ÇOCUKLUK VE ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ RUH HALLERİNİN OLUŞUMUNDA EBEVEYNLERİN ROLÜ NELERDİR?

0
13

Ankara Cinnah Psikoloji Kliniği’nin iki psikoloğu, Psikolog Kübra Karayazı ve Psikolog Ezgi Bektaş, çocukluk döneminden başlayan ve sonrasında ergenlik ile yetişkinlik dönemlerini de etkileyen psikolojik faktörler ve ebeveynlerin rolü hakkında gazetemize konuştular.

Esma ALTIN/ANKARA

Cinnah Psikoloji Kliniği’nde hizmet veren iki psikolog Kübra Karayazı ve Ezgi Bektaş, çocukluk dönemi psikolojisi ve ergenlik dönemi ruh halleri, risk faktörleri hakkında önemli bilgiler paylaştılar. Çocuk ve ergenlik dönemi ile ilgilenen Bektaş, her şeyin  temelinin çocukluk dönemine dayandığını belirterek; “çocukluk döneminde Ebeveyn tutumlarının çok serbest veya tam tersi çok katı olması çok etkili oluyor ya da ebeveyn kayıpları olması, farklı yaşanan travmalar, ruhsal bozuklukları çok etkiliyor.” şeklinde konuştu. Genellikle aile içi ve çiftler arasındaki psikolojik durumları inceleyen Karayazı, bu dönemde ebeveynlerin rolüne dikkat çekerek; “Aileler işin içinden çıkamayacakları durumlara girdiğinde tabi ki profesyonel bir yardım almaları gerekmektedir. Bu aşamada ailelerin sık sık çocuklarını gözlemlemeleri gerekiyor.” dedi.

- Reklam -

 ‘EBEVEYN TUTUMLARININ ÇOCUKLAR ÜZERİNDE ÇOK ETKİSİ VAR’

Psikolog Bektaş, çocukluk döneminden başlayan ve ileriki yaşları da etkileyebilecek problemler hakkında bilgi verdi. Bazı psikolojik rahatsızlıkların genetik yatkınlık kaynaklı olduğunu ifade eden Bektaş sözlerine şöyle devam etti; “Genellikle anne tarafından genetik yatkınlık olabiliyor. Ama biz genetik taşıyıcısı olmasa bile bu hastalıkları yetişkinlik dönemlerinde görebiliyoruz her bireyde. Her zaman bir risk var. Genetik kaynaklı psikolojik rahatsızlıklara da örnek olarak şunları söyleyebilirim ki; daha çok şizofreni tarzında kişilik bozukluklarında bir genetik yatkınlık olabiliyor ve çocukluk dönemlerindeki ailelerin davranış örüntüleri de bunları besleyebiliyor. Fakat genel olarak duygu durumu bozuklukları dediğimiz depresyon tarzı problemler pek genetik yatkınlıktan kaynaklanmaz. Bunlar tamamen çevresel ve psikolojik etkenlerin birleşimi ile ortaya çıkan hastalıklardır. Obsesif kompülsif bozukluk (OKB), border line gibi hayat boyu devam edebilecek bozuklukların da çocukluk döneminde ebeveyn tutumları ile çok ilgisi var. Ebeveyn tutumlarının çok serbest veya tam tersi çok katı olması çok etkili oluyor ya da ebeveyn kayıpları olması, farklı yaşanan travmalar, bunlar tabi ki de yetişkinlik döneminde ortaya çıkabilecek ruhsal bozuklukları çok etkiliyor.”

Aile içindeki davranış şekillerinin de çocuklar üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu belirten Bektaş şunları kaydetti; “Ebeveynler arasındaki çatışmalar, anlaşmazlıkların da etkisi yadsınamaz. Çünkü davranışlar öğrenilir, davranışları öğrenerek hareketlerimize yön veririz. Anne-baba ne yapıyorsa biz ya onu ya da tam tersini yapacağız. Başka bir seçeneğimiz, arada bir yolumuz olmuyor. Anne-baba arasındaki ilişki bizim yetişkinlik dönemimizdeki ilişkilerimize yansıyacaktır doğal olarak. Onların arasındaki ilişki bizim güvenli bağlanıp ya da güvensiz bağlanmamıza neden olacak. Anne-baba arasındaki ilişki bizim bütün hayatımızı etkileyen bir ilişki aslında.”

‘ÇOCUKLARI SIK SIK GÖZLEMLENMELİ’

Psikolog Karayazı, ailelerin çocuklarının herhangi bir sıkıntısı ya da problemi olduklarını fark edebilmeleri ve bununla ilgili neler yapabilmeleri hakkında bilinçli olmaları gerektiğini dile getirdi ve şu ifadeleri kullandı; “Öncelikle her çocuğun psikolojik desteğe ihtiyacı var diyemeyiz. Aileler işin içinden çıkamayacakları durumlara girdiğinde tabi ki profesyonel bir yardım almaları gerekmektedir. Bu aşamada ailelerin sık sık çocuklarını gözlemlemeleri gerekiyor. Çocuğunun davranışlarında değişiklikler var mı, aykırılık var mı, yaşıtlarına göre durumu nasıl bunları dikkatle izlemeleri gerekiyor.”

Bu konu ile ilgili görüşlerini aktaran Bektaş, şu eklemelerde bulundu; “Çocukların dili oyundur. Oyunları çok iyi gözlemlememiz gerekiyor aslında. Çünkü çocuk, oyunda her şeyi anlatır bize. Duygularını, isteklerini anlatır. Psikolog arkadaşım Kübra Hanım’ın da dediği gibi her çocuğun psikolojik desteğe ihtiyacı olacak diye bir şey yoktur. Ama her ailenin bebeği olduğundan filial terapi dediğimiz ailenin evde çocuğu ile oyun oynadığı bir terapi yöntemimiz vardır. Bunu öğrenmesi gerekiyor ebeveynlerin. Çünkü çocukla oyun oynar aile ve o oyunda ne hissettiğini ne istediğini anlayabilirler. Bu oyunlarda çocuk en basit örnek ile anlatmak istersek; oyuncak silah kullanmayı çok istiyorsa ya güven problemi vardır, yani kendini güvende hissetme noktasında bir problemi vardır ya da birine karşı çok büyük bir kin duyuyordur. Biri bir şey yapmış ve dili varmıyor söylemeye, derdini anlatamıyor ya da anlatmak istemiyor. Ama bunlar bir şekilde oyun ile ortaya çıkıyor. O yüzden ailelerin çocukların oyunlarını çok iyi gözlemlemeleri gerekiyor.”

Çocukların sıkıntılı süreçlerini en zararsız şekilde atlatabilmeleri için neler yapılabileceği noktasına değinen Bektaş; “Psikolojik bir sıkıntı oluşmuşsa belli ki yanlış giden bir şeyler var. Çocuk bir şey olmuş ve bundan etkilenmiş. Artık bunu değiştiremeyiz. Bu aşamada yapacağımız en önemli hamle, çocuğun bundan sonra etkilenmemesi için neler yapılması noktasında beliriyor. Çocuk bir şeylerden etkilenmiş ve psikoloğa gelecek kadar etkilenmiş durumda. Bunun etkisi tabi ki çocukta kalacak. Çok ağır bir travma sonrası bir stres bozukluğu yaşayabilir. Bu stres bozukluğunu tedavi ederiz, düzelir ama o yaşadığını unutmayacak. O an hissettiği o duygu onda kalacak. Kalması da gerekiyor zaten. Çünkü bütün duyguları tatmamız gerekiyor. Çocukların özellikle bütün duyguları yaşaması gerekiyor. O yüzden tedavi edilirse ya da müdahale edilirse çocukta kişilik veya kimlik olarak bir sıkıntı kalmaz. Ama duygu durumu anlamında tabi ki izler kalacaktır. O duyguları zaten göndermek istemiyoruz.” şeklinde konuştu. Karayazı da, psikolojik sıkıntıları, travmaların müdahale edilmediği takdirde ergenlik dönemini oradan da yetişkinlik dönemini etkileyeceğine dikkat çekti.

‘ERGENLİKTE AİLE DESTEĞİ ÇOK ÖNEMLİ’

Çocukluktan çıkıp yavaş yavaş erişkinlik çağına geçiş olarak adlandırılan ergenlik döneminde çocukları ve aileleri nelerin beklediğinden bahseden Karayazı şunları anlattı; “Ergenlik dediğimiz dönem, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Bu dönemde fiziksel değişimler olduğu gibi psikolojik, zihinsel değişimler olması da çok normaldir. Bu değişimler genellikle ani olduğu için ergen birey de ne yapacağını bilmiyor, afallıyor. Aile de aynı şekilde. Ama ergenin burada aile desteğine çok ihtiyacı var. Aile de işin içinden çıkılamaz hale geldiğinde zaten psikolojik desteğe ihtiyaç duyuyorlar. O zaman profesyonel bir yardım almaları gerekiyor. Ama çocukluk döneminde dediğim gibi her ergen bireyin de psikoloğa ihtiyacı var diyemeyiz. Bu süreçte ergenlerin aileden en çok beklentisi, kendilerini anlamaları ile ilgili. En önemli faktör bu. Anlaşılmadıklarını düşündüklerinde aileden uzaklaşıp, arkadaş çevrelerine daha çok yöneliyorlar. Aileler de bu durumdan rahatsız olup daha eleştirel yaklaşıyorlar. Bu da onları ebeveynlerden iyice uzaklaştırıyor.”

Ergenlik döneminin bir kimlik arayışı süreci olduğuna işaret eden Bektaş şunları dile getirdi; “Ergenlik, kendimize kimlik yarattığımız bir dönemdir. Bu dönemde ergen, henüz kendisini tamamlayamadığı için çevreden anlaşılmadığını düşünmesi çok beklendik bir durum. Çünkü kendisi, kim olacağını çözmeye çalışıyor. Anneyi rol model almak isteyebilir, babayı rol model almak isteyebilir ama farklı birilerinden de bir ekleme yapmak zorunda özel bir kimlik oluşturabilmek için. Aslında kendileri henüz kendilerini anlamadıkları için anlaşılmadıklarını düşünmeleri çok beklendik. Bu dönem de ailelerin yaptığı en büyük hata, biz zaten 11 yaştan sonra çocuğun 19 yaşına kadar dışarıya yönelmesini bekliyoruz. Artık aileden biraz daha uzaklaşıp sosyal çevreye ağırlık vermesini bekliyoruz. Arkadaşları ile daha çok zaman geçirmesini bekliyoruz. Çünkü akran desteği dediğimiz sosyal bir destek var, hepimiz için önemli bu. Biz de bunu bekliyoruz aslında. Aile de, çocuğum benden iyice uzaklaştı, ben bunu hemen psikoloğa götüreyim diyorlar. Böyle danışanlarımıza, bunu zaten beklediğimizi, çocuğun sosyalleşmesi gerektiği, kendi yaşıtlarından fikirler alması gerektiğini söylüyoruz. Aileler bu aşamada çocuklarında bir problem var zannediyorlar. Oysa çok istediğimiz ve beklediğimiz bir davranış, çocuğun dışarıya yönelmesi. Çünkü o sırada bir arayış içerisinde ve herkese bakacak, arayacak. Herkeste gördüğü bir özelliği, evet bu çok güzel bir özellikmiş, bende olur mu acaba deyip deneyecek. Olmadı değiştirecek. O yüzden ergenin aileden kopması çok beklendik.”

‘ÇOCUKLARIN NE İSTEDİKLERİ ÖNEMSENMELİ’

Çocukların bir arayış içinde olduğu bu ergenlik sürecinde ailelerin çocuklarına örnek olmaları noktasında nelere dikkat etmeleri gerektiğini açıklayan Karayazı şunları ifade etti; “Öncelikle ailelerin kendi beklentilerini bir kenara koyup, çocuğunun ne istediğine odaklanmaları lazım. Yani onların mutsuz olacağı bir hayata gitmeleri kimse istemez. O yüzden onların ne istediklerini önemsemeleri gerekiyor. O şekilde bir yönlendirme yapabilirler. Ergenlikte çocuklar direkt ebeveynlerini rol model aldıkları için aileler ergen çocuğunu nasıl görmek istiyorsa ona da o şekilde yaklaşması gerekiyor. Çünkü ya çevresini rol model alıyor ya da direkt anne-babasını.”

Ergenlik döneminde çocuklarının dışarıya yönelmeleri karşısında ailelerin duyduğu endişe durumlarından söz eden Bektaş şu ifadelere yer verdi; “Çocuğumuzun her hamlesini, her davranışını kontrol altında tutamayız. Ama ebeveyn istiyor ki, biz çocuğumuzu hep kontrol altında tutalım. Hep bizim istediğimiz yollarda yürüsün, bizim çizdiğimiz çemberin içinde kalsın. Bu nedenle ergenlik döneminde artık kendini yetişkin gibi hissetmeye başladığı için çocuk çemberin dışına çıkmak isteyince aile panik yapıyor. Çok haklılar. Ama bu yanlış arkadaş edinme nasihatlerini ergenlik döneminde değil, çocukluktan itibaren vermeleri gerekiyordu. Çünkü artık 12-13 yaşına gelmiş bir öğrenmişlik var çocukta. Ben büyüdüğüme göre, bu öğrenmişlikler bana yeter gibi bir mantık oluşturuyor kendine. Tabi ki de doğru değil yetmez ama o öyle düşünüyor. Artık kendini yeni nasihatlere kapatıyor diyebiliriz. Bundan dolayı çocuklarımızın ergenlik dönemindeki arkadaşlık seçimlerini ya da yanlış yola sapıp sapmamasını doğduğu andan itibaren belirliyoruz zaten. Doğru bir çevrede doğru nasihatlerle ya da yönlendirmelerle büyütürsek ergenlik döneminde bizden koptuğunda ya da ufak uzaklaşmalar başladığında bir tık daha içimiz rahat olabilir. Tabi ki devir çok kötü. Her zaman için içimiz rahat etmez, mümkün değil. Ama diğer tarafa göre biraz daha rahat olabiliriz. Çünkü çocuk o yaşta bilinçli bir çocuk olmuştur.”

Ebeveynlerin çevreye olan güvensizliğine değinen Karayazı, “Dış dünyayı kontrol edemiyoruz. Çocuğun dış dünyaya adapte olması için yetiştirmemiz gerekiyor zaten. Çocuğumuza gerçekten güvenmeliyiz ve bunu da hissettirmeliyiz.” şeklinde ebeveynler ve çocuklar arasındaki güven bağına dikkat çekti.

‘ÇOCUKLARIN ÖZERKLİK DUYGUSUNU HİSSETMELERİ ÇOK ÖNEMLİ’

Ailelerin çocukları için çizdikleri sınırın içinde onlara bir özgürlük sunmaları ve kendi başlarına bir şeyler yapabileceklerine inandırılmalarının çok önemli olduğuna vurgu yapan Bektaş sözlerine şöyle devam etti; “Ebeveynler tarafından çizilen bu çemberden çıkma durumu aslında ergenlikte değil yine çocuklukta başlıyor. Özerklik dediğimiz şey 1 buçuk, 2 yaşından sonra başlayan bir durum ve bizim o çocuğa o özerkliği vermemiz gerekiyor. Kendi yemek yemek istiyorsa bırakın kendisi yesin ki tek başına bir şey yapabildiğini görsün. Dağıtacak, evet o yemek dökülecek ama çocukta bir özerklik, bir özgüven duygusu gelişecek. Çocuğa sen yapamazsın, dur suyunu ben getireyim gibi söylemlerle, ergenliğe geldiği zaman büyük bir ihtimalle özgüvensiz bir çocuk olacak ve o çemberin dışına çıkamadığı için daha büyük bir depresyon yaşayacak. Çemberin dışına çıkmak isteyecek ama büyük ihtimalle çıkamayacak. Bu da daha büyük bir çöküş, daha melankolik bir kimlik oluşturmasına neden olacaktır. Özgüvenli duygusunu 1 buçuk yaşan itibaren vermemiz gerekiyor.”

Çocuklara özerk bir alan sunulmamasının ilerleyen dönemlerde sorumluluk alma duygularını da etkileyebileceğini belirten Karayazı şunları söyledi; “Bu şekilde kısıtlanan çocukların ileride sorumluluk alma ihtimalleri çok düşük olur. Çünkü anne-baba zaten çocukluğunda onun yapması gereken her şeyi onun yerine yapmış oluyor. Yetişkinlikte de aynı şekilde çevresindeki insanlardan bir beklenti içerisine giriyorlar. Bu sosyal ilişkilerini, romantik ilişkilerini de olumsuz yönde etkiliyor. Çünkü ailesinden gördüğünü sosyal çevresinden alamadığında mutsuz ilişki görüntüleri ortaya çıkıyor.”

‘EN BÜYÜK RİSK FAKTÖRÜ, İNTİHAR’

Ergenlik dönemindeki değişik ruh halleri içerisinde söz konusu ergenler için oluşabilecek risk faktörlerini anlatan Bektaş şunları kaydetti; “Bu dönemlerde en büyük risk faktörü, intihar. Sahte intihar dediğimiz intihar yönteminden bahsediyoruz. Ama bu sahte intihar en az gerçek intihar kadar tehlikeli bir durum. Çünkü çocuk ilgi çekmek için, biri beni anlasın diyebilmek için sahte bir intihar planlar. Örneğin; ilaç içme. Bir yandan şunu da biliyordur, nasıl olsa beni kurtarırlar, ben ölmem düşüncesi vardır ama hayat bu, kurtarılamayabiliyorlar ve sahte intihardan ölenler de çok oluyor. Oradaki asıl amacı, gerçekten hayata veda etmek değil, ölmek istemiyor, bunu biliyor ve birilerinin dikkatini çekmek istiyor. Bu duruma ergenlik döneminde çok sık rastlarız. Çünkü vücudumuz değişiyor ve bazı çocuklar vücutlarını kabullenmek istemiyor. Bunun en büyük nedeni de dayatılan güzellik algıları, zayıf olmak zorundasın ya da erkek çocuklarına dayatılan sen ağlayamazsın, sert durmak zorundasın ama çocuk naif bir genç, duygusal biri ise bunları ortaya çıkaramıyor bu sebeplerden dolayı. Kendisini ortaya koyamıyor. Fiziksel özellikleri dayatılan özellikleri ile uyuşmuyor. Bunun neticesinde de ben zaten hayatta bir yer edinemeyeceğim, o zaman yaşamanın ne anlamı var, düşüncesine kapılabiliyor.”

Ergen bireylerin farklı dünyaları keşfetme arzularının da bazı riskler taşıdığını belirten Bektaş bu riskleri şöyle açıkladı; “Aileden uzaklaştığında ve aile kontrol edemediğinde artık farklı dünyalara girmesi de bizim için çok büyük bir risktir. Çok yanlış kişilere kapılıp gitmesi ve hayatının bambaşka bir yöne çevrilmesi gibi durumlar ortaya çıkabilir. Örneğin; madde kullanımı noktasında, bütün arkadaşlarım kullanıyor ben de bir tane kullanayım düşüncesi. Bunu da özgüven problemine, arkadaşlarından bağımsız hareket edememeye bağlıyoruz. Bütün arkadaşlarım yapıyor, ben de yapayım düşüncesi ile madde bağımlılığına giden bir süreç olabiliyor. Aslında pek çok risk faktörü var ama bunlar içerisinden dediğimiz gibi intihar çok ön planda. Onun dışında madde bağımlılığı, sigara, alkol tüketiminde artış gibi. Burada biraz da kendini büyük hissetme hissine kapılıyor çocuklarımız. Yani ergenlikte, ben artık çocuk değilim ama yetişkin de değil, evde ona yetişkin gibi davranılmıyor. Büyüdüm ve büyükler ne yapıyor, sigara içiyor örneğin. O zaman bende içmeliyim gibi bir mantıkla hareket ediyor. Kendini bir şekilde yetişkinler gibi davranmaya teşvik ediyor. Arkadaşlarım yapıyor ben yapmazsam dışlanırım gibi endişeleri de oluyor.”

Ailelerin çocuklarının edindiği alışkanlıkları öğrendikleri zaman bu durum karşısında sergiledikleri tutum ve davranışların çok önemli olduğunu vurgulayan Karayazı şunları ekledi; “Ailelerin çocuklarının sigara, alkol gibi ürünler kullandıklarını öğrendikten sonra çocuğa olan tutumları çok önemli. Çünkü eleştirmek, yasaklar koymak, kızmak bunlar caydırıcı olmuyor genellikle. Tam tersine tetikleyici olabiliyor. Çocuklar daha çok bu maddelere yöneliyor ve daha çok içmek isteyebiliyorlar. Ailesi ile de bunu paylaşmayıp gizli gizli içmeyi tercih ediyor tutumları karşısında. Ama aile çocukları ile düzgün bir şekilde konuştuğunda, gereken bilgileri verdiğinde en azından bunu ailesi ile gidip rahat bir şekilde paylaşabilir. Çocuklar farklı çevrelere yönelebilir ama aileden kopmadan onlarla her şeylerini paylaşabilecekleri bir zemin hazırlanmalı aile tarafından. Çünkü eleştiriye karşı çok hassas oldukları için herhangi bir eleştiride onlardan koşarak uzaklaşabiliyorlar.”

‘İLAÇ KULLANIMINA DİKKAT’

Büyük ataklar ve bunların dayanılamaz hale gelmesi durumunda bilimsel olarak ilaç kullanımının normal bir tedavi yöntemi olduğu ancak bunun dışında çocukları psikolojik ilaçların verilmesini önermediklerini dile getiren Bektaş şunları aktardı; “Panik ataklar, anksiyete dediğimiz kaygı ataklarında ya da müdahale edilemeyecek borderline,  bipolar gibi kişilik bozukluklarında, tabi ki ruhsal bozukluklarda da ilaçlar kullanılabiliyor. Bunu terapi ile halledebiliriz demiyoruz. Bu zaten bizim de öğrendiğimiz bilimsel bir gerçek. Bunlar ilaç destekli gitmesi gereken durumlardır. Ancak bir çocuğun ilaç kullanması için bu tarz rahatsızlıklara maruz kalması gerekiyor. Onun dışında çocuk terapiye karşı direnç gösterebilir, kendini açmayabilir. İlaç verelim de kendini açsın gibi bir şey asla söz konusu olamaz. Savaşırız, uğraşırız, direncini kırmaya çalışırız. Tabi ki ulaşamadığımız, direncini kıramadığımız hem çocuk hem ergen hem de yetişkin danışanlarımız oluyor. O zaman da bu terapi sürecinin karşılıklı gidebilecek bir süreç olduğunu, kendisi yardım etmezse psikoloğun da ona yardımcı olamayacağını söylüyoruz.”

İlacı bıraktıktan sonraki sürece değinen Karayazı; “İlaç kullanırken belli sıkıntılar yaşanabiliyor ama bir de ilacı bıraktıktan sonraki süreç var. İlacı bıraktıktan sonra tekrar nüksetmesi çok olası ya da daha kötüye gitmesi mümkün. İntihar düşünceleri ağır basabilir.” dedi.

Kullanım zorunluluğu olduğu durumlarda çocukların ebeveynleri tarafından kontrol altında tutulmalarını önemli olduğunu söyleyen Bektaş; “Bir psikiyatrist tarafından gerekli görüldü ve ilaç kullanıma başlandı. Burada ilk olarak yapılaması gereken o ilacın sürekli çocuğun elinde olmasını engellemek. Ebeveynlerin gözetiminde verilmesi gerekiyor. Çünkü çocuk iyi geliyor bu bana deyip, her sinirlendiğinde bir tane içebilir ya da arkadaşına verebilir, bak bu bana çok iyi geliyor, al sen de kullan diye. O yüzden ilacın ebeveynlerin gözetiminde alınması gerekiyor ve ebeveynin çocuk ile arasını açmaması gerekiyor. Çocuk ile sürekli iletişim halinde olmalı. Çocuğun kendini yalnız hissettiğinde arkadaşından önce ebeveynine gitmesi gerekiyor. Bunu ilaç kullanan çocuk için söylüyorum. Çünkü bir arkadaşına gittiğinde arkadaşı onun intihar düşüncelerini fark edemeyebilir. Ama anne-baba mutlaka fark edecektir. O yüzden ergenlik döneminde ilaç kullanan çocuklarda iletişim çok daha önemli hale geliyor.” ifadelerini kullandı.

- Reklam -