Son zamanlarda meydana gelen orta ölçekli depremlerle Türkiye’nin bir deprem fırtınasının etkisi altında olduğunu ifade eden Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan “Türkiye konumu itibariyle deprem bölgesinde yer almakta. Ancak ülke olarak depreme hazır değiliz” dedi.

Ülkemizde son zamanlarda orta ölçekli depremler meydana gelmekte. Arka arkaya meydana gelen orta ölçekli bu depremlerin nedenini açıklayan Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan “Meydana gelen depremler daha büyük bir depremin habercisi mi?, olası bir büyük İstanbul depremi, Ankara’da deprem riski ve depreme ülke olarak ne kadar hazırız?” sorularına cevap verdi. Alan’ın açıklamaları şu şekilde:

Ülkemizde son dönemlerde meydana gelen depremlerin sebebi nedir?

Alan: Herkesin bildiği üzere ülkemiz bir deprem ülkesi. Ülkemizin de içinde yer aldığı Alp-Himalaya kuşağı bir deprem kuşağı. Alp-Himalaya kuşağı batıda İspanya’dan başlayarak doğuda Himalayalara kadar devam eden bir kuşak. Afrika kıtasının Avrupa ve Asya kıtasının altına dalmasından kaynaklı meydana gelen, 180 milyon yıldır da devam eden bu sürecin meydana getirdiği sıkışma ve bunun etkisi ile meydana gelen açılmalardan kaynaklı bir sistem çalışıyor. Bahsettiğimiz alan tektonik bir kuşak. Bu tektonik kuşağın meydana getirdiği depremler ülkemiz için söz konusu.

Ülkemize bu açıdan bakıldığında Alp-Himalaya kuşağının en aktif bölgelerinden birinin üzerinde yer aldığını görmekteyiz. Bilindiği üzere ülke olarak 5.5 ve 6 üzeri deprem üretme potansiyeline ve sahip 500’ün üzerinde fay ve fay zonuna sahibiz. Bu faylar hareket ettikçe depremler meydana geliyor. Son zamanlarda meydana gelen depremler de sıkışma, gerilme veya açılma tektoniğinin bir sonucu olduğunu ifade etmeliyim. Daha önce de ifade ettiğim gibi çok sayıda deprem üretme potansiyeline sahip fayımız bulunmakta. Bu faylar yırtıldıkça ülkemizde depremler meydana geliyor.

Meydana gelen depremler daha büyük bir depremin habercisi mi?

Alan: Son dönemlerde ülkemizde meydana gelen depremler tabi ki de daha büyük bir depremin habercisi olabilir. Oda olarak yaptığımız açıklamalarda da bu konuya değinmiştik. Son bir yıldır özellikle de son altı aydır çok sayıda 5 ve üstü deprem yaşamaya başladık. Bizim gibi ülkeler deprem açısından zaman zaman çok hareketli olabiliyor. Deprem fırtınası dediğimiz fırtınaya ülke olarak yakalanabiliriz. Geçmişte de bunlar yaşandı. En yakın tarih olarak 1939-45 yılları arasını söyleyebiliriz. Bu süreçte Türkiye’de dördün üzerinde 7 ve üzeri deprem meydana gelmiştir. 1939 Erzincan depremi, 1942 Niksar depremi, 1942 Tosya Ladik depremi ve 1944 Bolu Gerede depremi meydana gelen bu depremlerdir. O döneme ait 7’nin altında oluşan depremlerinde çok sayıda olduğunu belirtmeliyim.

Bilindiği üzere Elazığ’da 6.8 şiddetinde bir deprem meydana geldi, 5.9 şiddetinde Van depremi oldu yine geçtiğimiz günlerde Bingöl Karlıova’da deprem meydana geldi, son olarak da Muğla Marmaris açıklarında bir deprem meydana geldi. Türkiye son zamanlarda orta büyüklükteki depremlerle sarsılıyor. Bu depremler bize orta şiddetli depremlerin oluşturduğu bir deprem fırtınasına ülkemizin yakalandığını gösteriyor. Umuyorum olmaz ama ülke olarak 7 ve üzeri bir depremi heran beklememiz gerekiyor.

