Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından Aralık 2019 dönemine ilişkin ödemeler dengesi verileri açıklandı. 

Bu verilere göre: Cari işlemler açığı, 2018’un Aralık ayına göre 1 milyar 731 milyon dolar artarak 2 milyar 798 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bunun sonucunda, cari işlemler hesabı, 2019 yılının tamamında ise 1 milyar 674 milyon dolar fazla verdi.

Söz konusu gelişmede, ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret açığının 2 milyar 89 milyon dolar artarak 3 milyar 402 milyon dolara ve birincil gelir dengesi açığının 93 milyon dolar artarak 1 milyar 87 milyon dolara yükselmesi etkili oldu.

Altın ve enerji hariç cari işlemler fazlası ise 1 milyar 429 milyon dolar azalarak 1 milyar 454 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler, 2018 yılının aralık ayına göre 214 milyon dolar artarak 1 milyar 112 milyon dolara yükseldi.

2019 yılı Kasım ayında 4 ay üst üste cari fazla verilen trend terse dönmüştü 2019 yılı Aralık ayında cari açığın arttığı bu verilerde görülmektedir.

Cari açığın kronik ve yapısal bir sorun olduğunu, geçici ve pansuman çözümler ile bu sorunun çözülemeyeceğini devamlı olarak söylüyorum.

Cari açığın temel nedeni, ürettiğimizden fazlasını tüketmemiz ve küresel ölçekte büyük talep görecek mal ve hizmetler üretemiyor olmamızdır.

Büyük devlet, güçlü ve zengin millet olmanın yolu üretimden geçer, lafla peynir gemisi yürümez, borç harç ile güçlü ve zengin bir toplum olunamaz, başta iktidar ve ekonominin yöneticileri olmak üzere bu ülkede yaşayan herkesin bunu kafasına sokması lazımdır.

Verilen cari açık borçlanarak tüketmiş olduğumuzu göstermektedir. Bu sorun yeni de değildir, kökleri ta Osmanlı İmparatorluğuna kadar uzanır ve Osmanlı İmparatorluğunun sonunu getiren asli sorundur!

Nasıl ki Osmanlı kendi devrinde buharlı lokomotif, buharlı gemi, tegraf cihazları, tüfek, top, teyyare yada sınai yöntemler ile kumaş üretemiyor çayı, şekeri bile ithal etmek zorunda kalıyorduysa, bu günde durum pek farklı değil, otomobilleri, elektronik araç gereci, ilacı, petrolü, gazı ithal etmek zorundayız. Tıpkı masallardaki gibi “Az gittik uz gitti dönüp baktık ki bunca zamanda anca bir arpa boyu yol gitmişiz”.

Bu ülkeyi seven, bu ülkede yaşamak isteyen tüm insanlar oturup bu üretim beceriksizliği üzerine kafa yormalı, neden üretemiyoruz, neyimiz eksik diye düşünmelidir.

En başta da iktidar laf üretmeyi, mazeret bulmayı bırakıp bu ülkede neden üretim yapılamadığını sorgulamalıdır!

Üretici güçler tabiri caizse gül gibidir, narindir, naziktir ve herkes ona sahip olmak ister. Nasıl bir gülü çölde yaşatmak mümkün değilse, üretici güçleri de uygun olmayan toplumsal iklimlerde yaşatmak mümkün değildir! Gül çaresizdir, toprağa bağımlıdır, iklim uygun olmazsa boynunu büker, solar, kurur gider, lakin üretici güçler hiçbir yere bağımlı değildir, topraklarını kendileri seçer ve seçtikleri topraklarda iklim uygun olmayan bir şekilde değişirse kalkar, göçer uygun iklimlere, uygun topraklara gider. İktidarların görevi hükmettikleri toprakları üretici güçler için uygun hale getirmek ve uygun halde tutmaktır.

Tek bir adamın sözü ile yönetilen, kişisel kararlar ile toplumsal iklimin değiştiği, adaletli, tarafsız ve bağımsız bir hukukun bulunmadığı topraklar üretici güçler için uygun bir iklim oluşturmaz. Böyle toplumlarda yeni üretici güçler ortaya çıkmayacağı gibi var olanlarda ya yok olur ya göçer gider, üretim olmaz  halkın ihtiyaç ve taleplerini karşılayabilmek için ithalat artar, ithalat yapabilmek için de döviz borcu alınmak zorunda kalınır ve dış borçlar da artar! Cari açık verileri de bu durumun göstergesidir.

Kısacası yapısal tedbirleri zamanında almaz, gerekli olan reformları yapmazsanız bak iyileşti dediğiniz cari açık da gene hortlar, demedi demeyin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz