“COVİD-19 PANDEMİSİ ÖĞRENCİLER ÜZERİNDE CİDDİ DAVRANIŞ BOZUKLUKLARINA SEBEP OLDU”

0
14

30 yılı aşkın bir süredir öğretmenlik mesleğini icra eden ERAS Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Aslan Covid-19 pandemi sürecindeki eğitim sürecini değerlendirdi.

ESMA ALTIN– Etimesgut’un Eryaman semtinde bulunan ve 2018-2019 döneminden bu yana öğrencilere eğitim-öğretim alanında hizmet vermeye devam eden ERAS Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Aslan, öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin gözünden Covid-19 pandemisindeki uzaktan eğitim sürecini değerlendirdi. Uzaktan eğitim ile öğrencilerde en başta bir davranış bozukluğunun oluştuğuna dikkat çeken Aslan; “Genellikle çocukların yaşadıkları akademik kayıplar konuşuldu. Bunun uzaktan eğitimle telafi edildiği, problem olmadığı noktalarına değinildi. Ama en önemli eksiklerden bir tanesi bu hapis hayatı, evden çıkamama durumu çocuklarda ciddi davranış bozukluklarına neden oldu. Yüz yüze eğitime başladığımız Eylül ayından itibaren bunu gözlemliyoruz. Bu hemen de bitecek bir durum değil, zamanla hallolacak.” dedi.


‘YÜZ YÜZE EĞİTİM BİR TERCİH DEĞİL, MECBRUİYET’
Bütün sektörlerin iki senedir zor bir zamandan geçtiğini, bunlar içerisinde en çok etkilenen alanlardan birinin de eğitim alanı olduğunu belirten Aslan, sözlerine şöyle devam etti; “Herkes kendi ağırlığınca bu sıkıntıyı çekiyor. Bazı sektörler bu işi fırsata çevirdi ama bazı sektörler bundan çok olumsuz etkilendi. Eğitim sektörümüz de bunlardan bir tanesi. Hastalık süresince çocuklar sokağa çıkamadılar, içeride kaldılar. Genellikle çocukların yaşadıkları akademik kayıplar konuşuldu. Bunun uzaktan eğitimle telafi edildiği, problem olmadığı noktalarına değinildi. Ama en önemli eksiklerden bir tanesi bu hapis hayatı, evden çıkamama durumu çocuklarda ciddi davranış bozukluklarına neden oldu. Yüz yüze eğitime başladığımız Eylül ayından itibaren bunu gözlemliyoruz. Bu hemen de bitecek bir durum değil, zamanla hallolacak. Bazı çocuklar kendi iletişime kapatmış. Sosyalleşmeye uzak, arkadaşıyla iletişim kurmuyor, oyun oynamıyor ya da oyunu kuran çocuk oyunu bozuyor. Benim dediğim olsun diyor. Bu mümkün değil ki. Hayatın içinde bu yok. Çocuğun sosyalleşme çağı ilkokul çağıdır. Bu dönemde tek başına kalınca, bir de evde yeni tip aile yapımızla erkek çocuk prens, kız çocuk prenses mantığıyla yetiştiği için sıkıntılar oluşuyor. Fakat gerçek yaşam böyle değil. Çocuklar, kuralı ben koyarım, herkes benim kurallarıma uysun diyor. Bu belki eğitimin dışında olanlar için basit bir şey olabilir. Ama maalesef bir anlaşmazlık oluyor. Çünkü diğer çocuk da onun gibi, o da kendi istediği olsun istiyor ve ortak kuralda anlaşmak istiyorlar. Bugün oyun kurallarında anlaşamayan çocuklar yarın herhangi bir kurumda çalışmaya başladıklarında meslektaş olduklarında meslek kurallarıyla ilgili anlaşamayacaklar. Eğitimin amacı çocuğun sadece matematiksel problemlerle uğraşması değildir. Çocuğun analitik düşünmesini sağlamak, günlük yaşamında karşılaştığı sorunlara, problemlere rasyonel, kalıcı çözümler üretmektir. Sorunları çözemediğimizde yöntemi değiştiririz. Başka bir yöntemle çözemediğimizde de artık başkasına sormak isteriz. İşte bu pandemi sürecinde çocuklarımız bunlardan mahrum kaldılar.”
Yüz yüze eğitimin bir tercih değil, bir mecburiyet olduğuna vurgu yapan Aslan, şunları dile getirdi; “Nasıl ki bir savaşta yaralılar için cephe gerisinde bir güvenli bölge oluşturulup yaralar sarılır, toplumların eğitime bakış açısı da budur. Bunun telafisi gerçekten yok. Örneğin; bu süreçte bazı çocuklarımız bırakın oyun kuramamayı, yürümeyi unutmuş. Çünkü çocuk aylarca dört duvar arasında gitti, geldi. Bir başka durum da anne babaların çocuklarını tanımasıyla alakalı oldu. bazı anne-babalar çıkıp benim çocuğum hiç küfretmezdi diyor. Ama çocuk küfrediyor. Çocuk için en güvenli ortam okuldur. Bazen okul evden daha güvenlidir. Her çocuğun annesi, babası ideal değildir. ama çocuk hepimizin, çocuğa karşı bütün toplumun sorumluluğu var. Okul, çocuk için güvenli bir ortam. Çocuk okuldan mahrum kalınca, sosyal medyaya, internete yöneldi. Günümüzde argo, küfürlü konuşan şeyler trend oluyor. Çocuk buradan öğreniyor. Okulda olsaydı bu olmayacaktı. Çünkü çocuğun ağzından istemediğimiz bir kelime duyduğumuz zaman onu bir şekilde uyarabiliyoruz. Kötüyü ortadan kaldırarak toplumlar yaşayamaz, çocuklar da yaşayamaz. Çocuk kötüyü tanıyacak, bilecek. Onun kötü olduğunu bilerek yapmayacak. Önemli olan kötü şeyin yanlış olduğunu öğretmektir. Ama okula gelmeyince bunu öğrenemiyor.”

- Reklam -


‘AKADEMİK KAYIPLAR TELAFİ EDİLEBİLİR AMA DAVRANIŞLAR BELLİ DÖNEMLERDE ŞEKİLLENİR’
Uzaktan eğitimden kaynaklı oluşan kayıpların telafisine de değinen Aslan, bu durumu iki ayrı şekilde değerlendirdi. Öncelikle akademik kayıpları telafi etmenin daha kolay olduğunu kaydeden Aslan, şunları söyledi; “Bir uçak düştüğünde maddi bir hasar meydana gelir. Uçağın maliyet 30 milyon dolardır ve sizin de 30 milyon dolar zararınız vardır. Paranız varsa onu ertesi gün yerine koyabilirsiniz. Ama o uçağı uçuracak pilotun yetişmesi için onlarca yıla ihtiyacınız var. Bu alana seçilen çocuklar yüz binlerin, milyonların içinden seçiliyor. Akademik olarak başarılı olması yetmiyor. Fiziksel olarak da çocuğun o mesleğe uygun olması gerekiyor. Yani akademik kayıplar telafi edilebilir. Çocuk, üniversite sınavını 12’nci sınıftayken kazanmaz, mezunken kazanır. Bu bir senelik bir kayıptır ve telafisi mümkündür. Ama davranışlar belli dönemlerde şekillenir. Bir bitki gibi düşünebiliriz bu durumu. Bir bitkiye suyu verdiğiniz zaman önemlidir. Çocuk da böyledir. Bu zamanda vermeniz gerekeni veremediyseniz devamında verdiğinizde olmuyor. Bizim endişemiz bu.”
Özellikle ilkokul çağındaki çocukların uzaktan eğitim sürecinden kaynaklı olarak bir disiplin ve hiyerarşi problemlerinin de geliştiğine dikkat çeken Aslan, şunları ekledi; “Çocuk uzaktan eğitimde televizyona ya da internete bağlandı. Yatağının üzerinde uzandı, başını yastığa koydu, ekranı açtı, ona baktı. Şimdi çocuk aynısını sınıfta da yapmak istiyor. Özellikle küçük yaş grupları başka model görmedi. Çok nadir aile okula gidiyormuş gibi çocuğu her sabah kaldırdı, giydirdi, masasına oturttu ama o da çok yapmacık bir tavır. Çünkü çocuk oranın okul olmadığını biliyor. Şimdi sınıfta uzun oturmak istiyor. Bunlar da yine o dönemlerden kalma alışkanlıklar. Çocuklar annesine babasına nasıl ki istediği bir şeyi almadıklarında ya da yapmadıklarında küserse, şimdi de öğretmenlerine küsmeye başladı. Yine benzer bir olay da çocukların öğretmenlerine ağabey, abla diye hitap etmesi. Ama öğretmenim demesi gerekiyor. Küçük kuralları öğretip büyük kurallara öyle uyacaklar. Okulda öğretmene öğretmen diyecek. İleride mesleğe atıldığında kendinden kıdemli olan birine sayın, beyefendi ya da hanımefendi diyecek. Ama çocuk evde abisi ya da ablası varsa o alışkanlığı devam ettiriyor. Bir başka problem de ikinci, üçüncü sınıf bir öğrencinin ayakkabısını bağlayamaması. Bu, büyük bir problem. Çocuk bu süreci evde ayakkabı giymeden geçirdiği için ve bir davranışın alışkanlığa dönüşmesi zaman, bol tekrar istediği için kalıcı öğrenmede problemler yaşanıyor. Çocuklar hiç dışarı çıkmadığı için başlarda bağlayamayacak, yanlış bağlayacak, bu şekilde doğru ayakkabı bağlamayı öğrenecekti. Ama çocuklar dışarı çıkamadılar.”


‘ÇOCUKLARDA OKULA KARŞI BİR FOBİ OLUŞTU’
Uzaktan eğitim sürecinin çocuklar üzerinde oluşturduğu bir diğer problemin de çocuklarda okula karşı bir fobisinin, okula gitme korkusunun oluştuğunun altını çizen Aslan, şu ifadeleri kullandı; “Çocuk okula gelmek istemiyor. Çocuğun okul, öğretmenleri ya da arkadaşlarıyla ilgili bir sorunu yok aslında. Velilerimiz de böyle bir durumda bize yardımcı olmak yerine, tamam çocuğun canı bugün okula gitmek istemiyor deyip göndermiyor. Zoom’dan bağlansın uzaktan eğitime katılsın diyor. Bu bir vaka, bir sorun. Bu sürecin sonunda örgün eğitimden büyük bir kaçış yaşandı. Açık liseye geçen çok sayıda öğrenci oldu. Eskiden bir sağlık nedeni ya da yaşadığı bir sorundan kaynaklı olarak okulun dışında kalan çocuklarımızın eğitimlerine devam edebilmesi için sistem de kapıyı kapatmayı, açık lise kanalını açtı. Ancak bu pandemi ile beraber açık lise bir kaçış noktası oldu. Bu da gelecek için tehlikeli ve ürkütücü. “
Özellikle üniversiteye hazırlık döneminde olan lise son sınıf öğrencilerinin meslek seçimleri üzerinde de pandemi sürecinin ve uzaktan eğitimin etkilerinin gözlemlendiğinden söz eden Aslan, şunları aktardı; “Çocuklar pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının riskini gördü. Eskiden doktorun üniformasını görüp hevesleniyorlardı. Ama işin öyle olmadığını pandemi gösterdi. Sağlık çalışanlarımız bu süreçte büyük emekler verdiler. Ciddi kayıpları da oldu. Çocuklar sağlık alanından vazgeçtiler. Eğitim uzun soluklu bir iş, sonuçlar hemen ortaya çıkmıyor. Bir süre sonra yeterliliği, donanımı az olan çocuklara hayatımızı emanet etmek zorunda olacağız. Çünkü tıp fakülteleri ilk 10 binden, 20 binden öğrenci alıyor. Bu meslek grubuna giden çocuk başka alana gidecek. Daha çok evden, dışarı çıkmadan, kapalı ortamdan yapabilecekleri bilgisayar, yazılım gibi meslek dallarına yöneldiler. Ama bu mesleklerin de ciddi riskleri ve zorlukları var.”
Pandemi süreci hala devam ettiği için çocukların yüz yüze eğitime geçtikten sonra okulda bu yeni sürece alışmaya çalıştıklarını, sürekli ıslak mendil, dezenfektan taşıdıklarını söyleyen Aslan, şunları anlattı; “Her çocuğun çantasında ıslak mendil, kolonya, dezenfektan var. Ancak bu aşamada da toplum yanlış yönlendiriyor. Dezenfektan, suya erişim olmadığı zaman devreye girmelidir. Ama çocuklar oyuncak gibi sürekli ellerinde dezenfektan, kolonya ile dolaşıyor. Sürekli kullanımdan kaynaklı çocukların ellerinde egzama gibi kuruluklar, kabuk bağlamalar, kızarıklar oluyor. Dezenfektan sudan daha temiz bir şey değil. En temiz şey su. Bu durum ileride çocuklarımızda obsesif sorunlara da neden olabilir.”
‘ÖĞRETMENLİĞİN SAYGIN KONUMDA OLMASI GEREKİR’
Görüşmeleri devam eden Öğretmenlik Meslek Kanunu ve sözleşmeli öğretmenlerin çalışma şartlarına da değinen Aslan, şunları aktardı; “Aynı işi yapan insanlara eşit ücret ödemek gerekmektedir. Bireyler haksızlık yapabilir ama devlet haksızlık yapamaz. Devletin yaşaması hakka, riayete bağlıdır. Aksi halde yaşamaz, devletin varlığı sorgulanır. Sözleşmeli arkadaşlarımızın da kadrolu olanlarla aynı hakkı alması doğru ve yerindedir. Sözleşmeli olmayıp şu anda okullarda ücretli çalışan öğretmen arkadaşlar var. O alanda da haksızlıklar var. Okulda kadrolu öğretmenin aldığı ücretin çeyreğine, daha azına 30 saat derse sokuyorsunuz. İhtiyaç varsa öğretmen atansın. Atama gerçekleştirilemiyorsa da ücretler artırılsın. Öğretmenliğin saygın konumda olması gerekir. Emniyetteki bir komiser yardımcısı 5 sene sonra komiser, 10 sene sonra emniyet amiri, 30 sene sonra da bir aksilik olmazsa müdür olacağını biliyor. Öğretmen sınavla üniversiteyi okudu, sınavla atandı, öğretmen oldu. Tekrar sınavla uzman, başöğretmen yapmaya çalışmak bana göre rencide eden bir bakış açısıdır. Hizmet yılı 20’ye ya da 15’e kadar olanlara uzman olma unvanı, 15 ya da 20’nin üstünde olanlara da başöğretmen unvanı verilebilir. Bunun için emekliliği gelmiş 40 senedir bu mesleği icra etmiş birine tekrar sınav seçeneği sunmak bu kişi 40 sene boş çalıştı demekle aynı şeydir. Bu durum öğretmenler arasında rekabete de yol açabilir. Örneğin; 40 senedir öğretmenlik yapan bir arkadaş sınava girmek istemedi ama 3-5 senelik yeni genç bir öğretmenimiz sınava girdi. Uzman ya da başöğretmen oldu. O zaman diğer öğretmen onun gözünde bir tık aşağıda görünecektir. Bu kaçınılmaz bir şeydir. Bunun göz ardı edildiğini düşünüyorum. Milli Eğitim Bakanımızın iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Ama sendikaların bu pencereden bakmaları gerekir.”
Etimesgut’un Eryaman semtinde bulunan, anasınıfı, ilkokul, ortaokul ve Anadolu lisesi olarak eğitim veren ve Keçiören’de de bir kurs merkezi olan ERAS Okulları 2018-2019 döneminden bu yana öğrencilere eğitim-öğretim alanında hizmet vermeye devam ediyor. Hem okul hem de kurs olmak üzere 800’e yakın öğrenciye eğitim veren ERAS Okulları, hangi kesimden olduğu fark etmeksizin tüm çocukların eğitimden yararlanabilmesi için bursluluk sınavları düzenleyerek geniş bir yelpazede eğitim veriyor. Bu sene de 25-26 Aralık’ta düzenlenecek bursluluk sınavlarında başarı gösteren öğrenciler ücretsiz olarak eğitim almaya hak kazanacak. Türkiye’nin yarınlarını değiştirecek çocuklar yetiştirmeyi amaçlayan ERAS Okulları, çocukların ülkelerine yararlı birer bireyler olmaları için öğretmen kadroları ve teknik imkanları ile hizmetlerini sürdürüyor.

- Reklam -