ÇOCUK EDEBİYATININ BÜYÜK KAHRAMANI: “ERDAL ÇAKICIOĞLU”

0
81

Emekli Türk dili ve edebiyatı öğretmeni ve yazar Erdal Çakıcıoğlu, çocuk edebiyatı ile ilgili çalışmaları, çeşitli eserleri ve okumanın gücü hakkında gazetemize önemli bilgiler verdi.

Esma ALTIN/ANKARA

Emekli Türk dili ve edebiyatı öğretmeni ve yazar Erdal Çakıcıoğlu, ağırlık olarak kaleme aldığı çocuk kitapları ve çeşitli eserleri hakkında gazetemize konuştu. Pek çok alanda çeşitli eserler üreten Çakıcıoğlu, okumanın önemine ve gücüne dikkat çekti. Çakıcıoğlu: “Durmaksızın okudum, hâlâ da aynı hızla ve iştahla okuyorum. Okudukça bakış açım değişti; hayal gücüm gelişti. Daha çok ve daha iddialı yapıtlar üretmeye başladım. Üniversiteyi bitirip edebiyat öğretmenliğine başlamamla birlikte, tüm zamanımı edebiyatla iç içe geçirmeye başladım. İlk kitabım da bu sıralarda yayımlandı. O günden beri de okumayı ve yazmayı sürdürüyorum.”

- Reklam -

‘SU İÇER GİBİ OKUYORDUM’

Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak emekli olduktan sonra yaptığı işlerden bahseden Çakıcıoğlu sözlerine şöyle devam etti; “Ben, 1952 yılının ocak ayında, memur bir babanın ilk çocuğu olarak Erzurum’un Karayazı ilçesinde doğmuşum. Benden iki yaş küçük bir de erkek kardeşim var ve babamın memur olması nedeniyle de ilk ve ortaöğrenimimi Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki okullarda sürdürmek zorunda kaldım. Aslen Ardahanlıyız. Ardahan’a, memleketime, ancak babam memuriyetten ayrıldıktan ve ben lise ikinci sınıfa geçtikten sonra gelip yerleşebildik. Yükseköğrenimimi Erzurum’da okudum. 1978 yılında, Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak Göle Lisesi’ne atandım. Bir yıl sonra da İstanbul’a, Şişli Çağlayan Lisesi’ne atandım. Otuz yıl edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra, Ahmet Buhan Lisesi’nden emekli oldum. Emeklilik sonrasında, kendimi tümüyle edebiyata verdim. Uzunca bir süre, çeşitli yayınevlerinde genel yayın yönetmenliği yaptım. Çizgi roman ve çizgi film çizerliği, kaligraflık gibi işlerde çalıştım. Ancak zamanımın büyük bir bölümünü yazarlık oluşturdu. Büyük bir bölümü çocuk kitabı olmak üzere, edebiyatın hemen her alanında üç yüzün üzerinde eserim var.”

Edebi kişiliğinin ne zaman ve nasıl oluşmaya başladığı hakkında bilgi veren Çakıcıoğlu şunları dile getirdi; “Edebiyatla ilişkim, daha ilkokul yıllarında başladı. Okulumuzun duvar gazetesinde minik öyküler yazarak, resimler çizerek bu güzel yola ilk adımımı attım. Okuma aşkını da bu yıllarda kazandım. Kısıtlı olanaklarıma karşın, elime ne geçse, su içer gibi okuyordum. Okuyor ve onlar gibi nitelikli öyküler yazmaya, resimler çizmeye çalışıyordum. Ortaokul yıllarımda, yazdığım öykülerin boyutları da büyüdü. Artık daha nitelikli, daha dikkate değer öyküler yazıyordum. Bu dönem içerisinde, Türkçe öğretmenlerimin yönlendirmesiyle çeşitli yarışmalara katılıp birincilikler kazandım. Bu birbirini izleyen başarılar, okuyucularımın coşkun desteği ve beğenisi, yazılarımın yerel gazetelere taşınmasını sağladı. Ama asıl sıçramayı lise yıllarımda yaptım. Kendisi de edebiyatımızın seçkin bir yazarı olan öğretmenim Mustafa Balel’in desteği ve yönlendirmesiyle öykülerim ulusal dergilere taşındı ve büyük bir beğeni topladı.”

Okumanın önemine ve değerine dikkat çeken Çakıcıoğlu şunları vurguladı; “Yükseköğrenimim sırasında, edebiyatla iç içeliğim daha da büyüdü. Durmaksızın okudum, hâlâ da aynı hızla ve iştahla okuyorum. Okudukça bakış açım değişti; hayal gücüm gelişti. Daha çok ve daha iddialı yapıtlar üretmeye başladım. İlke olarak karşı olmama karşın, hocalarımın zorlamasıyla çeşitli yarışmalara katıldım ve önemli başarılar kazandım. Bu, beni daha çok okumaya, araştırmaya ve yazmaya itti. Üniversiteyi bitirip edebiyat öğretmenliğine başlamamla birlikte, tüm zamanımı edebiyatla iç içe geçirmeye başladım. İlk kitabım da bu sıralarda yayımlandı. O günden beri de okumayı ve yazmayı sürdürüyorum. Büyük bir kısmı çocuk edebiyatına ait olmak üzere, üç yüzden fazla yapıt ürettim.”

‘EDEBİYAT BİR BÜTÜNDÜR’

Çoğunlukla çocuk kitapları yazan Çakıcıoğlu, bu alanın niteliği hakkında bazı önemli noktalara değindi ve şunları aktardı; “Çocuk edebiyatı, dünyada da ülkemizde de yeni sayılır. Çocukların da bir edebiyatının olması gerekliliği, ancak 1970’li yıllarda fark edilebilmiş. O tarihten önce de kuşkusuz kahramanı çocuk olan birçok öykü ve masal yazılmış. Ama bunların hiçbiri, çocuklar okusun diye yazılmamış. Ne La Fontaine’in fablları, ne Andersen’in masalları, ne Grimm kardeşlerin öyküleri ne de bizdeki Ömer Seyfettin ve Kemalettin Tuğcu öyküleri, çocuk pedagojisine uygun değil. Bu nedenle, dünyada ve bizde, yeni ve pedagojik bir çocuk edebiyatı oluşturma çalışmaları başlamış. İşte tam da o yıllarda ben ve bir grup öğretmen- yazar arkadaşım, bu alanda eser üretme kararı aldık ve işe giriştik. Bu bakir alan, kısa sürede popülist yazarlarla kabzımal kafalı yayıncıların da ilgisini çekti; iştahını kabarttı. Kabarttı, çünkü bu alanda büyük bir rant vardı. Medyayı da arkalarına alarak hiçbir misyon ve sorumluluk üstlenmeden, büyük bir çocuk edebiyatı çöplüğü oluşturdular. Daha ucuz ve niteliksiz yığınlarca çocuk kitabı üretip pazar kavgasına giriştiler. Hem de bizleri gölgede bırakarak. Ne pedagoji umurlarındaydı onların, ne de çocuk edebiyatı. Müthiş bir sömürü alanı yakalamışlardı ve bunu sonuna kadar kullanacaklardı. Kullandılar da ve bugün, ne yazık ki bir çocuk edebiyatı bataklığı var ülkemizde ve biz, bu bataklığın ortasında gül yetiştirmeye çalışıyoruz. Hem de hiçbir tanıtım şansımız olmadan. Çocuğuna okutacağı kitabı önce kendisi okuyan değerli öğretmen ve velilerin varlığına güvenerek. Çocuklara sevgi, hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, dayanışma gibi evrensel değerleri aşılamaya çalışarak. Onlara öz güçlerine güvenmeleri gerektiğini salık vererek. Bir arada, daha güçlü olabileceklerini öğütleyerek. İnsan, doğa ve hayvan sevgisini aktararak. Erdemi, doğruluğu, iyiliği, yapıcılığı, üretkenliği ve yurt sevgisini kutsayarak. Geleceğin sahiplerine, bugünden sorumluluk üstlenmeleri gerektiğini anlatarak.”

Çocuk kitaplarının yanında roman türünde de eserleri olduğunu belirten Çakıcıoğlu şunları ifade etti; “Yetişkinler için yazılmış ve yayınlanmış romanlarım da var. Öykü ve şiir kitaplarım da var. Araştırma- inceleme kitaplarım da var. Sözlüklerim, seçkilerim de var. Uyarlamalarım, derlemelerim, tiyatro eserlerim, makale ve söyleşilerim de var. Edebiyatın hemen her türünde ürettim ben. Çünkü edebiyatın bir bütün olduğuna inanırım. Bütün dalları iç içedir. Duygu ve düşüncelerinizi, her alanı kullanarak farklı anlatabilirsiniz. Gazete yazarlığı da bunlardan biridir. O nedenle de edebiyatın, hatta sanatın hiçbir türünü reddetmemek gerekir ve ben de öyle yapıyorum. Yeri geliyor, bir karikatürle ya da resimle anlatmayı başardığım şeyi, sayfalar dolusu bir yazıyla anlatamıyorum. Yeri geliyor, bir tiyatro oyunuyla anlattığım şeyi, bir öyküyle ya da romanla anlatmam olanaksız oluyor. Öyleyse neden vermek istediğim mesaja uygun bir yolu denemeyeyim? Kaldı ki ben bir emekli edebiyat öğretmeniyim. Otuz yıl boyunca edebiyatın her türünü çocuklarıma yani öğrencilerime öğretmeye ve sevdirmeye çalıştım. Her türün vazgeçilmez olduğunu söyledim. Hem de inanarak söyledim. Söylediğim, öğrettiğim şeyi kendim uygulamazsam inandırıcılığım kalır mı?”

OKUMA ALIŞKANLIĞINA DİKKAT ÇEKTİ

Okuma alışkanlığına küçük yaşlarda başlamanın öneminden söz eden Çakıcıoğlu şunları kaydetti; “Birçok olumlu özellik gibi, okuma alışkanlığı da çocuk yaşlarda başlar. Örneğin; bende öyle başladı. Çocukluğumdan beridir ne bulursam okuyorum. Hem de büyük bir tutkuyla. Benim gibi, diğer çocukların da okumaya bu yaşlarda başlarlarsa sürdüreceklerine inanıyorum. Atalarımız boşuna, ‘Ağaç yaşken eğilir,’ dememişler. Çocuklukta edindiğimiz birçok alışkanlık, sonradan kişilik özelliklerimizin bir parçası olup çıkıyor. Ancak bu, elbette zorla elde edilebilecek bir şey değildir. Evde anne babası okumayan, öğretmeni okumayan bir çocuğa, ne yaparsanız yapın, okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandıramazsınız. Öyleyse bir Çin atasözünün dediği gibi, ‘Yeni ve kusursuz bir kuşak oluşturmak için, eğitime dede ve ninelerden başlamalıyız’. İşte tam da bu anlayış ve inançtan yola çıkarak ben, çocuklar için yazdığım öykü ve romanları, yetişkinlerin de anne, baba ve öğretmenlerin de sıkılmadan, hatta zevkle okuyabilecekleri bir dille ve anlatım tarzıyla yazıyorum. Biliyorum ki insan, kaç yaşında olursa olsun, içinde bir çocuğu yaşatır ve çocuk, kaç yaşında olursa olsun, evde anne babasının, okulda öğretmeninin okuduğu kitabı okumak ister. Öyleyse iki, hatta üç kuşağın birlikte okuyabileceği öykü ve romanları neden yazmayalım?”

Küçük yaşlarda okumaya başlamanın ileriki yaşlardaki etkisini açıklayan Çakıcıoğlu şunları söyledi; “Kişiliğimizin oluşması, çocuk yaşlarımızda başlar. Çocuklukta edindiğimiz kimi olumlu ya da olumsuz alışkanlıklar, yetişkinliğimizde de sürer. Hem de gelişerek. Kitap okuma alışkanlığı da bunlardan biridir. Kitabı çocukluğunda tanımayan birinin, yetişkinlik döneminde iyi bir okuyucuya dönüşmesi belki olanaksız değildir ama oldukça güçtür. Oysa çocukluğunda bu alışkanlığı kazanan biri, yetişkinliğinde de bu özelliğini geliştirerek sürdürür. Eğer gerçekten yurtseversek, gerçekten ülkemizin geleceğine ilişkin bir sorumluluk taşıyorsak, öncelikle çocuklarımızı çok iyi yetiştirmek zorundayız. Onları, geleceğe iyi ve sorumlu birer yurttaş olarak hazırlamalıyız. Kültürel donanımlarını sağlamalı, bakış açılarını genişletmeli, hayal güçlerini geliştirmeliyiz. Çünkü kültürel birikimden yoksun, bakış açısı dar ve hayal gücü olmayan hiç kimse üretken, etkin ve yaratıcı olamaz. Sadece birilerinin yörüngesinde kalıp onun uydusu olmaya mahkûm olur. Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken en etkili aracımız da kuşkusuz kitaplardır ve çocuklarımıza olan borcumuzu ödemeye çalışırken, kendimizin rol model olduğumuzu da unutmamalı, kendimizi geliştirmeyi de ihmal etmemeliyiz.”

Günümüzün hızla ilerleyen teknolojisinde artan e-kitaplar ile ilgili görüşlerini belirten Çakıcıoğlu; “İnsanlığın yararına olduğu sürece, bilimsel ve teknolojik gelişmelere hiçbir itirazımız yok, olamaz da. Çünkü kendimiz de o olanaklardan bir biçimde yararlanıyoruz. Bu bağlamda, e-kitaba da itirazımız olamaz. Ama bir bilgisayar ekranına saatlerce bakıp radyasyon yüklenmek yerine, kâğıt ve mürekkep kokusunu alarak okumak daha zevkli değil midir? Bir masanın önünde çakılıp kalmak yerine, evin, odanın herhangi bir köşesinde, istediğimiz şekilde özgürce oturmak, hatta gerektiğinde uzanarak okumak daha sağlıklı değil midir? Okuduğumuz ya da dinlediğimiz çünkü artık bizim yerimize başkaları okuyor, bir eseri, bir gün başına ne geleceğini bilemediğimiz bir bilgisayara kaydetmek yerine kitaplığımıza koymak ve aklımıza estikçe ona bakmak, ihtiyaç duydukça alıp karıştırmak daha hoş değil midir? Yani ben, kitabımın elimde olmasını yeğlerim. Sayfalarını kendi parmaklarımla çevirmek isterim. Onun o güzel kokusunu içime çekmek isterim. Masamın üstünde, kitaplığımda dursun, gözümün önünde olsun isterim. Birtakım ansiklopedik bilgilere daha hızlı ulaşmak için teknolojiyi elbette kullanalım. Ama romanlarımızı, öykü kitaplarımızı kitapçıdan alıp doya doya, yaşaya yaşaya okuyalım.” dedi.

‘ANA KAYNAK HAYATTIR’

Çocuk kitaplarında ortak bir amacın varlığından bahseden Çakıcıoğlu şunlara dikkat çekti; “Çocuk kitaplarının bir tek ana fikri olmaz elbette. Her kitabın, kendine özgü bir ana fikri vardır. Ama hepsinin ortak bir ana kaynağı vardır. Bu da hayattır, hayatın kendisidir. Bu nedenle, bütün çocuk kitaplarının ortak hedefi de çocuğu hayata hazırlamak olmalıdır. Hayata bütünselliği içinde baktığımızda iyi- kötü, doğru- yanlış, güzel- çirkin, olumlu- olumsuz bütün özellikleri görürüz. Üstelik bu özelliklerin hepsini de insanlar taşırlar üzerlerinde. Doğadaki diğer canlılar, bu bakımdan tümüyle masumdurlar. Beslenme, barınma, korunma ihtiyaçlarının dışında hiçbir şeyle ilgilenmezler. Ama ya insanlar? İnsanlar öyle mi? Önce merakları, sonra da hırsları ya da koruma içgüdüleriyle yukarıdaki özellikleri kuşanıverirler. Doğanın ve hayatın sahibi olmaya soyunurlar. Hakları ve hadleri olmayan birçok etkinlik sergilerler. Örneğin; kimileri, doğadaki her şeyin canına okurlar. Zarar verirler. Yok ederler. Kimileri de bu yok edicilerin karşısına dikilip doğayı ve doğadaki her şeyi korumaya çalışırlar ve bu iki grup arasındaki mücadelede hayatın kendisini oluşturur. İşte çocuk kitaplarının görevi de bu anlamda çok önemlidir. Çocukları, hayatın iyi, güzel, doğru ve olumlu yanına katkı sağlayacak bireyler olarak eğitmeye, yetiştirmeye çalışır.”

‘ZAMANI KİTAP OKUYARAK DEĞERLENDİRELİM’

Pandemi nedeniyle insanların evlerinde bolca vakitlerinin olması ve bu vakti kitap okuyarak değerlendirmeyi tavsiye eden Çakıcıoğlu; “Gerçekten de hepimiz için çok zor bir dönemden geçiyoruz. Bütün dünya eve kapandı. Zorunlu durumlar iş, alışveriş, eğitim vb.  dışında kimse evinden çıkamıyor. Korona Virüsü dışarıda kol geziyor. Yakalayıp hasta yatağına bağlayacak insan arıyor. Bir sürek avındayız sanki ve ne yazık ki bu kez av biziz. O acımasız avcıya yakalanmamız gerek. Bu nedenle de burnumuzu evden dışarıya uzatamıyoruz. Hiçbir işi, hiçbir üretkenliği, hiçbir etkinliği olmayan insanlar için bir kaos, bu durum. Ama diğerleri için değil. Elbette dışarıda özgürce ve oksijen soluyarak oyun oynamanın yerini tutamaz ama zorunluysak, evde de oyun oynayabiliriz. Elbette dokunarak, yanımızda varlığını, sıcaklığını hissederek konuşmamızın, şakalaşmamızın yerini tutmaz ama arkadaşlarımızla telefonla da iletişim kurabiliriz. Diğer etkinliklerimiz için de aynı şeyleri düşünebiliriz. Ama bütün bunları defalarca yapsak bile, yine de geride büyük bir zaman boşluğu oluşacaktır, oluşuyordur da. İşte bu zamanı olumlu yönde doldurmanın en güzel yolu, kitap okumaktır. Çünkü okuduğumuz her kitap, bizi evin duvarlarının dışına taşıyacaktır. Özgürlüğümüze kavuşturacaktır. Dünyanın herhangi bir yerinde, çiçek tarhları arasında dolaştıracaktır ya da bir ormanda, kayınların gölgesinde dolaştıracaktır. Serüvenden serüvene, heyecandan heyecana sürükleyecektir. Bize yaşadığımızı hissettirecektir. Kaostan kurtulmamızı sağlayacaktır. Ben hem bir yazar hem de okur olarak, pandemi sürecini kitap okuyarak ya da yazarak, hiçbir sıkıntı yaşamadan geçiriyorum. Çocukların da aynı şeyi yapmalarını, tüm içtenliğimle öneriyorum. Okumayı denesinler. Çok mutlu olacaklarını görecekler.” ifadelerini kullandı.

Pandeminin yayınevlerine etkisine de değinen Çakıcıoğlu şunları söyledi; “Pandemi süreci, hayatın her alanını olumsuz yönde etkiledi elbette. En çok da yayınevlerini. Özellikle de kâğıttaki dışa bağımlılık ve sürekli yükselen maliyetler, birçok yayınevinin elini kolunu bağladı. Çıkmaza soktu. Onları üretmekten caydırdı. Korkuttu. Ben bir yayıncı değilim ama görüyorum ki, yayınevleri en çok da okuyucularına ulaşmakta sıkıntı yaşıyorlar. İnsanlar, dışarıya çıkamadıkları, kalabalık ortamlara giremedikleri için, kitapçılara gidemiyorlar. Bayi üzerinden çalışan yayınevleri, kapalı olduğu için okullara, kitap tanıtımı yapmaya gidemiyorlar. Kitap fuarları, imza ve söyleşi etkinlikleri yapılamıyor. Dolayısıyla yayınevleri oldukça güç durumdalar. Biz yazarlar da elbette. Yayınlanmayacağını bile bile oturup yeni yapıtlar üretemiyoruz. Ürettiklerimiz, bilgisayarlarımızda yayınlanacakları günü bekliyorlar. Örneğin; benim de yazılmış, yayınlanmayı bekleyen Orta Oyunu adlı bir romanım var. Kısaca biz yazarlar, çizerler ve yayıncılar umutla pandemi sürecinin sona ermesini, okuyucularımızla yüz yüze gelebileceğimiz günleri bekliyoruz.”

‘ESERLERİM ÇOK VE ÇEŞİTLİ’

Neredeyse her kesim için ayrı ayrı çeşitte eserler kaleme alan Çakıcıoğlu, eserlerinin niteliği hakkında bilgi verdi. Çakıcıoğlu: “Eserlerimin sayısı, burada sıralayamayacağımız kadar çok ve çeşitli. Akademik kitaplarımda, bilgilendirmeyi amaç edindim. Türk diline ve edebiyatına katkı sağlamaya çalıştım. Dünya edebiyatının tanınması için çaba harcadım. Yetişkinler için yazdığım öykülerde, güncel olaylardan yola çıkarak hayata farklı açılardan bakmayı denedim. Romanlarımda, farklı tarzları denemeye çalıştım. Örneğin; mitolojik romanlarımda Kır Zincirini Prometheus ve Kibele’nin Kızları gibi tarihin satır aralarına dalarak geçiştirilmeye çalışılan gerçekleri su yüzüne çıkarmaya çalıştım. Tarihi tersinden okumayı denedim. Diğer romanlarımda da okuyucunun kendisini romanın kahramanı hissetmesini sağlayacak bir dil ve kurgu oluşturmaya çalıştım.” dedi.

Çocuk edebiyatına yönelik yazdığı eserlerde daha çok empatiyi ön planda tuttuğunu belirten Çakıcıoğlu şunları dile getirdi; “Eserlerimin asıl ağırlığını oluşturan çocuk edebiyatında ise tümüyle empati kurmaya çalıştım. Çocuk romanlarında, kimi zaman mitolojiden yararlanarak çocukları tarihin ilginç olaylarına, kimi zaman kurgu serüvenler tasarlayarak günümüze, kimi zaman kurgu bilim ögelerini kullanarak geleceğin dünyasına taşımaya çalıştım. Ama hepsinde de erdem ve iyilik, vazgeçilmez temamız oldu. Masallarda da daha çok fablı kullanarak çocuklara doğa ve hayvan sevgisini vermeye çalıştım, öykülerde de. Kullandığım dil ve empatiyi temel alarak oluşturduğum kurgu, çocuğu öykünün, romanın içine çeksin istedim. Seçtiğim konular sadece bugünün çocuklarına değil, yirmi otuz yıl sonranın çocuklarına hitap etsin, onların ilgilerini çeksin, zevkle okusunlar diye çabaladım. Bütün bu uğraşılarımda ne kadar başarılı olduğumun yanıtı, elbette okuyucularımda. Başarıp başaramadığımı onlar söyleyecekler. Şu anda, bir çocuk romanı üzerinde çalışıyorum.”

Okumayı aşılamak için çeşitli projeler ve etkinliklere katıldığını ifade eden Çakıcıoğlu; “Şu anda, son üç yıldır çocuk kitaplarımı yayınlayan Yayfen Yayınları’nın bayileri ve sevgili dostum, şair Nebih Nafile ile birlikte organize ettiği proje ve etkinliklere katılıyorum. Çeşitli okulların öğrenci gruplarıyla ve okuyucu gruplarıyla zoom üzerinden söyleşiler yapıyoruz. Parasız, imzalı kitap gönderme kampanyaları düzenliyoruz. Duyarlı, ilgili ve yazma yeteneği olan çocuklarla yazışıyoruz. Onların öykü denemelerini değerlendiriyoruz. Geleceğin yazarlarına katkı sunmaya çalışıyoruz. Bütün bunlar, hem bizim diri kalmamız, hem de çocuk okuyucularımızın hem bizimle hem de birbirleriyle sıcak bağ oluşturmaları açısından, kuşkusuz çok yararlı oluyor. Ama elbette, başta da söylediğim gibi, hiçbir şey yüz yüze ilişki kadar doyurucu ve etkili olamaz. Umarım en yakın zamanda, yeniden gerçek etkinliklerle okuyucularımızla yüz yüze gelme olanağı buluruz.” ifadelerini kullandı. 

- Reklam -