Covid 19 virüsü yaşadığımız günde ne yapılması üzerine hayatın bir çok alanına ilişkin düşünmemize neden olmaktadır. Dünün düşünme şekli bugünün yaşam ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

Bunu ülkeler düzeyinde düşünürsek daha anlamlı hale geliyor. Covid 19 virüsü çıktıktan sonra neler yaşandı ve buna karşı ülkelerin nasıl bir tavır aldıkları, kurmuş oldukları üretim ve yönetim sisteminin karakterini ortaya koymaktadır.


Çin’de başlayan ve kısa sürede yayılan virüs bütün ülkelere yayıldı. Bu yayılmanın diğer virüslerin yayılma oranlarından en temel farklılığı son yıllardaki iletişim ve ulaşımdaki gelişmeden kaynaklanmaktadır denilebilir. Ulaşımdaki gelişme, insanların yer değiştirmelerini kolaylaştırmış, virüsün bulaşma seyrini de diğer virüslerden ayırarak hızlandırmıştır.


Çin’de virüs ortaya çıkıp, bilindik virüslerden farklı olduğu ve bulaşıcılığı önlenmez hızla yayıldığı anlaşıldıktan sonra çeşitli önlemler alınmıştır. Bu önlemeler insan haklarını sınırlayıcı bazende zorlayıcı haller olmuştur. Ancak karantina denilen yöntem, sonuçta insanın en temel hakkı olan seyahat etme hakkını ortadan kaldırmaktadır. Ancak bu kısa süreli olması, insanın yaşam hakkını koruma amaçlı olması nedeniyle, olağanüstü dönemlerde katlanılabilir bir özgürlük kısıtlaması olarak kabullenilebilir.


Çin bu uygulamalarla eleştirilse de virüsün çıktığı Wuhan’ da durdurulup, bütün ülkede yayılmasını önleyerek nüfusuna ve büyüklüğüne göre az sayılabilecek bir kayıpla virüsün yayılmasını durdurabildi. Bu, Güney Kore, Singapur gibi geçmişte buna benzer virüs salgınlarını yaşamış ve bundan ders çıkararak hazırlıklı olan ülkelerde de kısa sürede kontrol altına alınmıştır.
Kendilerini gelişmiş ( kapitalist) ülkeler sınıfında görenler bu virüsü başlangıçta küçümsemiş sürü bağışıklığıyla ( ABD, İngiltere vb.) doğal seleksiyon seyrine bırakarak savuşturabileceklerini düşünmüş ama geçen zaman bu öngörünün yanlış olduğunu ortaya çıkarmıştır.


Bu sadece bir virüs meselesi ve kavrayışı olarak düşünülüp geçiştirilebilecek bir anlayış değildir. Bu anlayışın ekonomik ve siyasal bir geçmişi ve savunucusu olan egemen kesimler bulunmaktadır.
Savunucular ekonomide serbestlik, siyasal düşüncede liberalizm yönetim biçimini benimsemektedirler. İleri kapitalist ülkelerde devletin hiçbir şeye müdahale ederek değil de piyasa koşullarında, piyasanın kendiliğinden düzenleyici kurallarına(serbest piyasaya) bırakarak görünmeyen el yasasıyla piyasanın kendi kendini düzenleyeceğini savunmaktadırlar.
Ekonomiyi piyasalara bırakan ve sadece güvenliği devlete havale eden anlayış, toplumun yaratığı bütün değerlere el koydu. Her şey özel işletmelerin ve tekellerin eline geçti. Devlet, sosyal alanlardan çekildi. Özelleştirme kutsandı. Bu, geri kalmış ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde daha da yıkıcı bir hal aldı.

Piyasanın her şeyi düzenleme anlayışı, toplumsal kesimlerde yeni moda deyimle sosyal mesafeler ( sosyal mesafe sınıfsal bir kavram olmasına rağmen son zamanlarda fiziki bir mesafe yerine kullanılır oldu) yaratı. Toplumda yaşayan kesimlerde zengin ve yoksullar arasında inanılmaz sınıf farkları oluştu. Zenginlikler sürekli arttı. Yoksul kesimler toplumun yarattığı ekonomik değerlerden ve sosyal ihtiyaçlardan yeterli desteği alamadılar.


Hal böyle olunca da piyasa kendini kendini düzenleyemez, fırsat eşitliğini ortadan kaldırır oldu. Bu durum kapitalizmin başat ülkelerinden bir olan Amerika Birleşik Devletlerinde son zamanlarda çok daha fazla görünür hal bir aldı.
İlaç sanayisinin dev gibi geliştiği, ancak kamusal ihtiyaçları karşılamak ve yoksullaştırılan toplumsal kesimlerin yararlanmasını sağlayacak bir sağlık sistemi yaratmak yerine, parası olan yararlanır uygulamasını geliştirmeyi tercih etti. Bütün sağlık sistemi çalışamaz hale geldiği, hatta çöktüğü söylenmekte.


Ekonominin durması yerine insanların ölmesini tercih etti. İnsan hayatının artık bir kıymetinin olamadığı, paranın ise her şey olduğu adeta bir fetiş haline gelen piyasa ekonomisini tercih etti. Askeri harcamaları ve dünyanın dört bir yanında, savaş politikalarını uygulamayı daha karlı buldu. Kendi sermaye çevreleri için güvenli ortamların gelişmesine katkıda bulundu.
Birgün gazetesinden Ömür Şahin Keyif ‘in köşe yazısından öğrendiğimize göre da görüyoruz ki son zamanlarda en etkin

olarak virüsün yayıldığı New York ta maske ve solunum cihazları yetersiz. Şirketler bunların temini için inanılmaz fahiş fiyatlar istemekte. Zenginlerin bu aletleri stoklamaları nedeniyle sağlık çalışanları ve vatandaşların risk altında olduğu belirtilmektedir. “Salgın, ABD’de eşitsizliğin ne kadar derin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Binlerce lüks otelin bulunduğu Las Vegas’ta, barınağı boşaltmak zorunda kalan evsizlerin otoparkta yattığı fotoğraflar yayınlanırken, sigortasız olması nedeniyle hastaneye kabul edilmeyen 17 yaşındaki gencin ölümüne dair haberler tepki topladığı” söylenmektedir.


Şirketlerin insafına bırakılmış ve tamamen kar amaçlı sağlık politikaları ( başta sağlık uygulayıcılarını Doktor, Hemşire vb. tehdit etmekte) ile savaş sanayisine yapılan yatırımlar halkın bir bütün olarak varlığını koruyamamaktadır. ABD ‘de işyerleri kendini ne kadar güvensiz hissediyorlar ise işletmelerinin kapılarını plaklarla çivileyerek kapatmaktadırlar.


Her kesin kafasında dolaşan deli sorular birikmektedir. Bütün dünyada sadece güvenlikçi ve piyasa ekonomisi koşullarıyla sürdürülen sistemler, bireyin ve halkın bütünsel varlığını, sağlığını, insan olmaktan kaynaklanan bütüncül ihtiyaçlarını karşılayabilir mi?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz