Demokrasiye Acı Darbe: 12 EYLÜL

114

Acıların dilsiz tanığı Ulucanlar Cezaevi bugün müze olarak kullanılıyor. 12 Eylül darbesi ülkenin geleceği olan gençlere unutulmaz zararlar verdi. Birçok acının yaşandığı Ulucanlar Cezaevi belki de hiç bir şey unutulmasın diye müzeye çevrildi.

27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1970 muhtırası 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve 28 Şubat post modern darbesi Türkiye Cumhuriyeti yönetimine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin doğrudan müdahalesidir.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in emir komuta zinciri içerisinde yer alan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun 12 Eylül Darbesinin mimarları oldular.

foto: Orhan Uğuroğlu

12 Eylül ya da 80 ihtilali olarak bilinen darbe Türkiye için kara bir gün olarak tarihte yerini aldı. Etkileri halen 80 Anayasasının değiştiremeyen hükümleri ile devam eden darbenin nedeni olarak o yıllarda yaşanan siyasi iktidarsızlık, ekonomik sebepler ve sağ-sol çatışmaları ile oluşan kaos ortamı gösterildi.

Darbenin üzerinden tam 38 yıl geçmesine rağmen halen etkileri süren darbede çok sayıda insan yaşamını yitirdi, tutuklandı ve kayboldu. Ülkemiz için kara bir gün olarak tarihe geçen 12 Eylül darbesinde 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkartıldı.Birçok aydın yurt dışına çıkmak zorunda kaldı.

Bütün yurtta sıkıyönetimin ilan edildi,  ordu yönetime el koydu. Hükümet ve Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi, siyasi partilerin faaliyetleri durduruldu. Parlamenterlerin dokunulmazlıkları kaldırıldı.

Darbe sürecinde suçlu suçsuz birçok insanın acılarına tanıklık eden Ulucanlar Cezaevi darbenin sembollerinden biri haline gelmiştir. Yıllar sonra belki de hiçbir şey unutulmasın diye müzeye çevrilen cezaevi şuanda ziyaretçilerine müze gezintisinden çok siyasi tarih dersi veriyor. O dönemde cezaevinde yaşananların bir kısmı şu şekilde;  

Açık kaldığı 81 yıl boyunca 18 infaz gerçekleştirildi

1925’ten önce kimi bölümleri at yetiştirmek için; kimi bölümleri silah deposu olarak kullanıldı. 1925 yılında üstüne cezaevi inşa edildi. Taş taş üstüne konarak inşa edildiyse de orada kalanların başına gelenler, taşların değil; binaların değil; adına hapishane denilen yapının değil insanın insana yaptığıydı. Açık kaldığı 81 yıl boyunca 18 infaz gerçekleştirildi Ulucanlar Cezaevi’nde, Fethi Gürcan, Talat Aydemir, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu, Erdal Eren, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan bunlardan bazıları.

Düşündükleri farklı olsa da, kader onları Ulucanlar’da buluşturdu

Ulucanlar Cezaevi o yıllarda darbeye bahane gösterilen sağ- sol olaylarının bilinmiş aktörlerinden olan Erdal Eren,  Mustafa Pehlivanoğlu gibi birçok isimin yattığı ve darbe mahkemeleri tarafından alelacele yargılanıp infaz edildiği yer oldu. Düşünceleri ne kadar farklı olsa da kaderleri aynı oldu. Yapılan askeri darbe ile hapis yatan ve idam edilen birçok gençten önde gelen iki isim Erdal Eren,  Mustafa Pehlivanoğlu yapılan yargılamadan itirazlara rağmen idam edilerek Türkiye’nin siyasi tarihine kara leke olarak geçti.

Hep 17 yaşında kalan son bakış

Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencisi Sinan Suner, 30 Ocak 1980 tarihinde Milliyetçi Hareket Partili Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezende mir tarafından vurularak öldürüldü. Erdal Eren, Sunter’in öldürülmesini protesto etmek için  2 Şubat 1980 günü düzenlenen gösteride gözaltına alınan 24 kişinin arasındaydı. Gösteri sırasında çıkan çatışmada Er Zekeriya Örge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Erdal Eren, darbe mahkemesi tarafından yargılanarak suçu sabit bulundu.

Nüfustaki doğum kaydı 25 Eylül 1961 olan Erdal Eren’in, ailesinin nüfusa büyük yazdırdığı yönündeki ifadesi üzerine fizyolojik olarak 18 yaşından küçük olduğu ve gerçek yaşının tespiti için kemik grafilerinin çekilerek tıbbi tespit yapılması istendi. Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, “doğum tarihinde bir ihtilaf olmadığı” gerekçesiyle bu talebi kabul etmedi ve cezayı onayladı.

Erdal Eren, idam edilmeden 16 saat önce kendisini ziyaret eden gazeteciler  Savaş Ay ve Emin Çölaşan’a, “avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini. Yaşının 18’den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini.Vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını, kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını” söyledi.

19 Mart 1980 tarihinde idama mahkûm edildi. 12 Eylül Darbesinden sonra Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde infaz edildi.

 12 Eylül Darbesi’nden sonra idam edilen ilk Ülkücü

Mustafa Pehlivanoğlu 12 Eylül Darbesi’nden sonra idam edilen ilk Ülkücü oldu. Balgat  katliamında kahvehane baskınında 5 kişinin ölmesiyle sonuçlanan olayda suçlu olduğu iddia edilmiştir. Lakin baskında kullanılan silahların başka bir örgütün evinde bulunmasına rağmen Pehlivanoğlu’nun “İfademi işkence yoluyla verdim.” demesine rağmen sıkıyönetim hâkiminin kararı değişmemiştir.

Pehlivanoğlu, 12 Eylül 1980 askerî darbesinden önce yapılan yargılama sonunda idam cezasına çarptırılmıştı. Yatmakta olduğu ve çok sıkı korunan Mamak Askerî Cezaevi’nden kaçtı, ancak 18 Ağustos 1980’de Kütahya’da yakalandı. 7 Ekim 1980’de, sol görüşlü Necdet Adalı’dan birkaç saat sonra 22 yaşındayken Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde idam hükmü infaz edildi.

Pehlivanoğlu, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na gömüldü. Mustafa Pehlivanoğlu mahkemesi boyunca poliste ifadesinin polisler tarafından işkence zoruyla alındığını ve kendisinin masum olduğunu iddia etti.

İdam kararını veren Sıkıyönetim Mahkemesi Hâkimi Ali Fahir Kayacan daha sonra anlattığı anılarında, Mustafa Pehlivanoğlu’nun asılan solcu Necdet Adalı’ya denge olsun diye idam edildiğini belirtti.Ailesi idamı ancak infazdan 3 gün sonra çocuklarını ziyarete geldiklerinde öğrenebildi.

Pehlivanoğlu’nun, 2010 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından idamından önce, tutuklu bulunduğu Ulucanlar Cezaevi’nden annesine yazdığı mektup AK Parti meclis grup toplantısında okunmuştu.

Yok, saymak için değil ders almak için müzeye çevrildi

Açık kaldığı 81 yıl boyunca adı infazlarla, işkenceyle, acıyla anılan Ulucanlar Cezaevi, tüm bu gerçekleri ile bugün bambaşka bir görev üstleniyor. Ulucanlar Cezaevi, Yok saymak için değil, ders çıkarmak için, unutturmak için değil tekrar umut edebilmek için ziyaretçilerine kapılarını açtı.

Ulucanlar Cezaevi üstlendiği yeni misyon ile birlikte özgünlüğünü de ziyaretçilerine fazlası ile hissettiriyor. Hangi köşesine giderseniz gidin, Ulucanlar Cezaevinde ziyaretçileri farklı bir anı, farklı bir hikâye, 81 yıllık bir tarih karşılıyor. Bütün yaşanmışlıkları ile birlikte şimdi bambaşka bir yüzle ziyaretçilerini ağırlayan Ulucanlar Cezaevi, bizleri Türkiye’nin yakın tarihi ile birlikte kendi içsel yolculuğumuza da çıkarıyor.

Kapalı cezaevinde kalan mahkûmların 2006 yılında başka bir cezaevine aktarılmasının ardından, bu alanın ne şekilde kullanılacağı konusunda pek çok tartışma yaşandı. Tüm alanın ve buradaki yapıların bazılarının Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından ‘korunması gereken yapı’ olarak tescil edilmesinin ardından tartışmalar da son buldu. Bu kararla birlikte cezaevinin yıkılarak, alanın başka bir amaç için kullanılması ihtimali de ortadan kalktı.

Bu kararın ardından, daha önce de pek çok kez talip olduğu cezaevinin restore edilerek müze ve kültür sanat merkezine dönüştürülmesi projesi Altındağ Belediyesi’ne verildi. Altındağ Belediyesi, 2009 yılında başlattığı yenileme çalışmalarını 2010 yılında tamamladı.Restorasyonun her aşamasında mümkün olduğu ölçüde aslına sadık kalınarak yapıldı. Ulucanlar’ın 16 bin metrekarelik kapalı cezaevi kısmı 2011 Haziran ayında hizmete girdi. Müzede, mahkûmların balmumu heykellerinden, günlük hayatta kullandığı eşyalara kadar tüm ayrıntılar aslına uygun şekilde sergileniyor. Burada kalmış olan tanınmış mahkûmlar ise fotoğraf, belge ve eşyaları ile müzede yer alıyor.