Olası bir büyük İstanbul depremi hakkında ki düşünceleriniz nedir?

Alan: Yapılan bütün bilimsel çalışmalar ve araştırmalar bize gösteriyor ki Kuzey Anadolu Fayı üzerinde yıllar içinde bizlere depremlerin yaşandığını göstermiştir. Uzun zamandır Marmara Bölgesi, Erzincan ve Karlıova arasındaki bölümün kırılmadığını biliyoruz. Bu zonlarda muhtemelen bir kırılma meydana gelecek. Fayların büyüklüğü de dikkate alındığında, geçmişte ürettikleri büyük depremlere de baktığımız da 7 ve üzeri deprem üretme potansiyeli bu bölgelerde var. Bu iki noktanın tehlikeli olduğunu belirtmeliyim.

Olası büyük bir İstanbul depremini ülke olarak konuşuyoruz. İstanbul bizim için neden bu kadar önemli sorusunu öncelikle sormamız gerekmektedir. İstanbul 16 milyon nüfusu ile Türkiye’nin en büyük dünyanında sayılı mega kentlerinden bir tanesi. Marmara çevresine bakıldığında İstanbul’a yakın olan Kocaeli, Yalova, Sakarya, Tekirdağ, Edirne’yi de eklersek 30 milyona yakın insanımızın bu bölgede yaşadığını görmekteyiz. Türkiye’nin 83 milyon nüfusa sahip olduğunu düşünürsek Türkiye nüfusunun neredeyse %40’ının bu alanda yaşadığını görüyoruz. Yapı kalitemizi, zemin özelliklerimizi biliyoruz. Yapı kalitemiz arzu ettiğimiz noktada değil. Bu açıdan baktığımızda bölge çöküntü havzası olarak değerlendirebileceğimiz çok riskli bir alan. Vatandaşın korkması çok normal. Yöneticilerimizinde korkması gerektiğini ve tedbir alması gerektiğini düşünüyoruz.

Ankara’da deprem riski var mı?

Ankara’da da bilindiği üzere zaman zaman depremler meydana gelmekte ancak Ankara için deprem riski çok geçerli değil. Ankara’nın özellikle kuzey ilçeleri ve yerleşim birimleri Kuzey Anadolu Fay’ına yakın olduğu için sıkıntı yaşayabilir. Bunun dışında Ankara’nın en büyük avantajı yakınında büyük bir fayın olmaması diyebiliriz. Olan faylarında ürettikleri deprem büyüklükleri küçük ölçekte. Ankara’nın İstanbul’a göre avantajlı olduğunu söyleyebiliriz.

Depreme ülke olarak ne kadar hazırız?

Tek kelime ile bunu söyleyecek olursak depreme ülke olarak hazır değiliz. Türkiye’de 5.5 ya da 6 büyüklüğünde deprem üretme potansiyeline sahip 500’ün üzerinde fay, fay hattı ya da fay zonundan bulunmakta. Bu fay hatları birçok yerleşim birimimizin içerisinden geçiyor. Bolu, Sakarya, Kocaeli, Bursa, Balıkesir, Muğla, Erzurum, Hakkari, Hatay, Kahramanmaraş gibi kentlerimiz doğrudan fay zonları üzerinde bulunmakta. 18 kentimiz, 80’i aşkın ilçemiz ve 502 köyümüzün içinden doğrudan fay geçiyor. Bizim yaptığımız tespitlere göre bu fay hatları üzerinde 100 binin üzerinde bina söz konusu. Kolay bir hesap yapacak olursak her bina da dört tane daire olsa her dairede de 2 kişi yaşasa dahi 600 bin civarında vatandaşımız doğrudan fayın üzerinde yaşıyor. Oda olarak kentsel yenilenmenin, kentsel dönüşümün öncelikle bu bölgelerde yapılması gerektiğini ifade ettik. Bu bölgelerde yapı yapılmasını yasaklayalım. Ülke olarak bizim yasal bir düzenlememiz bulunmuyor. ABD bu konu hakkında yasayı 1973 yılında çıkartmış. Avrupa ülkeleri deprem ülkesi olmamasına rağmen kendi yapı standartları içerisine bu yasayı 1998 yılında koymuşlar. 2020 yılına gelmemize rağmen ülkemizde olmayan fay yasasının çıkarılması gerektiğini söylüyoruz. “Fay zonları üzerine yapı yapılmaz” cümlesi kurularak fay yasası çıkarılmalı.

Türkiye’de zemin ve temel etütleri denetlenmiyor. Ülke olarak en büyük eksikliklerimizden birisidir. Bilindiği üzere yapı denetim firmaları bulunmakta. Vatandaş bir ev sahibi olmak istese ya da ev yapmak istese devlet diyorki git bir yapı denetim firmasından hizmet satın al. Bu şu anlama geliyor etüt ve projelerini denetlet. Bir yapı denetim firması geliyor firmanın parasını vatandaş peşin veriyor ama firma gelip sizin etütlerinizi denetlemiyor. Vatandaştan parasını aldığı şeyin hizmet karşılığını vermiyor. Türkiye’de depremlerde yıkılan binaların çoğu zeminden kaynaklı sorunlardan meydana geliyor. Biz denetim mekanizmasının doğru bir şekilde işletilmesini istiyoruz. Ülke olarak bizim izleme, denetleme, kontrol mekanizmasında çok büyük eksiklerimiz bulunmakta. Örneğin Elazığ’da deprem oldu 50’ye yakın vatandaşımız yaşamını yitirdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Elazığ ve Malatya çevresinde 18 bin 500 civarında ağır hasarlı konut olduğu konusunda açıklama yaptı. Bu konutları yapan bir inşaat mühendisi, projesini hazırlayan mimarı, tesisatçısı var. Bunlar ruhsat almak için belediyeden onay almış. Vatandaşta devlete güvenerek ev satın almış. Deprem meydana geldi ve bu binalara ağır hasar aldı. Bu ağır hasarlı konutlar ile ilgili olarak hiçbir inceleme bulunmuyor. Bu konutların neden hasar gördüğü, neden yıkıldığı, bunun sorumlusu kim birinin ortaya çıkması gerekiyor. Herhangi bir sorumlu ya da inceleme yok. Hesap vermeyen bir sistem düşünülemez. Sonuç olarak medyada görüyoruz ki deprem bölgelerinde TOKİ aracılığıyla konut yapımına başlanmış. Yapılan bu konutlar depremde evi zarar gören vatandaşa ücretsiz bir şekilde verilmiyor. Vatandaş gidecek parasıyla yeni konut satın alacak. Bu durumda vatandaşın maddi zararını kim karşılayacak? Hiç kimse karşılamayacak. Sorumlu kim? sorumlu da yok. Türkiye depreme kesinlikle hazır değil. Ülke olarak temel sorunlarımızı çözebilmiş değiliz. Fay yasasını çıkarmadan, zemin etütlerinin yapı denetim firmaları tarafından düzgün şekilde gerçekleştirmeden, kamu ve belediye bu işin sorumluluğunu almadığı sürece bizim ülke olarak depremlerle mücadele etmemiz mümkün değil.

Vatandaşımız deprem hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığı için her deprem sonrasında korkuyor. Korkularında haklılar çünkü binası hakkında oturduğu ev hakkında hiçbir bilgiye sahip değil. Vatandaşın evi hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Vatandaş evi hakkında bilgi sahibi olursa korkmasına da gerek kalmayacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz