Dehşet verici bir durumdayız…

63

Sınırımızın hemen yanındaki bir alan, dünyanın sonunu getirecek bir savaşın eşiğinde ve olup biteni sanki “TV’de dizi izler gibi” seyrediyoruz…

Büyük çoğunluk, belki de farkında değil ama eğer savaş başlarsa; bu dizinin 3 boyutlu olduğunu görecek… Patlayan bombaların yakıcılığını tenimizde hissedeceğiz…

…Ve bunlar, “bugüne kadarki her şeyin bir biçimde medyaya yansıdığı Türkiye’de oluyor…

Nedeni görebilenler açısından açıkça belli olan bir eksikliğin pençesinde ülkemiz… Adı ”eğitim” olan ve İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden hemen sonra uygulamaya koyulan planların eseri bir eksiklik bu…

Şaşırtıcı olan, “Cumhuriyet’in daha kurulur kurulmaz eğitime önem verdiğinin ve böylece az zamanda inanılmaz işler başardığının” unutulmuş olması… Köy Enstitüleri’nin kapatılması lehinde oy kullananlar, yaptıklarının vebalini hiçbir zaman ödeyemeyecekler…

Çünkü onlar, emperyalistlerin planlarına alet oldular…

Böylece; bir halkın “güvenip, çalışıp, övünmesi” gereken Türkiye Cumhuriyeti, ilk yarayı almış oldu…

O günden beri, hız kesmeden yürütülen planların eserini görmek için, bugüne bakmak yeterli…

1950, 60 ve 70’li yıllarda hala Köy Enstitüsü kökenli öğretmenlerin olması, planlarının gecikmesine neden olmuştu… Çünkü onlar öğrendikleri gibi öğretmeye çalışıyorlardı…

Gerçi meslek okulları kapatılmış, güya üniversite sayısı çoğaltılarak “eğime önem veriliyor” görüntüsü yaratılmaya çalışılmıştı ama bu hiç inandırıcı değildi… Sağlıklı bir toplumsal yapıda, “herkesin üniversite mezunu” olması değil, “her işin ustalarının yetiştirilmesi gerektiği unutulmuştu…

Son 16 yılda eğitim sisteminde yapılan değişiklikler ise baş döndürücü…

Milli Eğitim Bakanı olan herkes, “sistemin bozuk olduğunu ve mutlaka yeni bir sistem gerektiğini” söyleyerek başlamıştı göreve…

Varılan nokta ise toplumsal bir kaos oldu…

İş bulamayan üniversite mezunlarının sayısı rekor kırmış durumda… İşini gerçekten iyi bilen bir usta bulmak ise çok zor…

Kaderine razı olup taşeron işçiler çoğunlukta… Bunlara her gün “çiftçilikten ümidini kestiği için” kentlere göç eden gençler de katılıyor…

Yazıya “Dehşet verici bir durumdayız” diye başlamam pek doğru olmadı galiba…

Keşke “hakettiğimiz yerdeyiz” deseymişim…

Bir kısmımız “hayallerini gerçekleştiremeden” ölecek, bir kısmımız da kaçıp, kendini kurtarmaya çalışacak…