Buzdolabı satışları

0
41

Sayın Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Türkiye’de işlerin yolunda olduğunun, refah seviyesinin arttığının göstergesi olarak buzdolabı satışlarını örnek olarak gösterdi ve bütün bu gelişmelerin kendi iktidarları döneminde olduğunu, neredeyse Türk halkının buzdolabı ile kendi iktidarları döneminde tanıştığını iddia etti.

Bana göre bu iddiayı biraz sorgulamak lazım, İş bankası bu konuda bir çalışma yapmış ve bir sektör raporu hazırlamış.

Türkiye İş Bankası tarafından yayınlanan Beyaz Eşya Sektörü raporunda Türkiye’de sektörün tarihi süreçlerine de yer verilerek:

1955 yılında ilk beyaz eşyanın İstanbul Sültüce’de üretildiği.
1959 yılında ilk yerli çamaşır makinesinin üretildiği.
1960 yılında ilk yerli buzdolabının Arçelik tarafından yapıldığı.
1963 yılında ilk yerli fırının üretildiği.
1974 yılında ilk yerli tam otomatik çamaşır makinesinin üretildiği.
1993 yılında ilk yerli bulaşık makinesinin üretildiği anlatılıyor.

İşin gerçeğini söylemek gerekirse Türkiye, beyaz eşya eşya sahipliği sorununu AKP’den çok önce çözmüştü. 2000 yılı itibariyle Türkiye’de her 100 aileden 99´unun evinde buzdolabı, 81´in de çamaşır makinesi ve 67´sinin ise fırın bulunuyordu.

AKP iktidarından çok önce, daha 1993’te evlerin yüzde 65.9’unda renkli televizyon bulunuyordu. Bu oran hızlı bir artışla, 1997’de 84.1’e, 2001’de ise 94.4’e yükseldi. Televizyonu olmayan çok az hane kaldı.

Benzer eğilim çamaşır makinesinde de gerçekleşti. 1993’te sahiplik oranı yüzde 26.9’du. 2001’de bu oran yüzde 75.3’e ulaştı.

Aşağıdaki tablo ise Türk Beyaz Eşya Sanayicileri Deneği tarafından son beş yıla ait veriler ile hazırlanmıştır, İç satışlarda toplamda bir düşüşün olduğu görülmektedir.

TÜİK Verileri ise Beyaz Eşya sahipliği ile ilgili 2006 ile 2018 yılı arasındaki dönemi kapsamaktadır ve bu verilere göre:

Bahse konu dönemde çamaşır makinesi ve buzdolabı sahipliğinde ciddi bir değişim olmadığı görülmektedir.

Bir ülkede hanelerde beyaz eşya sahipliği elbette refahın ciddi bir göstergesidir.

Bir kere beyaz eşya kullanımının yükselebilmesi için hanelerde elektrik ve şebeke suyu bağlantısının gerçekleşmiş olması lazımdır.

Türkiye’de elektrik enerjisi, ilk kez 1888 yılında İstanbul’da Haliç Tersanesi’nde kurulan elektrik fabrikasının işletmeye açılmasıyla üretilmeye başlanmıştır. 1930’lu yıllara kadar Türkiye’deki elektrik üretimi, genelde yabancı işletmelerin elinde olan küçük yerel santraller ve onların beslediği birbirlerinden ayrı yerel dağıtım şebekelerinin işletilmesi şeklinde olmuştur. Ancak 1939 yılında yabancı şirketlere verilmiş olan bu imtiyazlar devletleştirilerek milli enerji üretimi başlamıştır. Elektrik enerjsinin kent, köy demeden hanelerin nerede ise tamamına ulaşması 90’lı yılları bulmuştur.

Türkiye’de hanelerin büyük bir kısmına şebeke suyu bağlanması da oldukça yenidir, daha 1990’ların başında Ankara gibi büyük şehirlerin yakınındaki köylerde bile şebeke suyu yoktu, halk çeşmelerden akan suyu kullanmaktaydı.

Türkiye’de hane halkının elektrik enerjisi ve şebeke suyuna erişimi sorunu ancak 90’lı yılların sonu itibariyle çözülmüştür.

Sonuç olarak hanelerde beyaz eşya sahipliği bir ülkenin sadece dayanıklı tüketim malları sahipliğini değil su ve elektrik gibi altyapı sorunlarını da çözdüğünün göstergesidir.

Bugün dünyada bu sorunlarını çözememiş çok sayıda insan bulunmaktadır, Türk insanı bu sorunlarını büyük oranda çözebilmiştir ve bu konuda emeği geçen herkesi minnetle anmak ve teşekkür etmek elbette ki boynumuzun borcudur, kimse selden kütük kapmaya çalışmasın geçmişte yapılanlar, katkı sağlayanlar da unutulmasın.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz