronik krizden çıkılabilecektir.

Bunu yapabilmenin kestirme bir yolu da yok, önce bilim ve sanat eğitimine önem verip yatırım yapacaksınız çünkü her sınai mal teknoloji ve tasarım özelliğine göre talep görür, teknolojiyi bilim ve tasarımı da sanat eğitimi ile yaratabilirsiniz. Bu yüzden bol miktarda fen ve güzel sanatlar liseleri açacak, buraları mükemmel bir şekilde donatacaksınız. En çalışkan, en yetenekli ve en zeki öğrencileri seçip, sıkıntı çekmeden okuyacakları miktarda burslar vererek bu liselere yerleştirecek, okumalarını sağlayacaksınız.

Buralardan yetişen çocukları devlet bursu ile yurt içi ya da yurt dışındaki en nitelikli okullara gönderip eğitimlerini geliştireceksiniz.

Ayrıca ülkede bir güven, barış, demokrasi, hukuk ortamı ve nitelikli insanların yaşama ve üretmesine uygun bir toplumsal iklim oluşturacaksınız.

Yeter mi yetmez, rantı değil üretimi teşvik eden bir ekonomik sistem de kuracaksınız bu durumda yavaş yavaş bu kronik kriz hali sona erecektir.

Facebook Yorumları

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz