“Dünya Kadınlar Günü”,  kutlu olsun hepimize

0
207

Her yıl, “8 Mart” geldiğinde irkilirim bir kadın olarak.  Adının,  “kadınlar günü” diye anıldığı bu günde, “kutlanacak neyimiz var” diye düşünür, endişelenirim yeniden.

Modern dünyada dahi kadının taciz ve şiddet gördüğü, iş hayatında cinsiyet ayrımcılığına uğradığı bir dünyada yaşıyoruz çünkü.
“Bilim adamı” kelimesinin bile son yıllarda ortaya çıkan bilim kadınları sayısının fazlalığından, “bilim insanı” na dönüştüğü günümüzde, dünyanın her yerinde kadınlar erkekler tarafından eziliyor biz de bunu 8 Mart’ı kutluyoruz işte. Şöyle bir bakınız etrafınıza, kaç tane kadın yönetici görüyorsunuz? Özellikle medya alanında gelmiş geçmiş bir tane genel yayın yönetmeni hatırlıyorum,  Nurcan Akad. O da çok kısa bir süre görev yaptı, istifa etti gitti, ya da neyse… Televizyonlarda da durum farklı değil.

Erkek egemen dünyada kadının iş alanındaki başarısı her zaman için erkekler tarafından gölgelenmiş, hak ettikleri mevkiler karşılığında kadınlar hep cinsel isteklerle şekillendirilmiştir.
Dahası, kadının sadece anne olarak saygı gördüğü bir toplumda yaşamanın verdiği bitmek bilmeyen  sıkıntılar. Anne olan kadınların da, evde kocasından gördüğü eziyet, şiddet, aşağılanma, hiç az değil. Her gün çocuklarının gözü önünde hakarete ve ya dayağa maruz kalan kadınlar, ellerinde olmadan, kendilerine saygı duymayan çocuklar yetiştiriyor.

Babalarının saygı duymadığı, aşağıladığı kadınlara, zamanla, çocuklar da saygı duymuyor, ciddiye almıyor. Tabii bu yetmiyor, bazı babalar, çocuklarının gözleri  önünde annelerini vuruyor veya döverek öldürüyorlar.
Bu, saygı duyulduğunu yazdığım annelerin durumunu belirtmek için yeterli midir, bilmiyorum. Ama inanın daha kötüsü var iyisi yok.
Saygı duyulmayan bekâr kadın-kız kısmının (yaş ayrımı yaptım) durumu ise daha  kötü olabiliyor. Özellikle ergenlikten, evleninceye kadar geçen süreçte başta, toplum tarafından olmak üzere, türlü aşağılanmalara maruz kalıyorlar.
2018 yılında, gelişmiş ülkelerde, başka gezegenlerde hayat araştırılırken, bizde, kadının bir erkekle konuşmasının dahi “ahlaksızlık” , en iyi niyetlisinden, “hafiflik”, olarak algılandığı göz önüne alınırsa, kadınların özgürlük alanı, yine sadece hemcinsleriyle sınırlı.
Yani kadın pek çok işini hemcinsleriyle birlikte halletmek zorunda kalıyor. Kadınlarımız, kadınlarla diyalog kurduğunda, arkadaşlık ettiğinde, çarşıya pazara gittiğinde, düğünlerde-nişanlarda, bir erkekle yapması gereken dansı,  el ele, göz göze bir kızla veya yetişkin bir kadınla  yaptığında aşağılanmıyor, bilakis takdir görüyorlar. (Sırf bu nedenle böyle dar coğrafyalarda eşcinsel ilişkiler had safhada olduğu raporlarla  sabitlenmiş). Suudi Arabistan gibi.
Kadınların bindiği otobüsler, kadınların alışveriş ettiği dükkânlar… Kısacası, kadınları sürekli kadınlarla birlikte olmaya iten pek çok şey artık Türkiye’de de mevcut. Açıklamasının, “kadınların taciz edilmemesi için”  diye yapıldığı bu duruma “tacizi cezalandırma, kadını cezalandır” diyorum içimden. Bunun başka açıklaması olamaz.

Gerçi, Suudi Arabistan şimdilerde, bizim yıllar önce Atatürk sayesinde edindiğimiz haklarımızı, kadınlarına yavaş yavaş, yaygara kopartmadan vermeye çalışıyor. . Çünkü artık ülkenin prensesleri bile Avrupa’nın en modern mankenlerini geçecek şekilde giyiniyor ve çılgın bir hayat yaşıyorlar. Sadece Avrupa’da değil kendi ülkelerinde bile yaptıkları partilerde, eğlencelerde, alkolü ve cinselliği açıktan yaşadıklarını, sağ olsun Instagram sayesinde görüyoruz.
Zaten yasak olan her şey aşırıyı getirir ya, Suudi prens ve prensesler de aynen öyle yaşıyorlar işte. Londra’nın Membership kulüpleri meşhurdur Arap prensleri ile dolup taşan. Buna  bir de yeni nesil prensesler eklendi, onlar da benzeri hayatlar yaşıyorlar. Zaten kimi gay, kimi lezbiyen, ne sorgulanıyor ne ceza alıyorlar. Böyle durumda sıradan Arap kadınları da yıllardır isyan ede ede haklarını almaya başladılar.

Arabistan’ın bile kabuğunu kırmaya başladığı şu günlerde, ülkemdeki, “tersine hareketleri” anlamak mümkün değil.
Şiddetin her türlüsünün en ağır şekilde cezalandırılması gerekirken, son yıllarda artmasının ciddi anlamda araştırılması gerekiyor. Ben burada yasa koyucuları ve uygulayıcıları suçlu buluyorum. Yasa koyanlar, şiddetin en ağır şekli ile cezalandırılması gerektiğine inanmalılar.
Şiddet aynı zamanda bir terör eylemidir. Özellikle kadına uygulanan şiddet, hep söylüyor ve yazıyorum, kadınlara karşı yapılan bir terör eylemidir. Yeni yasalar çıkmalı bunun adı net “kadına karşı terör” olarak tespit edilmeli.

Yasa uygulayıcıları da üzerlerine düşen görevi yapmak zorunda kalmalılar, öyle ki yapmadıkları takdirde onlar da ceza almalı.
Tıpkı Gülay Mübarek olayında olduğu gibi. Bir genç kadına yaptığı tacizden ceza almayan bir erkek, cumhurbaşkanına hakaretten ceza aldı da, kız bir süre nefes alacak.
Şimdi siyasi olmak başka bir şey, kadını korumak ve kollamak çok daha başka şey, ikisini ayırt edemeyen bir savcıya teslim edilirse kadınların hakları, burada tamamen bir hata var demektir.

Aynı zamanda son yıllarda kadınlara karşı artan bu terörist eylemlerde hükümet bence biraz kendisini sorgulamalı, “neyi yanlış yaptık” diye. Sayın cumhurbaşkanı her yerde tacizin tecavüzün en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini söylüyor.
Ona rağmen erkekler tarafından kadınlara yapılan terör eylemleri (siz şiddet diyebilirsiniz), evde sokakta her yerde günün her saatinde artmışsa eğer, bunu üzülerek söylüyorum ki İktidarın, mutlaka samimiyetle sorgulaması ve bu mağduriyeti gidermesi gerekir. Kadınların, erkek terörüne karşı  en iyi şekilde korunduğu, cinsiyet ayrımcılığına uğramadan, evde işte hayatını kolayca idame ettirdiği, Sen bir kahkaha attığı için “o..spu diye damgalanmadığı, sadece çocuklarına anne, kocasına köle olarak dünyaya gelmediğine inanılan, “erkek gibi kadın”, “erkek sözü ver” gibi tanımlamaların kullanılmasına ihtiyaç duyulmayan, değer verilen, sözle değil icraatla el üstünde tutulan, bir dünyada “8 Mart” değil, her gün “kadınlar günüdür”  bana ve biz kadınlara.  “Dünya Kadınlar Günü” kutlu olsun!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz