ÇOCUKLARDA ASTIM VE ALERJİK REAKSİYONLARIN TAKİBİ NASIL YAPILMALI?

0
17

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Alerji ve Astım Bölümü Uzmanı Prof. Dr. İpek Türktaş, çocuklardaki astım yakınmalarının ve çeşitli alerjik reaksiyonların nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Esma ALTIN/ANKARA

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Alerji ve Astım Bölümü Uzmanı Prof. Dr. İpek Türktaş, çocuk yaşlarda atakları başlayan astım ve yakınmalarının özellikle doğumdan sonra baş gösterdiği alerjik reaksiyon türleri hakkında bilgi verdi. Çocuklardaki bu hastalıkların kendini nasıl ve ne şekilde gösterebileceğini açıklayan Türktaş; “Çocukluk astımı doğumdan sonra hemen ilk 3 yaş içinde, bebeklik döneminde başlar. Başlaması için; çocuğun soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonu ya da gripal enfeksiyon olarak tanımlanan viral bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmesi gerekir. Her astımlı hastada ortak bir tetikleyici etken vardır ki bu, tüm gezegende yaygın olarak bulunan virüslerin yaptığı üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Çocuk bu virüslerle doğumdan sonra tanışmaya başlar.” dedi.

- Reklam -

‘ASTIM GENLER İLE GEÇEN BİR HASTALIKTIR’

Öncelikle astımın kalıtsal bir hastalık olduğunu açıklayan Türktaş sözlerine şöyle devam etti; “Astım irsi, kalıtsal bir hastalıktır. Genlerle geçer. Geçiş şeklinin anne ya da babadan mı olduğu ya da her iki ebeveynle mi ilgili olduğu halen bilinmemektedir. Ancak, birinci derece yakın akrabalar arasında benzer yakınmaları olan kişilere mutlaka rastlanır. Özellikle ülkemizde astım tanısı çok şiddetli ataklar geçiren, devamlı nefes darlığı olan kişilere konur. Daha hafif ve aralıklı yakınmaları olan hastalar için astım  yerine farenjit, bronşit gibi tanımlamalar kullanılır. Bu nedenle genetik yatkınlık dikkatlerden kaçabilir.”

Çocuklarda görülen astım krizlerinin hangi yaşlarda ve nasıl başladığı ile ilgili bilgi veren Türktaş şunları kaydetti; “Çocukluk astımı doğumdan sonra hemen ilk 3 yaş içinde, bebeklik döneminde başlar. Başlaması için; çocuğun soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonu ya da gripal enfeksiyon olarak tanımlanan viral bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmesi gerekir. Normalde bu enfeksiyonlar hafif bir ateş ve nezleyle bir hafta kadar sürüp geçer. Hatta çoğu zaman hiçbir bulgu ortaya çıkmaz. Ancak eğer çocukta astım yatkınlığı yani genleri varsa, bu sırada hemen öksürük ve göğsünde balgam oluşmaya başlar. Öksürük giderek balgamlı bir hale döner. Anne ‘dolu dolu öksürüyor’ şeklinde bir ifade kullanır. Küçüklerde  balgamlı kusma olur. Şiddetli durumlarda hışıltılı bir ses dışardan duyulur ve nefes darlığı eklenir. Aileler bu durumu ‘Grip göğsüne indi’ şeklinde tanımlar. Doktorlar da sıklıkla ‘Bronşiolit, Bronşit’ olarak tanı koyar. Hafif vakalarda öksürük geniz akıntısına bağlanır. Astım başlangıçta sonbahar ve kış aylarında sadece bu üst solunum yolu enfeksiyonları ile birlikte ortaya çıkar. Enfeksiyon yoksa çocuk tamamen normaldir. Bu nedenle gripal, boğaz enfeksiyonu yapan virüsler sıcak havalarda salgın yapmadığı için yaz ayları iyi geçer. Bazı çocuklarda da gripal enfeksiyondan sonra uzamış bir kuru öksürük kalır ve haftalarca sürer. Büyük çocuklarda daha sık görülen göğüs ağrısı da astımın çok tipik bir bulgusudur. Öksürük eşlik etmediği için çoğu ebeveyn kardiyoloji kliniklerine başvurur.”

ORTAK TETİKLEYİCİ: ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI

Astım krizlerini tetikleyen unsurların başında üst solunum yolu enfeksiyonlarının geldiğini belirten Türktaş, bu şekilde çocukların virüslerle tanışmaya başladığını ve sıkça rahatsızlandıklarını dile getirdi ve şu ifadeleri kullandı; “Her astımlı hastada ortak bir tetikleyici etken vardır ki bu, tüm gezegende yaygın olarak bulunan virüslerin yaptığı üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Çocuk bu virüslerle doğumdan sonra tanışmaya başlar. Özellikle kreşe başladıktan sonra kış aylarında her ay yeni bir virüs gelir. Hasta ister alerjik bünyeli olsun, ister olmasın gripal enfeksiyonlar hafif ya da ağır, astım yakınmalarını başlatır. Bunlar içinde en ağır tabloya yol açan inluenza yani domuz gribi virüsüdür. Astımlı bir insan herkes gibi öksürmeden hafif bir gripal enfeksiyon geçiremez. Ülkemizde soğuk algınlıklarının üşütmeye bağlı olduğu düşünülür. Çocuklar çok kalın giydirilir, gece üstleri örtülür, sırtlarına ter bezi konur. Halbuki bu işlemler hiçbir işe yaramaz. Çünkü etken üşütme ya da terin sırtta kuruması değil, viral bir boğaz enfeksiyondur ve virüs hastalığı geçiren başka bir insandan bulaşır. Alerjik astım ise genelde 5- 6 yaşından sonra başlar. Çünkü alerji gelişmesi için doğumdan sonra belli bir süre geçmesi gerekir. Ev tozu akarları, polenler ve küf mantarları da aynı viral üst solunum yolu enfeksiyonları gibi astım yakınmalarını başlatan alerjik etkenlerdir.”

Tüketilen gıdaların herhangi bir astım krizine yol açmadığına ve kimi zaman psikolojik kaynaklı atakların olabileceğine dikkat çeken Türktaş şunları söyledi; “Besinler astım ataklarını tetiklemez. Ayrıca, özellikle açık havada yapılan egzersiz ve efor da bu hastalarda öksürüğe neden olabilir. Bazen nefes darlığı ya da göğüs ağrısına yol açabilir. Çocuk emsallerinden daha çabuk yorulur. Her türlü koku, toz, sigara dumanına maruz kalma da benzer bulgulara yol açabilir. Psikolojik temelli nedenler erişkinlerden farklı olarak çocuklarda çok nadir olsa da, adölesan yaşlardan sonra az da olsa görülebilir.”

‘ASTIMDA ÖKSÜRÜK ŞURUPLARI İŞE YARAMAZ’

Teşhisi koyulduktan sonra çocuklarda astımı kontrol altına alabilmek için nasıl bir tedavi yöntemi ve hangi ilaçların kullanılması gerektiğini açıklayan Türktaş sözlerine şöyle devam etti; “Tedavide amaç öncelikle çocuğun ‘bronşit’ olarak tanımlanan atakları geçirmesini önlemektir. Ataklar sırasında 3 önemli değişiklik ortaya çıkar. İlki; tüm hava yollarını çepeçevre dışardan saran kaslar atak başlayınca kasılarak hava yollarını sıkarak daraltır. Diğer bozukluk, hava yollarının duvarında iltihap başlaması ve şişme olmasıdır. Son olarak da, iltihap yapımının artması hava yollarının içinde aşırı miktarda balgam yapımına yol açacaktır. Tedavide bu bozuklukları düzeltmeye yönelik 2 temel ilaç kullanılır. Bunlar; kas gevşetici ve iltihabı tedavi edici ilaçlardır. Zaten iltihap tedavi edilince balgam yapımı da durur. Astımda balgam söktürücüler ve öksürük şurupları işe yaramaz. Astım ilaçları çocuğun yaşına uygun aracı apereylerle inhalasyon yoluyla kullanılır. Bu şekilde az miktarda ilaç doğrudan bozukluk olan bölgeye ulaşmış olur. Astım, yan etki ortaya çıkmadan en etkili şekilde tedavi edilme şansı olan bir hastalıktır. Atak tedavisi dışında bazı koruyucu tedaviler de mevcuttur. Bunlar, inhalasyon yoluyla, her çocuk için farklı olan doz ve şekilde günlük olarak kullanılır. Bu şekilde çocuğun hem ağır atak geçirmesi önlenir, hem de artmış hava yolu duyarlılığı normale getirilerek hastalık kontrol altına alınmış olur.”

Astım tedavisi için alternatif tıp ürünlerinin herhangi bir etkisi olmadığının altını çizen Türktaş, özellikle astım rahatsızlığı olan çocukların yanınsa sigara tüketilmemesine dikkat çekti. Türktaş: “Astım tedavisinde özel bir diyet uygulanmaz. Bağışıklık arttırıcı, direnci yükseltici olduğu iddia edilen, bitkisel kökenli ürünler Tarım Bakanlığından ruhsatlıdır, hiçbir işe yaramaz. Biyoenerji ve akapunkturun en ufak bir bilimsel önemi yoktur. Antibiyotiklerin de astımda yeri yoktur. Ev içi ortamda özellikle sigara içilmemesinin önemi vurgulanmalıdır. Sigara içilen evlerde yaşayan çocukların yakınmaları kontrol altına girmez. Alerji gelişimi çocuk büyüdükçe ortaya çıkar. Bu nedenle alerji testlerinde alerji saptanmaması küçük çocuklarda güvenilir değildir. Genel olarak nemsiz, rutubetsiz, 22-23 derece ısıda olan, yün eşya içermeyen bir yatak odası uygundur.” dedi.

‘ÇOCUKLARDA ASTIM TEDAVİ EDİLMEZSE AKCİĞER GELİŞİMLERİ BOZULABİLİR’

Astım atakları olan bir çocuk tedavi edilmez ise ne gibi durumlar ve sorunlar ortaya çıktığında bahseden Türktaş, hayati bir tehlike olmasa bile yaşam kalitesinde birtakım olumsuzların yaşanabileceğini belirtti. Türktaş, özellikle akciğerlerin etkilenebileceğini vurgulayarak; “Astım yakınmaları tanı almaz ve tedavi edilmezse günlerce sürebilir. Bu çocuklar hiç tedavi edilmese de sonunda düzelir. Çünkü astım kalp yetmezliği gibi hayatı tehdit eden bir hastalık değildir. Ancak çocuğun ve ailesinin yaşam kalitesi çok bozulur. Çocuk özellikle geceleri derin uykuda çok öksürür. Hatta sabaha karşı öksürük nedeniyle uyanır. Uyku düzensizliği ertesi gün tüm fonksiyonlarını etkiler. Okul başarısı düşer. Giderek efor kapasitesi etkilenmeye başlar. Çabuk yorulur, spor yapamaz. En önemli konu da tedavi edilmeyen çocukların akciğer gelişimlerinin bozulmaya başlamasıdır. Her ne kadar akciğerlerin büyümesi çocuklarda 20-25 yaşına kadar devam ederse de, büyümenin en hızlı olduğu dönem ilk 7 yaştır. Bu dönemde solunum fonksiyonlarını bozan tek faktör astım ataklarıdır. Böyle çocuklarda hastalık daha çok kronikleşir ve erişkin hayatta KOAH gelişme riski ortaya çıkar.” şeklinde ileride oluşabilecek sorunları açıkladı.

Ebeveynlerin özellikle doğumdan sonra çocukların virüsle tanışması ve geçireceği gribal enfeksiyonları takip etmesinin önem arz ettiğini söyleyen Türktaş şunları aktardı; “Astımlı çocuk sağlam çocuktur. Bağışıklık bozukluğu yoktur. Vücut direnci normaldir. Büyüme gelişme geriliği olmaz. Ebeveynlerin sadece doğumdan sonra çocuğun gripal enfeksiyonları nasıl geçirdiğini izlemeleri gerekir. Çünkü astım her çocukta küçük yaşta gripler sırasında bulgu vererek başlar. Özellikle ailede benzer akrabalar varsa mutlaka bu konu dikkatle izlenmelidir. Öksürüğün bir haftadan uzun sürmesi, geceleri ortaya çıkması, dolu dolu olması, hırıltı, balgamlı kusma gripal enfeksiyonlarda görülen bulgular değildir. Bu dönemde yapılan bütün kan tahlilleri ve akciğer grafilerinde de hiçbir bozukluk çıkmayacağı unutulmamalıdır. Bebeklikte inek sütü ya da yumurta gibi besin alerjisi geçirmiş çocuklar ile atopik dermatitli (egzema) çocuklarda ilerde astım gelişme riski çok yüksektir. Bu nedenle böyle çocukların ebeveynleri de çocuklarının gripal enfeksiyonları nasıl geçirdiğine dikkat etmelidir. Çocuk büyüdükçe  de alerjik astım ortaya çıkabilir. 5-6 yaşından sonra, her sene özellikle ilkbahar aylarında astım yakınmalarının başlayıp başlamadığı izlenmelidir.”

ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN DİĞER ALERJİK RAHATSIZLIKLARI ANLATTI

Çocuklarda özellikle doğumdan sonra bebeklerde sıkça görülen diğer alerjik reaksiyonları da değinen Türktaş sırasıyla şunları anlattı; “Besin alerjileri, atopik dermatit-egzama, alerjik rinit-saman nezlesi, alerjik konjonktivit-alerjik rinokonjonktivit, evcil hayvan alerjileri de diğer sık görülen alerjik hastalıklardandır. Besin alerjileri hemen doğumdan sonra başlar. En sık inek sütü alerjisi görülür. Hiç mama almayıp, sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde de görülür. Çünkü alerjiye yol açan protein annenin tükettiği süt ve süt ürünlerinden kendi sütüne geçer. Bebek de sorumlu proteinle bu şekilde karşılaşmış olur. En sık rastlanan süt alerjisi formu bağırsaklarla ilgili proktokolittir. Bebeğin kakasında sümüksü yapışkan mukus çıkar. Az ya da çok kan da olabilir. Kolik ağrılar, huzursuzluk, emme reddi, kusma, kilo alamama gibi bulguların bazıları ya da hepsi değişik şiddette görülebilir. Tedavide annenin diyetini ayarlamak gerekir. Ancak annenin diyetinden süt ürünleri tamamen çıkartılacaksa, ona hem kalsiyum verilmelidir, hem de diyetinin protein içeriği ayarlanmalıdır. Yoksa bebeğin gelişimi olumsuz etkilenir. Süt alerjisinin diğer bulguları da deride kaşıntı, pişik, egzama ve anafilaktik şok tablosu şeklinde özetlenebilir. Süt dışında besin alerjisinden sorumlu besinler yumurta, buğday ve kabuklu kuruyemişlerdir. Çocuk büyüdükçe balık ve deniz mahsülleri de bu tabloya eklenebilir. Her besin alerji yapmaz. Örneğin; sebzelerle görülmez. Meyvelerden de en çok kivi bilinir. Tedavide iyileşme sağlanana kadar sorumlu besin diyetten çıkartılır. Bazı hafif yakınmalarda emziren annenin diyeti hiç değiştirilmez, eliminasyon sadece çocuğa uygulanır. Çocuk büyüdükçe kan ve alerji deri testi yapılarak besin eliminasyonu sonlandırılır. Bu yöntem her çocuk için farklı bir ayarlama yapılmasını gerektirir.”

Bir başka alerjik reaksiyon olan egzamaya bazı besin ürünlerinin de etki edebileceğini ifade eden Türktaş; “Atopik dermatit yani egzama sıklıkla bir yaşından önce başlar. İyileşme ve alevlenmelerle seyreder. Ağır vakalar erişkin hayata kadar devam eder. Diğer daha hafif vakalar 2 yaşına kadar düzelir. Egzama bazı hastalarda besinlerle ilişkilidir. Her hastada besin eliminasyonu yapmak gerekmez. Tedavide bazı ilaç içeren kremler ve nemlendiriciler kullanılır.” dedi.

Çocukluk döneminde başlayıp yetişkinlik dönemlerinde de devam eden polen alerjisinin etkilerinden söz eden Türktaş, özellikle ilkbaha aylarında bu tür alerjik reaksiyonların ortaya çıkabileceğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti; “Alerjik rinokonjonktivitin en önemli nedeni polen alerjisidir. Çayırlar, ağaçlar, ot, yabani ot ve tahıl polenleri sorumludur. Bazı hastalarda ev içi ve dışı ortamda bulunan mantar sporları da bulgulardan sorumludur. En erken 5-6 yaşından sonra başlar. Polen alerjisinde bulgular; her sene ilkbahar ve yaz aylarında gözlerde kızarma ve kaşıntı, burunda akıntı, kaşıntı, peş peşe aksırmalar ve burun tıkanıklığı ile ortaya çıkar. Bulguların şiddeti 20 yaşına kadar artar, sonra azalmaya başlar. 50 yaş civarında geçer. Ev tozu akarları da aynı bulgulara mevsimsel değil, yıl boyu neden olurlar. Önceki yıllarda bu hastalara genelde alerji aşıları dediğimiz immünoterapi yapılırdı. Bu tedavi adı aşı tedavisi olsa da hastalığı tamamen sona erdirmez. Günümüzde polen mevsiminde kullanmak üzere yan etkisi olmayan koruyucu göz damlaları, burun spreyleri ve alerji ilaçları mevcut olduğu için artık aşı tedavisi çok az vakada uygulanmaya başlanmıştır.”

Çocukların evcil hayvanlara yönelik duyarlılıklarından kaynaklanan alerjik reaksiyonların belirtileri ve bu belirtilerin kendini hemen göstermediğini belirten Türktaş; “Evcil hayvan alerjileri içinde en çok kedi alerjisi görülür. Köpek, at ve kuşlar da bu listede yer alır. Alerjiye bağlı gözlerde kızarma, kaşınma, şişme, burun akıntısı ve tıkanıklığı yanı sıra astım bulguları da sorumlu hayvanla yakın temas sonucu ortaya çıkar. Hayvan eve alındıktan sonra, alerji gelişmesi ve bulguların ortaya çıkması arasında çok uzun bir süre geçmesi gerekebilir. Bu nedenle başlangıçta yakınma olmaması ilerde de olmayacak anlamını taşımaz. Ancak günümüzde kedili eve doğan çocuklarda hayat boyu kedi ile yaşayınca alerjik reaksiyonların ortaya çıkmadığı gösterilmiştir.” ifadelerini kullandı.  

‘ANAFİLAKTİK ŞOK, ÖLÜME SEBEBİYET VEREBİLİR’

Ölüme sebebiyet vermesi nedeni ile tehlikeli bir alerjik reaksiyon olarak görülen ve en çok korkulan anafilaktik şok yakınmalarının çocuklarda da görüldüğüne dikkat çeken Türktaş, besin maddelerinin yanında kullanılan ilaçların da bu atakları tetikleyebileceğini kaydetti. Türktaş: “Anafilaktik şok ölüme sebebiyet vermesi nedeniyle en çok korkulan alerjik reaksiyondur. Çocukluk yaş grubunda da görülür. Çocuklarda en sık neden besin alerjileridir. Süt, yumurta, buğday, kabuklu kuruyemişler, deniz mahsülleri ve kivi en önemli nedenlerdendir. Ayrıca, arı alerjileri, aşılar ve ilaçlar da anafilaksiye neden olabilir. Sorumlu etken ilk karşılaşmada bulgu vermez. Tekrarlayan karşılaşmalar sonucunda şok gelişir. Sonrasında artık her karşılaşmada aynı hatta daha şiddetli bir reaksiyon ortaya çıkar. Bunlar; seste kabalaşma, nefes darlığı, yüzde kızarma, kaşınma, kurdeşen, gözlerde, yüzde, dudaklarda şişme, kusma, kramplar ve ani ishal olarak özetlenebilir. Bu bulgular hiç ortaya çıkmadan asfiksi denilen solunum yolu tıkanması ile hasta dakikalar içinde kaybedilebilir. Bu bulgular başlar başlamaz hasta en yakın sağlık merkezine en hızlı şekilde götürülmelidir. Böyle hastalara ve ebeveynlerine sorumlu antijenden nasıl uzak durmaları gerektiği konusunda eğitim verilmelidir. Ayrıca, ilerde ortaya çıkabilecek bir reaksiyon sırasında sağlık merkezine gidene kadar evde hemen kas içine yapılacak, içinde adrenalin bulunan bir oto-enjektör reçetesi yazılmalı ve aileye kullanımı öğretilmelidir. Bunun ilk dakikalar içinde evde yapılması hayat kurtarıcı olmaktadır.” şeklinde atakların ciddiyetine vurgu yaptı.

- Reklam -