Çöl sıcağında “Boyalı Kuş”la donmak…

0
29

BOYALI KUŞUN HAVAYA, GEÇMEKTE OLAN SÜRÜNÜN ARASINA SALINMASI SONRASI, ONU GARİPSEYEN SÜRÜNÜN PARÇALAYARAK GERİ ATMASI SAHNESİNİ DEMOKRATLAR AKIL EDİP AMERİKA’DA YAYINLANSALAR TEK BAŞINA TRUMP’A SEÇİM KAYBETTİRİR!

Sıcak İstanbul’da 68 kuşağının kült filmini, AVM sinemalarından birinde tek başıma seyrederken kırk küsur yılda bir geçen Halley Kuyruklu yıldızını görmüşe döndüm. Sosyal mesafeye dikkat etmek ötesinde, salon kapatmış gibi, tek başına Jerzy Kosinski’nin 65 yılında yazarak o zamanlar kafamı karıştıran, ünlü “Boyalı Kuş” romanının filmini seyrederken serinlemek ötesinde kanım dondu. ‘Painted Bird/Boyalı Kuş’, İkinci Dünya Savaşı sırasında küçük bir Yahudi çocuğun her türlü şiddet ve taciz altında hayatta kalma mücadelesini son derece etkileyici bir hikâye ve çarpıcı siyah-beyaz görüntüler eşliğinde perdeye yansıtan, ünlü romanının uyarlaması kaçırılmayacak bir protesto filmi. Leh yazarın  en ünlü (ve de en ‘tartışmalı’) romanından Çek yönetmen Vaclav Marhoul’un uyarladığı yapım bu günlerde mesela New York’da oynatılsa aktivistlerin ‘en önemli ırkçılık karşıtlığı propagandası olarak kullanılabilir. Boyalı kuşun havaya, geçmekte olan sürünün arasına salınması sonrası onu garipseyen sürünün parçalayarak aşağı geri atması klipi tek başına Trump’a seçim kaybettirir vallahi…


Potemkin zırhlısından bu yana seyrettiğim en iyi siyah beyaz olan Çekya, Slovakya ve Ukrayna ortak yapımı filmin görselliği çok etkileyici. Film 2. Dünya Savaşı’nın, dönem itibariyle sonlarında Doğu Avrupa’da bir yerlerde, ailesinin savaşın başında güvenliğini düşünerek terk ettiği bir çocuğun karanlık hikayesini ele alıyor ve aynı karanlık tonlarda gezinerek sürüyor. Açılışta yanında ona bakmakta olan halasının ölümüyle zaruri, bilinmez yolculuğuna başlıyor ve adeta oradan oraya, bir çiftlikten diğerine savruluyor çocuk. Bir iki istisna hariç karşılaştığı her yeni insan veya topluluk, dönemin savaş koşullarının altında vahşileşmiş, farklılıklara karşı sorgusuz sualsiz saldırıya geçiyor. İsmin ve afişin işaret ettiği durum bu; ilgili sahnede de gördüğümüz gibi, yakalanan ve kanatları boyanan bir kuş bırakıldıktan sonra tekrar sürüsüne karışmak isteyince, diğerleri tarafından artık farklı olduğu için kıskanılarak dışlanıyor ve öldürülüyor. Çocuk yaşadıklarından etkileniyor, değişiyor ancak hiç ağlamıyor, şikayet etmiyor.

Roman, yazarın ülkesi Polonya’da yıllarca yasaklı kalmış, çok tartışılmış ve kendisi, yaşadığı kötü tecrübelere dayalı bir otobiyografi olduğunu söylemesine rağmen, uydurma bir hikaye olduğu iddia edilmiş. Daha sonra gerçekten de kendisinin ve ailesinin Nazilere teslim edilmeyip korunduğu ortaya çıkarılmış. Polonya devleti ayrıca filme de destek vermemiş. Prömiyerini yaptığı 76. Venedik Film Festivali’nde de hayli gürültü koparmış, gösterim bitmeden ayrılmak isteyen kişiler olmuştu ama ben üç saat koltuğuma yapıştım kaldım.. Oyunculuklara gelince… Joska rolünde Petr Kotlar, ilk sinema deneyiminde müthiş bir performans ortaya koyuyor ve bazı sahnelerde gözleriyle oynuyor. Kadro daha çok Çeklerden oluşuyor ama ekipte Harvey Keitel, Udo Kier, Julian Sands, Stellan Skarsgård ve Barry Pepper gibi Batılı yıldızlar da var. ‘Boyalı Kuş’ anlatılır değil, yaşanır bir sinemasal deneyim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz