Türkiye’nin 2019 büyümesi ağırlıklı olarak tüketime dayalı olarak gerçekleşti, ekonomi yönetimi ne yaparsa yapsın yatırımlar bir türlü artmıyor.

Ekonomimizdeki üç çeyreklik küçülmeden sonra 2019’un 3. Çeyreğinde yüzde 1.9 artan tüketim harcamaları, son çeyrekte de yüzde 6.8 büyüdü. 4. çeyrekte ekonominin genel olarak yüzde 6 büyümesinin sebebi de bu artış oldu. Yani  tam manası ile tüketerek büyüme sağlandı. 

Diğer yandan TÜİK tarafından yayınlanan 4. Çeyrek verisine göre yatırımlar binde 6 oranında geriledi. Tek başına bakıldığında önemsiz görünebilecek bu oran, aslında olduğundan daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü bu, yatırım harcamalarında peş peşe yaşanan altıncı gerileme. 2018’in ikinci yarısında gerilemeye başlayan yatırırım harcamaları 2019’un tüm çeyreklerinde daraldı. Son iki çeyrekte olumlu bir baz etkisi olmasına rağmen yatırımların küçülüyor olması daralmanın şiddetini göstermektedir.

Kredi hacminin genişlemesi, faizlerin düşmesi ya da ekonomi yönetimi tarafından verilen teşvikler bir türlü yatırıma dönüşmüyor, iktidarda bundan şikayetçi ve bir türlü bu yatırımcı davranışına anlam veremiyor.

Aslında yanlış yere bakıyorlar ve yatırımcının tepkisini bu yüzden anlayıp, anlamlandıramıyorlar.

Her basiretli tacir ya da yatırımcı öncelikle para ve servet kaybetmemeye çalışır, bu para kazanmaktan, kar etmekten daha öncelikli hedeftir. Görünen kar ya da kazanç kapandaki peynir olabilir, yapılan bir yatırım büyük zarar ve servet kaybı ile sonuçlanabilir. Bırakın sınai yatırımları, gayrimenkul ve hatta menkul yatırımları dahi her zaman zarar etme riskini barındırır. Yatırımcı ilk olarak bu riski ölçer, tartar.

Yatırımın riski ise yatırım yapılacak ülke ve sektörün yapısal özellikleri ile doğrudan ilişkilidir. 

16 Nisan referandumu ile tesis edilen yeni rejimin çok ciddi siyasi ve hukuki riskler içerdiğini, bu yeni rejimin tesis edilmesi halinde yatırımcıların Türkiye’ye yatırım yapmaktan imtina edeceklerini, referandumdan önce açık ve net olarak söylemiştim. Bugün gördüğümüz tablo o zamanki iddia ve öngörümün haklı çıktığını göstermektedir.

Atalarımız “can ve mal giderse daha da geri gelmez” demiştir, yatırımcının mal yani yatırım ve iş güvencesini sıkıntıya sokan sistemler doğal olarak yatırımcıyı ürkütür, yatırım yapmaktan vazgeçirir. Hiçbir basiretli yatırımcı malını, canını, servetini, işini gücünü tek bir adamın iki dudağı arasından çıkacak kararlara emanet etmek istemez.

Yatırım olmazsa üretim olmaz, üretim olmazsa istihdam sağlanamaz ve işsizlik artar Türk ekonomisinde görülen tablo da tam budur. Büyüme ile birlikte işsizlik düşmemekte tam tersine artmaktadır çünkü büyüme tüketim ve tüketimde kredi ile sağlanmaktadır.

Bir çok ekonomist ve siyasi ekonominin yeniden büyüme trendine girebilmesi için alınması gereken yapısal tedbirlerden bahsediyor, lakin çoğunluğu belki de siyasetin tepkisini çekmemek için açık ve net konuşmuyor, lafı dolandırıyor, gelip geçici, konjonktürel tedbirlerden bahsediyorlar. Oysa alınması gereken yapısal tedbirlerin başında yatırımcının güvenini sağlayabilecek bir şekilde, siyasi karar alma mekanizmalarında denge denetim mekanizmalarını kurmak, yönetimde güçler ayrılığını tesis etmek, tam bağımsız ve tarafsız, siyasilerin ya da başkaca vesayet odaklarının emrinde olmayan bir yargı sistemini oluşturmaktan geçmektedir.

Bu en temel yapısal reform, anayasal değişikliler ile yapılmadan her ne yapılırsa yapılsın, hangi tedbirler alınırsa alınsın yatırımcının güvenini kazanacak ve yatırım yapmaya ikna edecek bir sonuç elde edilemeyecektir.

Daha da kötüsü yeni yatırım yapılmaz ve var olan yatırımlar yenilenmezse ekonomimiz rekabet gücünü de hızla kaybedecektir, sonradan bu açığı kapatmak, kaybedilen pazarları yeniden ele geçirmek çok ama çok zor olur, demedi demeyin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz