Doğu Karadeniz turlarını okursunuz gazetelerde, Giresun veya Samsun’dan başlar ve her gün bir telaş, koşturmaca, sabah erken kalk, belirli yerlere git, otobüslere yetiş, erken gelen geç kalan, 2. Sınıf oteller, öğlen yemekleri dışarıda, tura dahil olmayanlar, harcamalar v.b derken iki katına çıkan rakamlar. Çamlıhemşin yaylaları bir başka!

“Ben sizlere, sadece Çamlıhemşin yaylaları ve turlarını anlatmak istiyorum.”

Misafirim olunca bölgeyi en iyi turla gezmek daha iyi olur diye düşünmüştüm. Tabi madem konu açıldı bu turdaki aynı ödemeler konusunu da yazayım; (Bu arada annem de Çamlıhemşinli.) Ücrete dahil olanlar: Sabah kahvaltısı, akşam yemekleri, rehberlik hizmetleri, acenta refakati, seyahat sigortası, aktiviteler, konaklama, öğlen aperatifleri, transfer hizmetleri. Ücrete dahil olmayanlar: Özel alışverişler, yemeklerde alınan içecekler, müze ve örenyeri girişleri, jeep safari, rafting v.b.

İlk gün, Trabzon Havaalanı’ndan karşılanıp transfer aracıyla Fırtına Vadisi’ne gelen diğer arkadaşlarla tanıştık.

Onlar otele yerleşirken, bende Ankara’dan araba ile birlikte geldiğim kız arkadaşım ve köpeğim Kara ile onları ziyarete gittik. Bizim ev, yaklaşık 100 yıllık ve 6 odalı büyük bir ev. Haziran ayının başı olunca da evde kimse yoktu. İki gün temizlik yaptık haliyle. Canımız çıkmıştı. Misafirim, ilk defa gördüğü Karadeniz’in doğasına ve serinliğine hayran kalmıştı. Tarsus’dan gelince haliyle, birde akşamları kuzine yakınca… Sürekli iyi ki geldik diyordu. Kara’ya da çok alışmıştı. Şansımıza grupta hep neşeli tipler vardı. Neyse ben geziye başlayayım en iyisi. Kahvaltımızı yapıp Ayder Yaylası’nda panoramik bir tura katıldık. Öğlen Gelintülü Şelalesi’nin karşısında aperatiflerimizi atıştırıp, Karadeniz’in en uzun şelalelerinden biri olan Göksu Şelalesi’ne geçtik. Yaklaşık 30 dakikalık bir trekking yaptıktan sonra akşam otele ve eve döndük. Kara da ikinci rehberimizdi.  Daha doğrusu, rehber olan kuzenim ile bir en önde gidiyor bir ortalarda yer alan bizim yanımıza geliyordu. Tabi ağzı açık, sevinçli ve çok mutlu bir halde.

İkinci gün, kahvaltımızı yapıp 20 dakikalık bir yolculukla Salap’ın Sırtı’na çıktık.

Buradan Fırtına Vadisi’ni kuşbakışı görüntüledikten sonra ödüllü filmlerin çekildiği Aşağı Vice Mevki’ne geçtik. Bu arada kuzenim hem rehber, hem de prodüksiyon firması sahibi. O yüzden yerli yabancı pek çok flim, dizi, reklam çekimlerini de o organize ediyor. Yerinin adı da Çolakapı. İşte orada öğlen yemeğimizi yiyip uzun bir yürüyüşle Haminoğlu Şelalesi’nin altından geçerek Anahula Mağarası’nda çay molası verdik.  Sonra da tura devam edip taş konakları görmek için Yukarı Vice bölgesine geçtik. Taş konaklardan biri de bizim ev oluyor. Akşama kadar bizde takıldık. Kara’nın bitmeyen enerjisine hepimiz hayret ediyorduk bir yandan da. Birde ufak bir mangal partisi verdim.  Bulaşıkları turdakilere yıkattım gerçi. Kız arkadaşım yoksa garanti beni öldürürdü.

Üçüncü gün, sabah kahvaltımızı yapıp Zilkale’ye çıktık.

Çeşitli foto aktivitelerinden sonra Çat Köyü’ne geçtik. Burada öğlen yemeklerimizi yedik. Köylüler ile sohbet ettik. Bebek sevdik. Ufak keçi bile sevdik. Sonra Elevit Yaylası’nda çay molası verip, Trovit Yaylası’ndan aşarak Palovit Yaylası’na geçtik. Buradan da Türkiye’nin en korunaklı ekolojik bölgelerinden biri olan Amlakit Yaylası’ndaki pansiyonumuza yerleştik. Bizim köyün yaylası da Amlakit zaten. Akşam yemeğine kadar dere kenarına veya daha yukarı eriyen karların olduğu bölgeye gidip kartopu oyandık. Dünya üzerinde aynı gün mayolar ve bikini ile derede yüzüp yapay olmayan kartopu oynayan galiba tek canlı bizlerdik.

Dördüncü gün kahvaltıdan sonra yörenin en eski yerlerinden biri olan Kotençur’a orta dereceli bir yürüyüş yaptık.

Buradan Kermukereç Gölü’ne geçtik. Öğlen aperatiflerimizi alıp, Hardımalı’ya ulaştık. Çoğunlukla yürüyorduk haliyle ve hepimize yürüyüş çok iyi geliyordu. Burada ise tüm vadiyi ayaklarımızın altına ve karşımıza alarak foto safarisi yaptık. Akşam yemeği içinde pansiyona geri döndük.

Beşinci gün, sabah kahvaltıdan sonra Karadeniz’in en yüksek yaylası olan Samistal’a geçtik.

Taş evlerden oluşan bu yaylada öğlen yanımızda getirdiklerimizi yedikten sonra uzunca bir süre çay keyfi yaptık. Dönüşte Hazindağ’ın düzünden, Amlakit Yaylası’na tekrar çıktık. Aşağıdaki manzaradan kim daha iyi fotoğraf çekecek yarışması düzenledik ve pansiyonumuza döndük.

Altıncı gün, yine sabah kahvaltıdan sonra pansiyonumuzdan ayrılıp yağmur ormanlarının içerisinden hafif bir trekkingle Hazindağ Yaylası’na geçtik.

Buradan da transfer aracımıza binip bulutların ülkesinde öğlen bir şeyler atıştırdık. Pokut ve Sal Yaylaları’nı gezdikten sonra adrenalini yüksek bir inişle Fırtına Vadisi’ndeki otele ve bizde evimize döndük.

Yedinci ve son gün kahvaltıdan sonra aracımızla Rize il merkezinde Rize bezi, yöresel ürünler ve çay ile kivi alışverişi yaptık.

Hatta bir çay fabrikasına dahi uğradık. Sonra da Trabzon Sümela Manastırı’nı geçtik. Akşama doğru dönüş yolculuğu için Trabzon Havalimanı’ndan arkadaşları uğurladık. Eve döndüğümüzde Kara bize küsmüştü ve çok özlemişti.

Son olarak, otobüslerin içinde pişmeden, oradan oraya sürüklenmeden doğa ile başbaşa ve gerçekten de dolu dolu bir yedi gün geçirdik.

Fırtına Deresi hep yanımızda idi. Kendisi yoksa sesi vardı. Bende HES saçmalığına duyarlılık adına derelere özgürlük diye bir şarkı sözü yazıp, besteledim. Notasız, öyle tulum eşliğinde yöresel şive ile söyledim. Son gece horon eşliğinde o yorgunlukta ve sohbette tam yerinde bir farkındalık olmuştu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz