Demir:”Türkler Anadolu’daydı”

0
20

Bilimsel çalışmalar ile daha somut verilerin ortaya çıkacağını ve Türklerin bilinen tarihten daha önce de Anadolu’yu yurt edindiklerini ifade eden Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü, Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Necati Demir gazetemize konuştu.

Özgür ALTIN/ANKARA

Bulunan kaya resimleri ve diğer deliller ışığında Türklerin bilinenden daha önce de Anadolu’da yaşadığını aktaran Prof. Dr. Necati Demir Türklerin hep Anadolu’da olduğunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de bu konularda araştırmalar yaptırttığını vurguladı. Türklerin ve Türkçenin çok geniş bir coğrafyaya ulaştığını aktardı.

‘TÜRKLER ANADOLU’DAYDI’

Bilimin araştırmalar ve çalışmalar ile daha iyi sonuçlar vereceğini ifade eden Demir, Türklerin Anadolu’da hep olduğuna vurgu yaptı; “ Alışılmış bir bilgi olarak bildiğimiz 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Türkler Türkiye’ye geldi olarak bilinmektedir. Ondan önce de Türkler Anadolu’ya geldiler mi, gelip yerleştiler mi? Elbette…1071’de gelenler Müslüman Oğuz Türkleri idi. Evet onlar Türk’tü ve bizim atalarımızdı. Ancak ondan çok önceleri de Türkler Anadolu’da idi.”

Türk tarihini ve Türkçe’nin gelişimi hakkında bilgi veren Demir sözlerine şöyle devam etti; “ Türk tarihinin ve Türkçenin Türkiye’deki gelişmesi anlatılırken Selçuklu Dönemi, Beylikler Dönemi, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti Dönemi başlıklarına ağırlık verilirken Selçuklu öncesinde Türkiye’de Türklerin bulunduğu ve bu Türklerin Türkçe konuştuğu ile ilgili konuların üzerinde pek durulmaz. Hâlbuki Türk milletinin büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk 31.1.1923’te İzmir’de Eski Gümrük binasında halka yaptığı konuşmada: ‘İzmir kırk asırlık bir ecdat yurdudur.’ derken aslında muazzam bir gerçeği Türk milletine duyurmuştur. Sözünü uygulamaya da dökmüş,  1937’de yapılan İkinci Tarih Kongresi’nde, Dolmabahçe Sarayı’nın sergi salonunda, devrinde bu konudaki bilgi birikimi son derece az olmasına rağmen, Türklerin Türkiye’deki varlığını M.Ö. 2000 yıllarına götüren belge ve resimleri sergiletmiştir. Bununla da kalmayarak, Türk dilinin ve tarihinin doğru bir biçimde kaleme alınabilmesi için 1924’te İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü’nü, 1931’de Türk Tarih Kurumu’nu, 1932’de Türk Dil Kurumu’nu, 1935’te Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni kurmuştur. Devlet adamlığı ifadesi, tam manasıyla kendisinde karşılığını bulacak bir biçimde dil ve tarih konularında gerekeni yapmıştır.”

Selçuklu öncesi Türkler ve Anadolu konusunda delillerin oldukça az olduğuna vurgu yapan Demir şunları kaydetti; “ Türkiye’de Selçuklu öncesi Türk tarihi konusunda çalışan bilim adamlarına gayri ciddî olarak bakılması gelenek olarak yerleşmiştir. Bunun birkaç sebebi vardır: Birincisi, Batılı tarihçiler Türklerin 1071’de Türkiye’ye geldiği yanlış bilgisini gelenekleştirmişlerdir. İkincisi, Türkiye’deki Selçuklu öncesi Türk varlığı konusundaki deliller, günümüze çok uzak zaman içerisinde yer aldığı için, oldukça azdır. Türklerin 1071’de Türkiye’ye geldiği yanlış bilgisini zorunlu olarak Türk bilim adamları da kabullenmişlerdir. Böylece ileride Türkiye’nin geleceğine yön verecek bütün gençlerimiz ders kitaplarında bu eksik bilgileri öğrenip durmaktadır. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, ‘Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’ sözünü, bu büyük yanlışı fark ettiği için söylemiştir. Türklerin Çinliler gibi tarihî bir arşivi olmamıştır. Ancak yine de Sümerlerden beri, hatta Göbeklitepe ile Anadolu’da Türklerin varlığı tabaka tabaka takip edilebilmektedir. Bu konuda elbette ki kaynaklar tam değildir. Hatta çok yetersizdir. Elde bulunan bilgi, delil ve çeşitli unsurlar bir araya getirildiğinde ortaya bütün hatları belirgin resimler çıkmaktadır.”

Bilinenin aksine Türklerin daha eskiden de Anadolu’da yaşadığını ifade eden Demir, Türklerin ana yurdunun Anadolu olduğunu vurguladı. Demir: “ Her şeyden önce Türkiye’de Türklerin varlığı ile ilgili ilk bilgiler M.Ö. 3000 yıllarına kadar inmektedir.  Hattuşaş’ta bulunan M.Ö. 3000. yılın sonlarına, M.Ö. 2200’lere ait bir belgede Türkiye’de Türklerin bulunduğu , Kralları İlşu Nail’in Anadolu’ya girmek isteyen Akkadlar’la savaştığı kaydedilmiştir .  M.Ö. 2200’lerde Akkad İmparatoru Naram-Sin Anadolu’ya bir sefer düzenlemiştir. Bu sefer ve savaşlar, Şartamhari Metinleri adıyla bilinen yazılı raporda anlatılmaktadır . Metinde Akkad İmparatoru’nun Anadolu’daki Hatti  Kralı Pampa’nın önderliğindeki 17 şehir devletinin  oluşturduğu birliğe karşı savaşması anlatılmaktadır. Metnin 15. satırında Türki kralı İlşu-Nail’in de bu birlik içerisinde yer aldığı kayıtlıdır .   Bu bilinenleri ya da ezberimiz Göbeklitepe tamamen bozdu. Zira  Göbeklitepe’de bulunan izleri  Türk kültürünün başlangıcı sayabilmek mümkündür. Bu durumda Türklerin ata yurdu Anadolu’dur denilebilir.” dedi.

GÖBEKLİTEPE TÜRK İZLERİ TAŞIYOR OLABİLİR Mİ?

Göbeklitepe’nin en eski kültür noktası olduğunu vurgulayan Demir devam edecek çalışmalar ile Göbeklitepe ve Türk kültürü hakkında daha fazla delilin elde edilebileceğini vurguladı. Demir: “Göbeklitepe, Şanlıurfa il merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda, Örencik köyü yakınlarında yer alan dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğudur. Kuruluş olarak bilim adamları M.Ö. 10 bin yıllarını vermektedirler. Bu 12 bin yıl önce demektir. Göbeklitepe buluntuları tarih biliminin ve tarih bilimcilerin ezberini bozmuştur. Bununla birlikte kesin sözler söylemek şimdilik çok zordur. Zira mevcut çıkarılanların 12 kat daha büyüğü henüz açılmamıştır. Şu haldeki verilerden hareketle Göbeklitepe pek çok medeniyetin ve milletin tarihi dip noktası gibi görünmektedir. Pek çok akraba millet öyle görünüyor ki burada yaşadıktan sonra ayrılıp farklı coğrafyalara dağılmıştır. Bununla birlikte Türklerin kaya üzerlerine yazıp çizdiği petroğliflerin temeli Göbeklitepe denilebilir. Yani Göbeklitepe’ye Türk kültürünün şimdilik en eski noktasıdır denilebilir.” dedi.

‘TÜRKLER DÜNYANIN EN ESKİ MİLLETLERİNDEN’

Türklerin dünyanın en eski milletlerinden olduğunu ifade eden Demir, Türkler hakkında yapılan çalışmalara ve ilk kez Türk ifadesinin nasıl kullanıldığına değindi. Demir: “ Türkler, dünyanın en eski milletlerinden birisidir. Tarihte bildiğimiz anlamıyla Köktürk Devleti’nin adında gördüğümüz ‘Türk’ sözcüğü elbette ki bir anda ortaya çıkmış olamaz. Elbette ki bu sözcüğün tarihte bir yeri olmalıdır. Osmanlı Tarihi yazarı olarak bilinen J. V. Hammer, Herodotos’un doğu kavimleri arasında zikrettiği Targitaların Türk olduğunu ileri sürmüştür. Yine Avusturyalı bir bilim adamı olan Tomaschek, İskitler içerisinde yaşayan kavimlerden Tyrkae’in (Jyrkae) Türk olabileceğini iddia etmiştir. Türk sözcüğüne yakın söylenişler Çin kaynaklarında M.Ö. 3. yüzyılda geçmektedir. Çin yıllıklarında T’ieh-lê, T’u-cüeh, Ting-ling şeklinde değişik biçimlerle ifade edilmiştir. M.S. 1. yüzyılda Pomponius Mela ve 2. yüzyılda Plinius, Azak Denizi kıyısında yaşayan Turcae/Tyrcae isimli kavimden söz ederler. Bahsedilen Turcae/Tyrcae Çin kaynaklarında bahsedilen Tu-kyu’nun ataları olmalıdır. Erdmann biraz daha iddialı davranarak Thrak adının ‘Türk’ olduğunu belirtmiştir. V. de St. Martin ve J. Marquart eski Hint kaynaklarındaki Turukha veya Türüşka (ya da Turuşka) adını ‘Türk’ kabul etmiştir. Ön Asya çivi yazılı metinlerde ülke adı olarak görülen Tourki ile ve Asurca çivi yazılı vesikalardaki Turukku okunabilen kavim adı ile ‘Türk’ sözünün münasebeti düşünülmüştür. Çin yıllıklarında M.Ö. 2000’li yılların ortalarından itibaren görülen Tik kavminin adının, telaffuz bakımından ‘Türk’e yakınlığı sebebi ile, ‘Türk’ kelimesinin Çince’deki ilk şekli olduğu düşünülmüştür.” dedi.

Türklerin tarih sahnesindeki ilk delillerine değinen Demir sözlerine şöyle devam etti; “ Yazılı ve sözlü rivayetler ile arkeolojik buluntulardan anlaşıldığına göre Türkler, dünyanın en eski milletlerinden birisidir. M.Ö. 3500 yıllarında yazılan Sümerce metinlerde Türkçe sözcükler, hatta Türkçe isim tamlamalarının bulunması, Türklüğün tarih sahnesindeki ilk delilleridir. Tarih araştırmacısı Wolfram Eberhard, Çin kaynaklarında Türklerin M.Ö. 3000’in ortalarından itibaren görülmeye başlandığını kaydeder. İslamiyet öncesi Türk destanlarında ise Türklerin tarih sahnesine çıkışı konusunda bir tarih yoktur. Ancak Türklerin tarih sahnesine çıkışı, yani yaradılışları hakkında rivayete dayalı bilgiler bulunmaktadır.”

LATİN YAZISI VE GÖKTÜRK YAZISI

Şuanda kullandığımız Latin Alfabesi’nin aslında Türkler tarafından bulunduğunu Romalıların bunu geliştirerek şuanki şeklini verdiklerini ifade eden Demir sözlerine şöyle devam etti; “ Latin alfabesi, bildiğiniz gibi Antik Roma tarafından Latince yazmak için kullanılan yazı sistemidir. O yüzden Latin alfabesi denilir. Bu alfabeyi İtalya’ya Etrüksler götürmüştür. Etrüksler hiç tartışmasız Türk kökenlidir. Romalılar bu alfabeyi benimseyerek geliştirmişlerdir. Latin Alfabesinin ikinci kaynağı da tarih boyunca doğudan yapılan göçler ve kaya üzerine yazılarak giden yazıtlardır. Kısacası her iki yönden giden yazı Latin yazısının kaynağı olmuştur. Yani Latin yazısı tamamıyla Türk kültür unsurları, daha sade bir söyleyişle Türk alfabesi esas alınarak şekillendirilmiştir. Ancak zaman içerisinde bu unutulmuştur. Bu söylediklerimiz çok sayıda itiraz edenler çıkacaktır. İtiraz etmeden Latin yazısı ile  Göktürk yazısını karşılaştırmalarını öneririm.”

Türklerin dünyayı kuran üç milletten birisi olduğunu vurgulayan Demir şunları kaydetti; “ Türkler dünyayı kuran üç milletten birisidir. Türklerin geliştirip ortaya koyduğu pek çok unsur, dünya medeniyeti tarafından benimsenmiş ve modern dünyanın vazgeçilmezi olmuştur. Bunların başında giyim gelmektedir. Günümüz modern dünya giyim şeklini Türklerden almıştır. Zira M.Ö. 4. yüzyıla ait olan Altın Elbiseli Adam’ın giyimine bakınız. Bir de dünyanın o dönemde giyinişine bakınız. Bayrak, sancak ve benzeri unsurlar dünya medeniyetine Türklerin hediyesidir. Pusulayı Çinlilerin bulduğunu yazar kaynaklar. Kesinlikle doğru değildir. İtirazı olanlar Türkiye’nin kuzeyindeki Karadeniz’e, güneyindeki Kızıl Deniz, batısındaki Ak Deniz (Ege Denizi’nin eski adı)  adına bakmalıdır. Bunlar saymakla bitmeyecek kadar çoktur.”

TÜRKLERE MAHSUS KAYA RESİMLERİ

Türklere mahsus kaya resimlerinin olduğunu ve bunların resmedildiği yerlerin Türk Kültürünün yayıldığı yerler anlamına geldiğini ifade eden Demir sözlerine şöyle devam etti; “ Batılılar slogan halinde, yazıyı ilk onlar kullandığı için, tarihin Sümerler ile başladığını söylerler. Doğru değildir. Zira Sümerlerden önce de insanlar yaşadı. Yazı yazmadılar ama kaya üzerine resimler çizerek tarihi anlattılar. Bunların en eskisi M.Ö. 14-12 bin yılları arasında Sibirya’daki Lena Irmağı kenarına çizilenlerdir.  Demek ki insanlar yaşıyorlarmış. Sümerlerden önceki yıllarda yaşananlar işte bu kaya üstü resimler ile çözülecektir. Türkler kendi hayat tarzlarını çizdikleri için kaya üstü resimler Türk tarihinin ve kültürünün yansımasıdır. Türklere mahsus kaya resimleri ilk görüldüğünde anlaşılmaktadır. Türk (Runik) alfabesinin de kaynağı olan kaya üzerine çizilen Türk karakterli resimler ve figürlerin yayılma alanı, aynı zamanda Türklerin ve Türk kültürünün yayılma alanlarını da ortaya koymaktadır.  Şimdiye kadar tespit edilenlerden hareketle Türk karakterli kaya üzerine çizilen resimler ve figürlerin yayılma alanlarını ve sınırlarını şu şekilde gösterebiliriz: Merkezi; Kazakistan, Çin, Moğolistan ve Rusya Federasyonu’nun sınırları içerisinde kalan Altaylar bölgesi ve Tanrı Dağları çevresi olduğu kuvvetli bir ihtimaldir. Ancak en eski örneklerinin Sibirya’da bulunması, dikkat çekicidir. Daha doğuda Moğolistan sınırları içerisinde binlerce örneğinin bulunduğu, bütün bilim âleminin malumudur.  Daha da doğuya, Büyük Okyanus kenarlarına, Mançurya’ya kadar uzamaktadır. Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan sınırları içerisinde sayısız örneklerinin bulunduğu, çeşitli yayınlarla duyurulmuştur. Nahcivan ve Azerbaycan’ın da pek çok bölgesinde kaya üstüne çizilen Türk karakterli resim ve figürler tespit edilmiştir. Hatta Hazar Denizi’nin kenarında yer alan Kobustan, Türk karakterli kaya üzeri resim ve figürlerin önemli istasyonlarından birisidir ve çok zengindir.

Çin, Hindistan, Pakistan ve İran araştırılmaya muhtaçtır. Arabistan’da bulunan örnekleri, Türk yazısı da içermesi bakımından gerçekten ilgi çekicidir.”

Türklerin çok geniş bir coğrafyaya ulaştıklarını ifade eden Demir şunları aktardı; “ Türkiye, buluntuların en zengin olduğu bölgelerden birisidir. Şimdiye kadar yaklaşık 50 ayrı yerde, çeşitli sayılarda, kaya üstü Türk karakterli resim ve figür ile yazılı kitabeye rastlanmıştır. Yukarıda da söylediğimiz gibi, belirleyebildiğimiz kadarıyla, bunlardan yalnızca Söke bölgesinde olanlar hakkında, tasvirî olmak kaydıyla, akademik araştırma yapılmıştır.  Ermenistan, Gürcistan, Rusya, İskandinav ülkeleri, İskoçya, Danimarka, Moldovya, Romanya, Macaristan (Transilvanya), Bulgaristan, Kosova, Almanya, Avusturya, İtalya, Fransa hatta İspanya Türk karakterli kaya üstü resim ve figürlerin (petroglifler) bulunduğu ülkeler arasında yer almaktadır.  Özetlenecek olursa Türk karakterli kaya üstü resim ve yazıların Asya ve Avrupa kıtasının büyük bölümü ile Afrika’nın kuzeylerinde yaygın hâlde bulunduğu görülmektedir.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz