Çifte standart bir dünyada yaşıyoruz;  öyle ki, bizden olanlara başka, olmayanlara başka standartlarda…

 Birbirimizin gezişine, giyinişine, bakışına, davranışına, oturup, kalkmasına karışıp bazıları kendimizce hak görüyoruz. Bu yüzyılda bile insanları sözlerle baskı altına alıp, kalıplaşmış bir yaşama mahkûm edebileceğimizi, gençlerimizi istediği gibi şekillendirebileceğimizi zannediyoruz. Özellikle de kadınlarımızı; psikolojik baskılarla sindirip, istediği gibi şekillenmiş, içine hapsedilmiş, duygu ve davranışlarla yaşamasını isteyebiliyoruz…

Dünyanın birçok yerinde, çoğunlukla kadınların yaşam alanlarını sınırlamak; onları ikinci sınıf, hatta üçüncü sınıf bir insan olarak bakıp aşağılamak ve yaşam standardını daraltmayı bir kesimden kişilere göre hak olarak görüyorlar. Onlar; okumayan kızlar, cahil kalmış insanlar, laik olmayan bir toplumda yaşam hayal ediyorlar. Çünkü laiklik; özgür inancını yerine getirebilme, özgür düşünebilme yanında; kadının da özgürce yaşayabilmesinin garantisidir.

Laikliğin nimetlerinden faydalanıp, laikliğe karşı çıkan kadınları anlamak da güç… Bu, bindiği dalı kesmektir adeta… Bir insan kendine tanınan hakların yok olması için hizmet vermesi, kendi köleliğinin kabullenmesinden başka ne olabilir… Laikliğe karşı olan insanlara sorsan, “Yurtdışına gitmen gerek olsa, nerede yaşamak istersin?” Hemen hemen hepsi ‘laik olan ülkeleri’ seçer. Çünkü laik olan ülkelerde yaşam daha özgürdür. Ama ülkemize gelince, aynı kişiler tersini savunur, bu ne yaman çelişki…

Laiklik, sosyal bir özgürlüktür, insanların düşünce özgürlüğünden yana… Atatürk’e göre de; “Toplumsal ve uygar insan özgürlüğüdür.”

İnsanların istediği dini, inancı rahatça yaşabildiği kadar; kendinden olmayanlara da hoşgörü ile yaklaşabilmesinin garantisidir laiklik. İnsanların birbirine hoşgörü duymadığı yerde; ne huzur, ne de özgür yaşam olur. Laik toplumlarda çağdaş yaşam için bir güvencedir, insanlar yasalar önünde inancına bakılmaksızın eşit, yasalarca teminat altına alınmıştır. Laikliğin temelinde AKILCILIK ve HOŞGÖRÜ vardır.

Atatürkçü bir devlet temelinde çağdaşlaşma; ulus egemenliği, bağımsızlık ve özgür birey olarak hakları olan bir yaşam tarzıdır.

Türkiye’de laiklik üç temel üzerine inşa edilmiştir; dinsel özgürlük, vicdan özgürlüğü ve kadınlar ile erkeklerin eşitliği… Onun için laiklik, kadınların özgürce yaşama teminatıdır. Çünkü kadınlara sosyal yaşam alanlarında her türlü görevi yerine getirebilme şansı tanımıştır. Seçme seçilme hakkı, eğitsel, yönetsel, ekonomik her alanda söz hakkını eşitçe verebilme tanımıştır. Kadın erkek ayrımı kaldırılarak ‘İNSAN’ anlamı eşit olarak yüklenmiştir.

Öyleyse,                   

Geleceğin için,

Çağdaş yaşamın için,

Şiddete başvurmadan;

Dik durabildiğin kadar özgürsün,

Dik durabildiğin kadar İNSANSIN…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz