BULMAK İÇİN YOLA ÇIKMIŞSAN VE BİLİNÇLE ARIYORSAN KENDİN DE DAHİL HER ŞEYİ BULABİLİRSİN!… YA STAR/TANRIÇA UYANDI

0
248

Kitabı okumaya başlarken, okuyan arkadaşların dönütlerini okuduğumda, neyle karşılaşacağımı az çok kestirdiğimi düşünmüştüm. Ancak, herkesin okuduğu metin, öykü, roman veya şiirle ilgili bakış açısının, yorumlarının ve algılarının farkı olacağını da elbette biliyordum.
Heda; Tek başına ve hep yalnız hissediyor kendisini. Haksız da değil. Romanın tamamına damgasını vuran özelliğin; toplumu yöneten Erk’in, önce kadınları ve çocukları sonra azınlıkları daha sonra da tüm yoksul kitleyi nasıl ezerek yönetmek üzerine kurulduğunu görüyoruz. Heda’da bunlardan bir tanesi. Heda, bir yere kadar, her yol ağzında kararlarını zorlukla veriyor. Toplumsal önyargılar, feodal ilişkiler ve yalnızlığının verdiği güvensizlikle karar vermekte bir şekilde zorlansa da el yordamıyla doğruları bularak karar veriyor.
Sakine ile karşılaştıktan sonra her şey değişiyor. Kentten yolculuğa çıkan Heda ile kente dönen Heda’yı bambaşka bir kişilik olarak görüyoruz. “TANRIÇA UYANIYOR!”.

Alihan Demir, öylesine emek harcamış ki, bu ayrıntılara ilk anda sezemiyorsunuz. Bu kadar toplumsal konuları işlerken slogan ve bilimsel dil kullanmadan, “öteki” anlayışına yaslanmadan, çevremizdeki herhangi bir insanın kavrayabileceği düzeyde işlemiş. Olaylar öylesine iç içe geçmiş ki bazen okuduğunuzun roman mı gerçek mi olduğunun ayrımına varamıyorsunuz. Bazen hayal dünyanızda gezinirken birden bir mitingde okunan bildiriden alınmış gibi bir metinle suratınıza çarpıyor gerçeği.
Yazarın bunu bilerek ve isteyerek yaptığına inanıyorum. Arada bir okuyucunun önüne koyduğu duvara okuyucuyu var gücüyle çarpıyor. Kitabın içinde sıkça rastladığımız metaforlar, okuyucunun damağında ve dimağında şiirsel bir tat bırakıyor.
Roman; Türkiye tahlili/gerçeği arasında gidip gelen bir salıncak sanki. Okurken rehavete kapılıp uyumak ya da nerede olduğunu fark edip düşmek ya da olanları kaçırmak düşüncesiyle sıkı sıkıya kendini diri tutmak okuyucunun inisiyatifinde.
Sözünü ettiğim duvara çarparak sarsılmak, okuyucuyu diri tutmak aynı zamanda yazarın dikkate aldığı bir konu belli ki. Aşağıdaki gibi pek çok örnek var.

- Reklam -


(Heda ile Hebun mağaraya vardıklarında, baş başa iken)
“Soyun!” Neeee?”
“Soyun diyorum!”
“Ne demek soyun Hebun? Ne diyorsun sen?”
Hebun’un yüzü normal ve söylediği şeyde bir gariplik yok gibi davranıyor. Ben mi anlamıyorum ne dediğini?
“Heda, sen iyi misin? Ne dediğimi anlamıyor musun?
Su, su… Susadım. Senin çantandan su ver bana”
Burada yazar okuyucuyu silkelerken, Heda, Hebun’a ne kadar güvenirse güvensin, Heda’nın İstanbul’da yaşadıklarının etkisi altında olduğu ve söyleneni o algı üzerinden değerlendirdiği de bir gerçek.
Dikkatimi çeken bir konu da Heda’nın dönüşümüne de sebep olan Sakine’nin yaşadığı yer “özgürlük adası diyeyim” şehirlerden uzak, kır. Kentlerin kirliliği ve tutsaklığı simgelemesi, kırların özgürlüğü ve temizliği simgelemesi, sırtımızı dağlara dayamamızın da gerekliliğini ortaya koyuyor.
Benim şiirlerimde de çok başvurduğum bir özelliktir, doğa üzerinden, sevgi, özgürlük ve vefaya dair nitelikler.
Elbette her yazılan, emek verilen ürün okunmalı ama YA STAR/TANRIÇA UYANDI mutlaka okunmalı. Herkesin sıkça sözünü ettiği “Türkiye Mozaiği” tüm acılarıyla kitapta vücut bulmuş. Kalemine, yüreğine, bilincine sağlık Alihan Demir dostum.
Hikmet Dönmez

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz