Cumhuriyet’in anlamı

0
116

Cumhuriyet insani egemenliğin tesisi ve bir coğrafyada egemenlik hakkının bir ulusa intikalidir.

Egemenlik ise; yürütme, yasama ve yargı hakkının kimde olduğunu belirleyen en temel kavramdır.

İmparatorluklarda, krallıklarda yahut da sultanlıklar da egemenlik hakkı bir hanedana aittir, bu hanedanın içinden gelen biri güç piramidinin en tepe noktasına çıkar; sultan, imparator, çar, kral yahut da padişah unvanını alır, egemenlik hakkına tek başına sahip olur.

Bulunduğumuz coğrafyada cumhuriyet öncesinde egemen olan Devlet-i Ali ya da daha sık kullanılan ismi ile Osmanlı İmparatorluğu tek kişinin yönetimi olan, devlette var olan başka hiç bir organın yetkili olmadığı, padişahın her şeye mutlak egemen olduğu, hükümdarın yetkilerini sınırlayan yazılı kanunların bulunmadığı bir sisteme sahipti.

Osmanlı, 1876’ya kadar mutlak monarşi ile yönetilmiş, 1876 sonrası meşruti monarşiye geçmiştir. Bu dönemde anayasa vardır, ancak mutlak güç ve yetki hala kendini yeryüzünde “Allah’ın gölgesi” olarak tanımlayan halife padişaha aittir. Padişahın mutlak veto yetkisi vardır. İktidarın aynı hanedanda soydan geçme yoluyla belirlenmesi, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurması, cezalandırma ve bağışlama yetkilerinin sadece padişahın elinde bulunması, monarkın sıradan vatandaşlar ile aynı hukuki koşullara tabi olmaması, mutlak dokunulmazlığı monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özelliklerdir.

Mutlaki Monarşi adı verilen bu tip yönetimlerde sadece sıradan insanların değil, hanedan dışından herhangi birinin de egemenlikten pay alması hiçbir şekilde mümkün değildir.

Fransız devrimi sonrasında kurulan modern cumhuriyet rejimi ile dünyada ilk defa, bir hanedana mensup olmayan sokaktaki sıradan insanların, Fransız ulusunun egemenliğe sahip olduğu bir sistem tesis edilmiştir. Cumhuriyet devrimi Fransa’dan sonra tüm dünyaya yayılmış ve bize de örnek teşkil etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet’in ana omurgası olan Ulusal Egemenlik hakkı ile yasa yapma, kural koyma, yasalar çerçevesinde yürütme organını belirleme, yasalara uymayanları denetleme ve cezalandırma gücünü halk eline almıştır.

Bu bin yılar boyunca süren karanlık çağları aydınlatan, Türk Milletinin kul, köle olmasına son veren muazzam bir devrim olmuştur.

Cumhuriyet devrimi sayesinde bulunduğumuz topraklar; Türk Milleti için vatan olmuş ve bu topraklar üzerinde yaşayan insanlar ise vatandaş olma hakkını kazanmışlardır.

Zannedildiğinin aksine Osmanlı zamanında vatan ve vatandaş kavramından bahsetmek asla mümkün değildir, o zamanlar Osmanlı hükümranlığında bulunan topraklar Hanedan-ı Ali Osman’ın mülkü ve o topraklar üzerinde yaşayan insanlar ise Hanedan-ı Ali Osman’ın kulları, köleleri yada tebaasıydı. İşte Cumhuriyet devrimi ile birlikte bu haksız hukuksuz adaletsiz ve eşitliksiz düzene kati olarak son verilmiş, eşitlik ve özgürlük temelinde yeni bir toplumsal düzen kurulmuştur.

Cumhuriyetin hedefi milletimiz için egemenlik ve tam bağımsızlık tesis etmektir, bunun gerçekleşmesi ise elbette sadece askeri ve siyasi zaferler ile olamaz mutlaka ekonomik egemenliğin ve bağımsızlığın da sağlanması gerekmektedir.

Kendi ihtiyaçlarını kendi ekonomik gücü ile karşılayamayan, borç ve ithalata bağımlı bir toplumun egemen ve bağımsız olduğundan bahsetmek asla mümkün değildir.

Mustafa Kemal Atatürk bu yüzden ekonomik bağımsızlığa ve üretime çok büyük önem vermiş ekonomi alanında zafer kazanılmadan, askeri ve siyasi başarıların herhangi bir ehemmiyet taşımayacağını ve hiçbir şekilde kalıcı olamayacağını özellikle vurgulamıştır.

Bu gün gelinen noktada görüyoruz ki Atatürk’ün belirlediği bu yoldan çıkılmış, 1950 yılından bu yana iş başına gelmiş iktidarlar küresel sermayenin ve Anglosakson aklın dayattığı dış borç ve yabancı sermayeye dayalı tüketim toplumu modelini uygulayarak Osmanlının yıkımına sebep olan aynı ekonomik politikalara imza atmış bulunmaktadırlar.

Dönüp dolaşıp geldiğimiz nokta Osmanlının Düyun-u Umumiyelik olduğu noktadır. Cumhuriyetin ekonomik kazanımları heba edilmiş, yatırımları haraç mezat satılmış, sonuçta dış borç ve ithalata bağımlılık Osmanlı’nın son zamanındaki seviyelere ulaşmıştır.

Bugünkü Yap İşlet Devret projeleri modern kapitülasyonlar ve Varlık Fonu da bir çeşit Düyunu Umumiye olarak tanımlanabilir.

Unutmayın, ekonomik egemenliğini yitiren her toplum eninde sonunda siyasi ve askeri egemenliğini de yitirmeye mahkumdur.

Bir Cumhuriyet bayramında bu uyarılarda bulunmak ve içinde bulunduğumuz durumu ifşa etmeye çalışmak yerine coşkulu kutlamalarda bulunmak isterdim, lakin gerçekler bunlar.

Bu şartlar dahilinde de olsa Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun diyor ve tüm okurlarımı Cumhuriyet devrimlerine sonuna kadar sahip çıkmaya davet ediyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz