Cumhurbaşkanlığı bürokratları mı, yoksa atanan bakanlar mı yetkili? Bakanı atayan Cumhurbaşkanı aynı zamanda, bakan yardımcıların atayan yine Cumhurbaşkanı sonra üst düzey bürokratları atayan da Cumhurbaşkanıdır.

Şimdi herkesin arkasındaki güç Cumhurbaşkanı olunca, bürokrat, bakan yardımcısını dinlemez bakan yardımcıları bakanı sallamaz, cumhurbaşkanlığı bürokrasisi hiç birini ciddiye almaz. Herkes sonuna kadar güçlü ve yetkili ama sorumluluk kimde? Hatırlayalım, cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine giden referanduma kim ön ayak oldu? Kim bu referandum kampanyasında Sayın Erdoğan’dan fazla heyecanlıydı?

Cevap, Sayın Devlet Bahçeli..!

Her akşam televizyonlarda, “revizyon yapılmalı” diye cumhurbaşkanlığı modeli tartışılıyor. Bu konu AKP yöneticileri tarafından da seslendirilmeye devam ediyor. Mutlaka bir şeyler değişecek gibi görünüyor. . Başkanlık modeli, merhum Özal tarafından ortaya atılmış daha sonra merhum Demirel ile devam etmişti. Ancak, o dönem tartışılan model ABD’de 200 yılı aşkındır yürüyen, tam başkanlık modeli veya Fransa’da yarı başkanlık uygulaması etrafındaydı.
Hangi model olursa olsun, hedef tam demokrasiyi tarif eden, yargı, yürütme ve yasama erklerinin birbirinden bağımsız birbirini dengeleyen unsurlar olarak düşünülmüştü. En azından, batıda yürütülen demokratik başkanlık sistemi hedefe konmuştu. Bunun yanı sıra güney Amerika ve bazı Afrika ülkelerinde kullanılan ve adı başkanlık olup esasen diktatörlük ile idare edilen ülkelerden olmak değildi.

Biz ne yaptık, ABD veya Fransa modellerinden ziyade, “Türk modeli” diye bir model yarattık. Demokrasinin Türk modeli, Amerikan, Japon modeli olmaz. Yargı, yasama ve yürütme birbirinden bağımsız değil ise, yarattığınız model demokrasi olmaz.

Kötü yönleri de olsa, yürüyen bir sistem vardı. Yanlış anlaşılmasın, eski parlamenter sistem de Türkiye’de demokrasiyi temsil etmedi hiçbir zaman.

Yasama hükümetin elinde, zaten hükümet demek yürütme demek, yargı Adalet Bakanlığı ve HSYK içinde Müsteşarı tarafından idare edilen bir garip yapıydı. Bugün ise tam olarak cumhurbaşkanının emrinde bir kurul oldu.

Bugün devlet idaresinde de kaos gözüküyor. Cumhurbaşkanlığı içinde kurulan, ofisler, kurullar, danışmanlar ve başkanlıkları ile bakanlar ve onlara bağlı bürokrasinin işlemediği açıktır. Kim kimden talimat alacak? Kim kimin altında veya üstünde? Belli değil. Cumhurbaşkanlığı bürokratları mı, yoksa atanan bakanlar mı yetkili? Bakanı atayan Cumhurbaşkanı aynı zamanda, bakan yardımcıların atayan yine Cumhurbaşkanı sonra üst düzey bürokratları atayan da Cumhurbaşkanıdır.

Şimdi herkesin arkasındaki güç Cumhurbaşkanı olunca, bürokrat, bakan yardımcısını dinlemez bakan yardımcıları bakanı sallamaz, cumhurbaşkanlığı bürokrasisi hiç birini ciddiye almaz. Herkes sonuna kadar güçlü ve yetkili ama sorumluluk kimde?
Bu kronik ortama biz nasıl geldik?
Hatırlayalım, cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine giden referanduma kim ön ayak oldu? Kim bu referandum kampanyasında Sayın Erdoğan’dan fazla heyecanlıydı? Cevap, Sayın Devlet Bahçeli!

Peki, sonra ne oldu? Sayın Bahçeli, dedi ki madem başkanlık isteniyor referandum yapalım ki vatandaş tarafından da onaylandı, artık Sayın Erdoğan senin Cumhurbaşkanı olman lazım! Ve yine Devlet Bahçelinin inanılmaz gayreti ile Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildi.
Sonuçta ne oldu?

Yüzde 35 ile bile başbakanlığa gidebilecek, Ak Parti, artık yüzde 51 almak zorunda olduğunu anladı. Ama önemli olan, Bahçeli, Ak partiye ittifakın önemini ve artık ittifak olmadan sen iktidar olamazsın mesajını net olarak verdi.

Son yerel seçimlerde Ak Parti de MHP’ ye belediyeler hediye etti. MHP’nin belediye başkanlıklarına aldığı oy oranı yüzde 5.46, hepsi bu. Sonuç 1 büyük şehir ve 11 il ve 145 ilçe belediyesi MHP ‘ye geçti.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile başlayan ittifaklar sistemi MHP için muhteşem olurken Ak Parti için hiç verimli olmadı.

Eğer ittifaklar oluşmasaydı Ak Parti kesinlikle İstanbul ve Ankara’yı alabilirdi. Oy oranlarına baktığımızda bu çok net.

Ak Partinin, MHP ile ittifakla en büyük zararı İstanbul’da görmüş olduğu kesindir. Ak Parti, 31 Mart seçimlerini sadece 13 bin oy ile kaybetti. Bu çok az oy farkı, MHP’nin ittifak ortağı olmasından dolayısıyla Ak Parti, Kürt kökenli muhafazakâr seçmeni net olarak kaybetti.
Yani, MHP İstanbul’da Ak Partiye oy kaybettirmiştir. MHP’nin andımızı dışlaması, T.C ibaresinin kaldırılmasından rahatsız olmaması milliyetçi seçmeni kesin olarak Ak Partiden de uzaklaştırmıştır.

Bundan sonraki seçimler için, AKP’nin MHP ile ittifak yapması halinde hem muhafazakâr Kürt kökenli seçmenleri kaybetmeye devam eder hem de milliyetçilik duyguları yüksek olan orta Anadolu ve Karadeniz seçmenlerini de kaybetmeye davam etmesi mümkündür.
Son nokta, siyasilerin hoyratça kullandığı İslami değerleri siyasi söylemlerde kullanılması halk üzerinde artık prim yapmadığı gibi bundan sonra artık ters tepmesi kesin gözüküyor.

Facebook Yorumları

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz