Çevre ve ekonomi

0
60

İnsanoğlu ekonomiye konu olan tüm üretim ve tüketim faaliyetlerinin tamamını aslında çevrenin kapsamında yapmaktadır, bu manada insan dahil var olan her şey çevrenin bir alt kümesidir.

Çevre dediğimizde aklımıza hemen dünyamız, yeşillikler, sular ve hava gelir, oysa aslında dünya adını verdiğimiz bu gezegen bile kosmosun sadece küçük, küçücük bir parçasıdır.

Bu gün geldiğimiz aşamada insan varlığı, davranış ve eylemleri ile çevreyi etkilemektedir, lakin aynı zamanda çevre koşulları da insanın varlığı ve davranışlarını etkilemekte ve biçimlendirmektedir.

Ekonomiyi salt borsa arsa, faiz döviz cephesinden algılayan kişiler çevrenin kapsayıcılığını ve belirleyiciliğini gözden ırak tutmayı tercih etmektedirler.

Oysa çevre insanın, sadece insanın da değil tüm canlıların var oluşunu mümkün kılan tüm madde ve enerjinin kaynağıdır, bir düşünün tek bir atom; oksijen atomu olmasa insan türü var olabilir mi? Ya da tek bir molekül; su molekülü evsafını yitirse ve yahut bulunamaz olsa insan türü varlığını sürdürebilir mi?

Yaşam, varlık ve yokluk bahse konu olduğunda arsa, borsa, para, döviz ve sair kıymet ölçülerinin her hangi bir anlamı kalabilir mi?

İnsan çevreye muhtaçken çevre insana muhtaç mı? Bu gezegenin bildiğimiz tarihi boyunca yok olup giden binlerce canlı türü yok mu? Hatta defalarca kitlesel yok oluşlar yaşanmamış mı, yeryüzünde var olan canlıların nerede ise yüzde 90’ı bir anda yok olmamış mı? İnsan türünün varlığı ya da yokluğu çevreyi ne kadar etkiler, doğa için ne kadar önemlidir?

Bu soruların yanıtları üzerinde ne kadar düşünüyoruz?

Günlük hayatın koşuşturması, toplumsal ve ekonomik ilişkilerin hırsları arasında çevrenin önemini ve vazgeçilmezliğini çoğu zaman dikkatimizden kaçırıyoruz. Bize öyle geliyor ki insan türünün varlığını sürdürmesine uygun hava, su, toprak ve diğer canlılar hep vardı ve hep var olacak, oysa doğanın temel kaidesi değişimdir, her şey, her zaman değişir çevre ve doğal koşullar da bu değişimden nasibini alır.

Zamana yayılan, çok da radikal olmayan değişimlere canlıların uyum sağlaması ve varlıklarını sürdürebilmeleri mümkündür, lakin değişim ani ve şiddetli olursa canlıların aynı uyumu sağlaması çok çok zor olabilir.

Gezegenimizde bu gün yaşananlar ise değişimin insan faaliyetleri yüzünden radikal bir şekilde hızlanmasıdır, atmosferi, suları, toprağı kirletiyor ve diğer canlı türlerini hızla yok ediyoruz. İnsan egosu ve sahip olduğu teknolojinin yarattığı illüzyon; doğa karşısında insanın kendini çok güçlü ve dokunulmaz olarak görmesine yol açıyor.

Oysa insan türü çok narindir ve bu gezegen koşullarında varlığını sürdürebilmesi pamuk ipliğine bağlıdır.

Çıplak insan ancak suyun sıvı halde bulunabildiği sıfırın biraz üstündeki sıcaklık değerlerinden başlayıp, 50 – 60 santigrat derecelere varan bir sıcaklık seviyesine kadar yaşamını sürdürebilir, kosmosun -273,15 °C den başlayıp, milyonlarca santigrat dereceye ulaşan ısı değerleri arasında çok dar bir aralık insan yaşamına uygundur. Gezegenimizin ısı değerlerinde soğuma ve ısınma yönünde ani ve radikal bir değişiklik olduğu anda insan türünün varlığını sürdürebilmesi çok ama çok zor olacaktır.

İnsan uygun nitelikte hava almadan birkaç dakika, temiz su içmeden birkaç gün ve gıda almadan sadece birkaç hafta hayatta kalabilir. İnsan yaşamına dair koşullar bu kadar zor ve bu kadar çevre şartlarına bağlı iken insanın çevreyi bu kadar umursamaması tam bir aymazlık değil midir?

Bakınız küçücük bir virüs insana dünyayı dar edip, tüm insanlığın binlerce yılda kurduğu düzenini alt üst edivermiş bulunuyor; doğanın bu kadar küçük bir parçası bile insan türü için bu kadar büyük değişiklikler yaratabiliyorsa doğanın makro güçlerinin nelere yol açabileceğini varın siz hayal edin.

İnsanın doğal çevrenin küçük ve ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul edip, ekonomi dahil olmak üzere tüm iş ve eylemlerimizi bu gerçeğe uygun bir şekilde yapılandırmadığımız müddetçe doğanın yok edici tepkisinden daha ne kadar korunabiliriz?

Doğanın yok edici etkilerinden korunabilmek için bildiğimiz iki yol var, bunlardan birincisi doğa koşullarına uyumlu yaşamak, bu koşulları radikal bir biçimde değiştirebilecek iş ve eylemlerden kaçınmak ve ikincisi de doğanın türümüze yaratacağı tehditlere karşı bilim ve teknolojimizi hızla ilerletmektir.

Tüm insan uygarlığı bu iki yol üzerinde ittifak ederek işbirliğine gitmelidir, yoksa tarih boyunca yok olmuş canlı türleri müzesinde insan türü de yerini alır, demedi demeyin…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz